Dolar 47,3323
Euro 53,8589
Altın 6.168,06
BİST 13.943,87
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 23°C
Yağmurlu
İstanbul
23°C
Yağmurlu
Paz 27°C
Pts 30°C
Sal 31°C
Çar 30°C

BU SÜREÇ TÜRKİYE’Yİ NEREYE GÖTÜRÜR? HAKLI ENDİŞELERİMİZ…

25/07/2026 18:16
A+
A-

BU SÜREÇ TÜRKİYE’Yİ NEREYE GÖTÜRÜR? HAKLI ENDİŞELERİMİZ… Muharem Günay Sıddıkoğlu

Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası; çok uluslu, çok dilli ve çok başlı idari deneylerin tekinsiz labirentlerinde kaybolmakta değil; üniter yapıyı, “Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan, Tek Dil” ilkesine dayanan milli birliği kararlılıkla korumaktadır.
***
Tarih; heveslerin, ham hayallerin yahut geçici ikbal hesaplarının değil; şaşmaz ve kaçınılmaz yasaların sahnesidir.
O çetin yasaların en yalın, en acımasız hakikati ise şudur: Farklı etnik ve dilsel hatlar boyunca kurumsallaştırılmaya çalışılan çok uluslu yapılar; iç dinamiklerin kışkırtılması ve kimlik siyasetinin derinleştirilmesiyle dağılmaya mahkûmdur.
Tarihin tozlu sayfaları; cihanşümul iddialarla şahlanan ancak bünyesindeki etnik fay hatlarının tetiklenmesiyle birer birer çöken devasa devletlerin enkazıyla doludur. Bunun en yakın, en yürek burkan misali; asırlar boyunca adaletle, hoşgörüyle üç kıtaya huzur dağıtan Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye’dir. Osmanlı; bünyesindeki Sırp, Rum, Hırvat, Ermeni, Arnavut ve Arap gibi unsurların, haricî mihrakların desteğiyle alevlenen etnik milliyetçilik ve isyan dalgaları neticesinde tarih sahnesinden çekilmek zorunda kalmıştır. Keza Avusturya-Macaristan, Çarlık Rusya’sı, SSCB ve yakın geçmişte yanı başımızda dağılan Yugoslavya da aynı tarihsel kaderin kurbanı olmuştur.
Unutulmamalıdır ki; tarihten ders almayan, geleceğini bu acı tecrübelerin ışığında şekillendirmeyen toplumlar, aynı acı kaderi farklı ambalajlar altında tekrar yaşamaya mecbur kalırlar!

“Çok Ulusluluk” Masalı ve Üniter Yapının Tasfiyesi

Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin, yani göz bebeğimiz olan son kalemizin önünde duran hayati ve tarihi soru şudur:
Adına her ne denirse densin; yürütülen siyasal süreçler ve kullanılan üslup, Türkiye’yi “çok uluslu ve çok dilli” bir federasyon çıkmazına mı sürüklüyor?

Eğer bir devlet, kendi varlığının teminatı olan üniter yapısından taviz vererek idari ve etnik bir bölünmenin önünü açarsa; Osmanlı’nın son döneminde yaşanan o meşum çözülme sürecinin modern bir versiyonuyla karşılaşması kaçınılmazdır.
Ortada duran somut ve sarsıcı gerçekleri göz ardı etmek, en hafif tabiriyle basiretsizliktir:

Stratejik Hedef Farklılığı: Bölücü odağın ve onun izinden gidenlerin temel hedefi, hiçbir zaman bu topraklarda “toplumsal huzur veya kardeşlik” tesis etmek olmamıştır. Asıl gayeleri; Suriye, Irak, İran ve Türkiye sınırlarını kapsayan geniş bir coğrafyada kendi hâkimiyet alanlarını kurmaktır.

Taktiksel Kazanım Anlayışı:

Mevcut siyasal ve sosyal iklimi, o meşum nihai hedeflerine giden yolda birer mevzi kazanma aracı olarak görmekte; “ne elde edersek kârdır” mantığıyla adım adım ilerlemektedirler.
Kurumsal Özerklik Dayatması: Ana dilde kamusal eğitim ve yerel yönetimlerde özerklik ısrarı; masum bir kültürel hak talebi asla değildir! Aksine müstakil bir devlet yapısının zihinsel altyapısını ve ayrıştırma bilincini inşa etme stratejisidir.
Sahte Tarih Tezleri ve Toplumsal Fay Hattı
Bu tehlikeli stratejinin en vahim boyutlarından biri de sosyo-kültürel alanda yürütülen tarih ve dil revizyonizmidir. Yapay bir dil, sahte bir tarih ve icat edilmiş bir millet mitolojisi oluşturmak adına sergilenen çabalar; bilimsellikten uzak, zorlama iddialarla toplumun önüne konulmaktadır.

İşi öyle akıl dışı bir boyuta taşıdılar ki; büyük Türk ve İslam komutanı Selahaddin Eyyubi’yi bir kenara bıraktık, Hz. İbrahim’i ve hatta tüm insanlığın atası olan Hz. Adem’i dahi kendi kimliklerine mal ederek Kürt ilan edecek kadar absürt iddialara imza atmaktadırlar. Yüz binlerce kelimelik devasa dil haritaları ve “dünyanın en eski medeniyeti” masallarıyla yürütülen bu kampanyalar; akademik bir arayış değil, tamamen siyasi bir meşruiyet devşirme gayretidir.
İşin en acı, en tehlikeli tarafı ise şudur:

Bu zorlama iddialar ve ayrılıkçı söylemler; asırlardır aynı sancak altında yan yana, omuz omuza yaşayan öz kardeşler arasındaki bağları pekiştirmek bir yana, toplumun kılcal damarlarında tepkisel bir karşıtlık ve güvensizlik doğurmakta ve Kürtlere karşı toplumsal bir tepki oluşturmaktadır. Silahlı eylemlerden çok daha tehlikeli olan şey; toplumsal dokunun içten içe çürümesi, komşunun komşuya, vatandaşın vatandaşa şüpheyle bakar hale getirilmesidir! Bu tehlikeli gidişattan, yol yakınken derhal dönmek zorundayız

Egemenlik ve Vatanın Hukuku

Dünya tarihi boyunca hiçbir şerefli millet, egemenliği altındaki vatan toprağını bir lütuf, bir pazarlık konusu yahut hediye olarak başkalarına devretmemiştir!
Üzerinde nefes aldığımız bu mübarek coğrafya; kimsenin şahsi mülkü, mirasyedi edasıyla dağıtacağı bir arazi parçası değildir. Bu topraklar; bedeli asırlarca kanla, canla ödenmiş, milyonlarca aziz şehidin mübarek kanıyla sulanarak vatan kılınmış ortak ve mukaddes bir emanettir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası; çok uluslu, çok dilli ve çok başlı idari deneylerin tekinsiz labirentlerinde kaybolmakta değil; üniter yapıyı, “Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan, Tek Dil” ilkesine dayanan milli birliği kararlılıkla korumaktadır.
Tarihin bin yıllık haykırışına ve uyarılarına kulak tıkamak; yarın telafisi mümkün olmayan büyük felaketlerin kapısını kendi elimizle aralamak demektir!

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.