KALEMİN GÖZÜNDEN BAYRAM: TATİL Mİ, VUSLAT MI?
KALEMİN GÖZÜNDEN BAYRAM: TATİL Mİ, VUSLAT MI? Muharrem GÜNAY
Zaman akıp giderken, hayatın o koşturmacalı, yorucu ritmi içinde ruhumuzu dinlendiren, bizi özümüze döndüren vahalar vardır. İşte o vahaların en mübarek olanlarından birine, bir Kurban Bayramı’na daha kavuşmanın derin huzurunu yaşıyoruz. Şehrimizin sokaklarında, hanelerimizde ve en önemlisi de gönüllerimizde o tatlı bayram telaşı yeniden yankılanıyor. Ancak bugün, modern zamanların hayatımıza dayattığı bazı alışkanlıkları bir yazar, bir şair kalemiyle sorgulamak, bayramın gerçek iklimini yeniden hatırlamak mecburiyetindeyiz.
Biz yazarlar ve şairler, hayatı kelimelerin penceresinden izler, toplumsal değerlerin nabzını tutmaya çalışırız. Bizim penceremizden bakıldığında kurban; sadece dini bir vecibe, sadece bir ibadet değildir. Kurban; Hz. İbrahim’den bugüne uzanan kutlu bir sadakatin, Hz. İsmail’ce bir teslimiyetin ve her şeyden önemlisi fedakarlığın adıdır. Kendinde olanı başkasıyla bölüşebilmek, bencilliğin duvarlarını yıkıp “biz” olabilmektir.
Peki, bu “biz” olma şuurunu bugün ne kadar koruyabiliyoruz? Üzülerek şahit oluyoruz ki, şimdilerde bayram denildiğinde birçoğumuzun aklına ilk gelen şey, kıyı şehirlerine kaçmak, valizleri toplayıp deniz kenarında bir tatile çıkmak oluyor. Elbette dinlenmek, yorgunluk atmak her insanın hakkıdır; fakat bayramı sadece beş yıldızlı otellerin şezlonglarında geçirilecek bir “tatil” olarak görmek, bizi biz yapan o büyük ruhu eksiltmek demektir. Bayram, hayatın yoğunluğuna bir mola verip akrabayı, dostu, sıla-i rahmi unutma zamanı değildir. Tam aksine; bayram vuslattır, hatırlamaktır, kapısı çalınmayanların kapısını aralamaktır.
Bizim milli ve dini geleneklerimizde bayram, kırgınlıkların kelimeler süzgecinden geçirilip affa dönüştüğü yerdir. Bayramda ne yapılır, bayram nasıl yaşanır diye dönüp mazimize baktığımızda gördüğümüz şey sıcaklıktır. Bayram; sabahın seherinde kılınan o omuz omuza bayram namazıdır. Büyüklerin ellerinden öpmek, hayır dualarını almaktır. Akrabaları, komşuları, dostları ziyaret edip bir fincan kahvenin kırk yıllık hatırına yenilerini eklemektir. Bir yetimin başını okşamak, bir yaşlının yalnızlığına ortak olmaktır. En güzel şiir, bir yetimin veya bir büyüğümüzün yüzündeki tebessümden daha güzel bir kafiyeye sahip olabilir mi? Ya da bir mahzunun gönlüne ortak olmaktan, bir dargını barıştırmaktan daha güçlü bir hikâye yazılabilir mi? Elbette hayır. Gerçek sanat da gerçek insanlık da bir gönle dokunabildiğimiz, bir yaraya merhem olabildiğimiz müddetçe varlığını sürdürür. Deniz dalgalarının sesi güzeldir ama bir annenin, bir babanın “Evladım hoş geldin” deyişindeki o titrek ses kadar ruhu dinlendiremez.
Bu bayramda da inanıyorum ki, bu kadim topraklara yakışır bir dayanışma ve vefa örneği sergilenecektir. Paylaştıkça çoğalan, bölüştükçe bereketlenen sofralar kurulacak; apartman dairelerine sıkışmış yalnızlıklar, akraba ziyaretlerinin sıcaklığıyla dağılacaktır.
Bu vesileyle, duaların kabul, kurbanların makbul olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum. Gelin bu bayramı bir kaçış değil, bir kucaklaşma vesilesi kılalım. Başta bu güzel şehrin güzel insanları, kalemiyle ve kelamıyla dünyaya güzellik katmaya çalışan yazar ve şair dostlarım olmak üzere, aziz milletimizin ve tüm İslam âleminin Kurban Bayramı’nı en kalbi duygularımla tebrik ediyorum.
Kelimeleriniz eksilmesin, gönül köprüleriniz yıkılmasın, büyüklerinizin duası üzerinizden eksik olmasın. Bayramınız mübarek olsun.