Dolar 44,8573
Euro 52,8184
Altın 6.966,26
BİST 14.587,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 15°C
Çok Bulutlu
İstanbul
15°C
Çok Bulutlu
Paz 16°C
Pts 18°C
Sal 19°C
Çar 13°C

GEÇIM SIKINTISI ÇEKEN BIR AKADEMISYENDEN BILIMSEL ARAŞTIRMA NASIL BEKLENMEKTEDIR?

GEÇIM SIKINTISI ÇEKEN BIR AKADEMISYENDEN BILIMSEL ARAŞTIRMA NASIL BEKLENMEKTEDIR?
22/01/2014 15:36
A+
A-

MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Zuhal Topcu: “Türkiye üniversitelerinin toplam bütçesi Amerika’da bulunan bir üniversitenin araştırma bütçesi kadar bile değildir.”

TBMM Genel Kurulu’nda, MHP’nin, akademisyenlerin özlük haklarıyla ilgili araştırma önergesinin görüşülmesini içeren grup önerisi kabul edilmedi.

MHP, TBMM Danışma Kurulu’nda uzlaşma sağlanamaması üzerine önerisini Genel Kurul’a taşıdı. Öneri üzerinde konuşan MHP Ankara Milletvekili Prof. Dr. Zühal Topcu, üniversite sayısı artmasına rağmen nitelikli akademisyenler konusunda sorun yaşandığını belirterek, özlük haklarının iyileştirilmesi gerektiğini savundu. Akademisyenlerin maaşlarının AKP iktidarında gerilediğini ileri süren Topcu, “2020 Türkiyesine nasıl gireceğiz? Bu bütçelerle üniversitelerimizin bilimsel araştırma yapma şansı yok. Yolsuzlukları ve hırsızlıkları kapatmak için gösterdiğiniz performansın yüzde 10’unu akademisyenler için gösterin” dedi.Topcu’nun Meclis Genel Kurulu’nda yapmış olduğu konuşma şu şekilde: Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; MHP Grubu adına verilen araştırma önergesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ülkemizde üniversite sayısı gittikçe artmasına rağmen öğretim üyelerinin sayısı belirli ölçülere henüz ulaşamamıştır. Bunun en önemli sebebi de akademisyenlik mesleğine yönelik belirli bir kalitenin hâlâ tutturulamamış olmasıdır. Üniversitede çalışan akademisyenlerin özlük hakları sorunu hâlâ, on yıldır çözülemediği gibi iyice kalitede de düşüklük yaşamaktayız.Her gün geçim sıkıntısı çeken bir akademisyenden ileri düzeyde bilimsel araştırma nasıl beklenmektedir? Her gün mobbing uygulanan akademisyenler nasıl sağlıklı bir nesil yetiştirebilirler? Mesele Türkiye’yi geleceğe nasıl taşırız meselesidir. Özellikle AKP iktidarının 2023 yılı için hazırlamış olduğu büyük Türkiye’yi nasıl kuracaksınız; hangi nesillerle, hangi yenileştirme merkezleriyle, hangi kalifiye elemanlarla, bunun tekrar tartışılması gerekiyor. Eğer Türkiye’yi gelecekte uluslararası arenada görmek istiyorsak akademisyenlerin özlük haklarıyla ilgili sorunlarının mutlaka çözülmesi gerekmektedir. Önemli olan “Ekipmanları nasıl temin edeceğiz?” değil, nitelikli insanların nasıl yetiştirilmesidir. Alanında uzman, akademisyen olarak kendini iyi yetiştirmiş, özgün fikirlere sahip, öz güvenli olarak yetiştirilmesinin sağlanmasıdır.

2014 yılı YÖK’e bağlı devlet üniversitelerinin toplam bütçesi 11,5 milyar TL’dir. Millî Eğitim Bakanlığına ayrılan toplam bütçe ise 34 milyar TL. Türkiye üniversitelerinin toplam bütçesi Amerika’da bulunan bir üniversitenin araştırma bütçesi kadar bile değildir, bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Ayrıca üniversitelere ayrılan bütçelerin yüzde 60’ı veya 70’inin de personel giderleri olduğunu da ayrıca belirtmek istiyorum. Böyle bir eldeki sahip olduğumuz veriler ülkenin nereye gittiğinin de göstergesi olarak karşımızda durmaktadır.

Özellikle maaş konusuna geldiğimizde, on bir yıllık AKP iktidarının yumuşak karnı olarak verebileceğimiz bir nokta burası. Araştırma görevlisi arkadaşlarımız aldıkları 2.200 lira ile yüksek lisans ve doktoralarını nasıl yapsınlar, geçimlerini nasıl sağlasınlar ve geleceklerini nasıl teminat altına alsınlar? Bunlar, gerçekten cevap aranması gereken sorunlar. Akademisyenlerin maaşları, özellikle AKP’nin 2002 ve 2013 yılları arasındaki iktidarlığı döneminde gerçekten ciddi düzeyde gerileme kaydetmiştir. Yapılan araştırmalara göre, akademiye giriş düzeyindeki maaşlar açısından uluslararası arenada Türkiye 17’nci sırada bulunmaktadır. Bu sıralama, Hindistan, Malezya ve Arjantin’in bile gerisinde kalmıştır. Kıdemli akademisyenlere ödenen maaşlarda ise 28 ülke arasında 21’inci sırada yer alıyoruz ve buradan, bu kürsülerden, akademisyenlerin maaşlarına yönelik birçok kez vurgulanmasına rağmen hâlâ iktidar bunu dikkate almamıştı. Akademisyenler aldıkları düşük maaşlar ile araştırmalarını mı yapsınlar yoksa evlerini mi geçindirsinler? 2023 Türkiye’sine nasıl gireceğiz? Hangi bilimsel araştırmaların yapılması beklenmektedir bu arkadaşlardan? Özellikle vurgulamak istiyoruz ki, üniversite nitelik sorununu gidermek için akademisyenlerin özlük sorunlarının mutlaka çözülmesi gerekiyor.

Yine Türkiye üniversitelerinin toplam bütçesi bir Amerikan üniversitesinin araştırma bütçesi kadar bile değil. 2014 yılı üniversitelerimizin bütçeleri ile Türkiye’nin ileri araştırma şansı neredeyse başından beri yok sayılmıştır. Üniversite öğretim elemanlarının maaşlarının ihtiyaçlarını karşılar düzeyde olmadığını da artık bütün cihan duydu. Bundan otuz yıl önce araştırma görevlilerinin maaşı mühendis maaşından yüzde 38 daha yüksekti. 2013 yılı itibarıyla araştırma görevlisi maaşı 2.200 lira, yardımcı doçent maaşı 2.600 lira, şube müdürü maaşı 3.250 lira, mühendis maaşı 3.400 lira. Aradaki farkı hesaplamayı biz size bırakıyoruz.

2002 yılında 1.500 Türk lirası maaş alan bir profesörün on bir yıl sonra maaşı 2,6 kat artar iken bir hâkimin maaşı 5,3 kat, avukatın maaşı 5,2 kat, teknisyenin 5,1; şube müdürünün 4,3; uzman doktorun 3,8; hemşireninki de 3,7 kat artmıştır. Böyle bir mukayeseden sonra durumun daha da içler acısı olduğu görülmektedir. Bu durumda öğretim elemanlarının bazılarının yoksulluk sınırında ve bazılarının da açlık sınırında olduğunu vurgulamak istiyoruz.

Sayın Başbakan, kişi başına düşen millî gelirin 11 bin doları bulduğunu ifade etmektedir ve her tarafta da bu vurguyu yapmaktadır. Vatandaşın geçim şartlarına baktığımız zaman bunun gerçekleri yansıtmadığını görmekteyiz.

Asgari ücret 800 TL, bir devlet memurunun maaşını ortalama 2 bin TL aldığımızda Türkiye’de ciddi bir gelir dağılımı adaletsizliğinin olduğunu görmekteyiz. Bu yapı daha da derinleşmektedir. Bu derinleşmenin nedenlerini 17 Aralık 2013 tarihinden sonra ortaya çıkan yolsuzluklarla daha çok anlamaya başladık. Bu paralar kimlerin kasalarında, kimlerin ayakkabı kutularında? Bizde olmadığı kesin. Onları vurgulamak istiyoruz.

4 kişilik bir ailenin insan onuruna yaraşır bir biçimde yaşayabilmesi için gerekli en düşük miktar, asgari geçim haddi olarak daha yeni açıklanan miktar 3.702 lira olarak verilmektedir. Araştırmalar bir insanın yaşayabilmesi ve sosyal dünyada yerini alabilmesi için gerekli en düşük tutar olan yoksulluk sınırının ise 1.853 TL olduğunu bize göstermektedir. Hayatını sürdürebilmesi olarak ifade edebileceğimiz açlık sınırı ise 1.853 TL. Bunu tekrar vurgulayarak dikkatinizi çekmek istiyorum. 4 kişilik bir ailenin ortalama aylık gıda harcaması 865 TL’dir. Kirayı ortalama 550 TL aldığımızda gıda ve barınmanın 1.434 TL olduğunu görebiliyoruz. Bir memurun ortalama maaşının yüzde 71’i gıda ve barınmaya harcandığını göstermektedir bu giderler bize. Asgari ücretliye ise “Artık sen öl, yaşama.” diyoruz. Bunu buradan vurguluyoruz ki asgari ücretlinin hangi şartlarda yaşam mücadelesi verdiğine de dikkati çekmek istiyoruz.

Bir insanı bile harcama lüksümüz yok iken bütün bunlara karşı kör, sağır ve dilsiz bir iktidar bulunmaktadır. Özellikle yolsuzlukları ve hırsızlıkları örtmek için yaptığınız çalışmaların ve performansın onda 1’ini özellikle akademisyenlerin sorunlarını çözmeye yönelik olarak harcanması önemlidir.

Yine, araştırma görevlilerinin sorunları dağ gibi karşımızda durmaktadır. 2457 sayılı Kanun’un 50/d maddesi gereğince göreve başlayan araştırma görevlilerinin iş güvenceleri sorunludur ve araştırma görevlisi kadrosunun yeniden tanımının yapılması gerekmektedir.

Saygıyla arz ederiz. Teşekkür ediyoruz.