Dolar 44,4732
Euro 51,8008
Altın 6.752,86
BİST 12.790,98
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 19°C
Az Bulutlu
İstanbul
19°C
Az Bulutlu
Per 17°C
Cum 17°C
Cts 16°C
Paz 15°C

TARİH TÜRKEŞ’İ HAKLI ÇIKARDI

01/04/2026 13:29
A+
A-

# TARİH TÜRKEŞ’İ HAKLI ÇIKARDI

Merhum Türkeş, her zaman hakka, adalete, dünya barışına, milletler arası ilişkilerde karşılıklı saygıya değer vermiş ve dünyada yaşanan zora ve zorbalığa dayanan anlayışa “HAYDUT KANUNU” diyerek şiddetle karşı çıkmıştır. Maalesef günümüz dünyasında HAYDUT KANUNU anlayışı, yerini hakka, adalete, barışa bırakacağı yerde daha da artan bir şiddetle devam etmektedir.

Hak Kuvvetlinin Değil Haklınındır

Türklük ve Türk Dünyası denince, her Türk’ün aklına Alparslan TÜRKEŞ gelmelidir. Çünkü Türk Dünyası’nda O’nun gibi Türklüğe his ve heyecan veren lider ve fikir adamı çok az yetişmiştir. O’nun fikir ve düşünceleri 1960’lardan beri Türklüğün yoluna ışık tutmaktadır. O Türk Devlet Başkanlarında bulunması gereken, Alplik, Bilgelik, Erdemlilik, Cömertlik, Bozkurtluk, Gönül adamı olmak, İleri görüşlülük gibi özellikleri üzerinde toplamış bir bilge liderdi.
Bugün, başta Orta Doğu’da olmak üzere, dünyanın çeşitli yerlerinde savaşlar yaşanmakta kan ve göz yaşı akmaktadır. Üstelik bu akan kan ve gözyaşlarının çoğu Müslümanların kan ve gözyaşlarıdır. Dünya topyekûn bir savaş ile karşı karşıyadır.
Merhum Türkeş, her zaman hakka, adalete, dünya barışına, milletler arası ilişkilerde karşılıklı saygıya değer vermiş ve dünyada yaşanan zora ve zorbalığa dayanan anlayışa “HAYDUT KANUNU” diyerek şiddetle karşı çıkmıştır. Maalesef günümüz dünyasında HAYDUT KANUNU anlayışı, yerini hakka, adalete, barışa bırakacağı yerde daha da artan bir şiddetle devam etmektedir. Bu duruma yıllar önce dikkat çeken Türkeş şöyle demektedir:
“Milletlerin birbirlerinden lütuf bekleyerek, birbirlerinden merhamet ve şefkat umarak yasamaları mümkün değildir. İnsanlar gibi milletler de kendi güçlerine ve kendi çalışmalarına güvenmek zorundadırlar. Bir milletin çıkarlarını koruyabilmesi ve kendi insanlarını refahlı, huzurlu, güven içinde yaşatabilmesi her şeyden önce kendisinin çalışmasına ve güçlü olmasına bağlıdır. Dünya üzerinde çok eskiden beri hüküm sürmüş olan ilke ve kanun bugün de yeni hükmünü sürdürmektedir. Bu ilke, bu kanun milletler arasındaki münasebetlerde “Hak kuvvetindir” kanunudur. Haklı olanın kuvveti yoksa hakkını alması, hakkını saydırması mümkün olmamaktadır. Eski çağlarda da mümkün olamamıştır. Bugünkü dünya üzerinde de mümkün olmamaktadır
Gerçi insanlar, milletler arası münasebetlerde, kişilerle devletlerarası veyahut kendi devleti arasındaki münasebetlerden hakkı ve hukuku hâkim kılmak için, adaleti hâkim kılmak için birçok ileri adımlar atmışlardır. İnsan Hakları Beyannamesi ilan edilmiştir ve Birleşmiş Milletler insan haklarının teminat altında bulundurulması için gayret göstermektedir. Fakat bütün bu ileri adımlara rağmen, yine de dünya üzerinde “Hak kuvvetlinindir” ilkesi hükmünü yürütmektedir. Bunun canlı ve acı misallerini çok uzağa gitmeden, geçmiş üç beş yıl içindeki olaylarda görmemiz mümkündür.
Dünya üzerinde milletler arasındaki münasebetlerde değişmeyen kati gerçek hak kuvvetlinindir ilkesi olduğunu söylemiştim. Türk milleti kişi olarak ve toplum olarak tarih boyu yasadığı her çağda, hakki ve adaleti birinci planda tutmuştur. Bugün de Türk Milleti olarak biz, hakkın kuvvetin emrinde olması görüşüne karşıyız. Türk Milleti olarak biz daima adaletin ve hakkın, hukukun her şeyin üstünde yer alması görüsünde bulunan insanlarız. Büyük Atatürk’ümüz, Kurtuluş Savaşı’na baslarken hak kuvvetlinindir ilkesine karşı “Bu âlemde elbette bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir, üstünde olmalıdır” ifadelerini de kullanmıştır. Bizim millet olarak daima hakkı tutmamız, adaletten yana olmamız ve hakkın, hukukun, kuvvetin üstünde yer almasını istememiz, kuvvetin hakkin ve hukukun emrinde bulunmasını istememiz ve bunu doğru görmemiz dünya üzerindeki realiteyi değiştirmeye yetmez. Bizim iyi niyetimiz, doğru görüşümüz dünya üzerinde binlerce yıl hüküm sürmüş olan ve bugün de hüküm yürütmekte olan bu kaba, çirkin gerçeği değiştirmeye yetmez. Atatürk de “elbet bu âlemde bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir, kuvvetin üstünde olmalıdır,” demiş olmasına rağmen, mazlum Türk Milletinin haklarını kabul ettirebilmek için kuvvet meydana getirmeye ve kuvvet kullanmaya mecbur kalmıştır. Teşkil ettiği milli kuvvetlerle yeniden teşkilatlandırdığı, kurduğu Türk Silahlı Kuvvetleriyle düşman silahlı kuvvetlerini ezmedikçe Türk milletinin haklarını hiç kimseye kabul ettirememiştir. (Türkeş, 1978, Dokuzışık:27).
Merhum Türkeş, Türk Milletini dağdaki çobanından cumhurbaşkanına kadar, güneyli, kuzeyli, doğulu, batılı ayrımı yapmadan Cenâb-ı Hakk’ın mukaddes bir emaneti olarak görür ve o tok sesiyle bu gerçeği sık sık dile getirirdi:
“Türkçülük, milliyetçilik anlayışımız; manevi şuurlanmaya dayanır. Bu temel üzerinde Türklük şuuruna erişmiş, samimi olarak ben Türk’üm diyen herkes Türk’tür. Türkçülük ve Türk’ün tayininde, sapık ölçülere özellikle mezhepçiliğe, coğrafyacılığa, laboratuar ırkçılığına inanmıyoruz. Başka milletleri küçük gören, dünya barışını tehlikeye koyan antropolojik ırkçılık Türk Milliyetçilik ülküsünün dışındadır. Milliyetçilik anlayışımız, maneviyatçı, akılcı, demokratik, çağdaş bir milliyetçiliktir. Nazist Hitler ırkçılığının komünist ırkçılının, her türlü antidemokratik, insan sevgisine dayanmayan emperyalist ırkçılığın karşısındayız. (Türkeş, 1978. Dokuzışık:59)
Türkeş, samimi, ihlaslı bir Müslümandı. Dini vecibelerini gösterişten, şirkten uzak kalarak yerine getirmeye çalışırdı. Dini, siyasete alet etmez, edilmesine de karşı çıkardı.
“Türklük gurur ve şuuru İslam ahlak ve faziletine, oy toplama endişesi ve siyaset riyakârlığının üstünde kalarak samimiyetle bağlıyız. Türklük gurur ve şuuru ile İslam ahlak ve fazileti, milletimizi meydana getiren manevi unsurların tam ve ahenk içinde birleşmesidir. Maddi kalkınmamız ancak böyle bir yüce temel üzerinde yükselirse bir mana taşır, bir değer kazanır, milliyetsiz bir yükselmenin, ahlaksız bir kalkınmanın imkânı yoktur… Pek az olmakla birlikte, bazı kimselerin milliyetçilikle İslamiyeti çatıştırmağa çalıştıklarını görmekteyiz. Böyle bir tutum yanlıştır, abestir, cahilliktir, şuurlu bir şekilde yapılıyorsa ihanettir, nifaktır. Mücadele farklı, hatta birbirine düşman mefkûreler arasında olur. Hâlbuki Türklükle İslamiyet bin yıldan beri aynı mukaddes potada kaynaşmış, etle tırnak misali ayrılması imkânsız bir hale gelmiştir. Türk Milleti, Müslüman olmakla içtimai nizamın ve dini hayatın en yüce değerlerini kazanmış ve İslam, Türk Milleti ile emsalsiz yiğitlik ve iman aşkına sahip bir mücahit bulmuştur… “Türk müsün, Müslüman mısın?” gibi sorular cehaletten ileri geliyorsa aptalcadır. Aksi takdirde haincedir. Milliyetçiliği reddeden bir “dincilik” anlayışı ve İslamiyet’e düşman bir milliyetçilik anlayışı bize yabancıdır, bizim dışımızdadır…” (Türkeş, Temel Görüşler, 179-180)
Türkeş aynı zamanda ülkemizde demokrat kültürün gelişmesi için çok çaba sarfetmiş; kendisinden sonrası siyasetçiler için örnek bir şahsiyet olmuş, devlet ve millet çıkarlarını parti çıkarlarından üstün tutmuş, yapıcı muhalefet anlayışının önderi olmuştur.
Tarih Türkeş’i Haklı Çıkardı

O’nun en önemli özelliklerinden birisi, olayları önceden kestire bilme-İleri görüşlülük özelliğidir. Türk Dünyası ve Sovyetler birliğinin dağılması ile ilgili politikalarda her kesimden en az 50 yıl ileride olmuştur. Başbuğumuzun Türk Dünyası ve Sovyetlerle ilgili politikaları önceden kestiren ve o doğrultuda politikalar üreten tek lider olduğu “Tarih Türkeş’i haklı çıkardı” sözleriyle teyit edilmiştir.
1944 Türkçülük olaylarının savcısı Kazım ALÖÇ, ”Rusya’nın çok güçlü olduğunu, Türkiye’nin gücünün zayıf olması, Türkiye’nin Rusya’nın karşısında durmasının mümkün olmadığı, dolayısıyla TURANCILIK, TÜRKÇÜLÜK fikirlerinin zararlı olduğunu iddia eder. BAŞBUĞ: “Ben bu günkü SSCB’den bahsetmiyorum. Elli yıl sonra SSCB’nin zayıflayacağını, Türk devletinin güçlenmeyeceğini nereden biliyorsunuz.” Demiştir. TÜRKEŞ 1944’lerden 1990’ları, SSCB’nin dağılacağını görmüştür.
Hem Yavuz Bilekli Hem De Yunus Yürekliydi

Başbuğumuz, komünizme, kapitalizme, emperyalizme, yolsuzluğa, rüşvete, haksız kazanca, bölgeciliğe ve bölücülüğe karşı amansız bir savaş açmıştı. Türk Milletini bölmek ve parçalamak isteyenler, karşılarında yıkılmaz, yenilmez ve aşılmaz bir engel olarak Merhum TÜRKEŞ’i bulmuşlardır. Türkiye’nin iç ve dış düşmanı o kadar çoktu ki, Türkeş bu düşmanların karşısına halkın bir umudu olarak çıkmıştır. O, devlete ve millete yönelik tehditler karşısında “Yavuz bilekli” günlük yaşantısında “Yunus yürekli” bir insandı. O haşin ve sert görünüşünün altında; yumuşak bir kalp saklıydı. O’nun duruşu bile dosta güven, düşmana korku salardı.
Merhum Türkeş, tarihimize iz bırakan bir fikir ve devlet adamı olarak 4 Nisan 1997 yılında vefat etti. Fakat; Doğum tarihi:1917, Ölüm tarihi: …. Hiçbir zaman olmayacaktır.

M.Günay Sıddıkoğlu

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.