MHP’LI GÜNAL: BAŞBAKAN EKONOMIDE ALDATMAYA DEVAM EDIYOR!
Kalkınma Bakanlığı’nın 2014 Yılı Bütçesinin TBMM Genel Kurulu’ndaki görüşmelerinde MHP Grubu adına konuşan MHP Antalya Milletvekili Doç. Dr. Mehmet GÜNAL; Sayıştay raporlarının TBMM’ye sunulmamasının şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerine aykırı olduğunu, Kalkınma Bakanlığı’nın hazırladığı ve Meclisten aceleyle bir günde geçirilen Onuncu Kalkınma Planı’nın sadece adının olduğunu, strateji ve öncelikler anlamında somut öneriler içermediğini söyledi.Ekonomide çözümün tüketim ve ithalata dayalı değil, üretim ve ihracata dayalı ekonomi politikasıyla olacağını söyleyen Günal, Başbakan’ın açıklamalarına cevap olarak “Başbakan “Faiz lobisi”ne mi hizmet ediyor?” diye sordu. Günal ayrıca, AKP hükümetinin şehir hastaneleri projesinin kaynak israfı olduğunu, geleceğimizin ipotek altına alındığını, gündemdeki kısır ve siyasi çekişmeleri bırakıp yapısal önlemleri alınması gerektiğini söyledi.
Günal’ın konuşmasının özeti şöyle:
Sayıştay Raporlarının Gelmemesi Şeffaflık ve Hesap Verebilirlik İlkelerine Aykırı!
2014 yılı bütçesinin en önemli tartışma konusu Sayıştay raporlarının TBMM’ye sunulmaması veya eksik sunulmasıdır. Meclis Başkanı, AKP Hükümetinin bakanları, Sayıştay Başkanı dahi Sayıştay raporlarının eksikliğini Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı kadar savunamadılar(!). Başkan öyle bir tablo çizdi ki şaşırdım kaldım. “Genel dış denetim raporunda her şey yazıyor, ayrıntısına gerek yok.” dediği raporun “Genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerine ilişkin konu: Kurumsal mali tabloların Sayıştay denetimine sunulamaması” başlığı altında aynen şöyle diyor: “Genel bütçe kapsamındaki (5018 sayılı Kanun’a ekli I sayılı cetvel) kamu idarelerinin tüm gelir, gider ve mallarına ilişkin işlemlerinin raporlandığı kurumsal düzeyde müstakil mali tabloları, 5018 sayılı Kanun’un öngördüğü şekilde üretilememekte ve Sayıştay denetimine sunulamamaktadır. Bu durum 5018 sayılı Kanun’un öngördüğü mali saydamlık ve hesap verebilirlik ilkelerine aykırılık teşkil etmektedir.” Yani konunun özeti şudur: Meclisin en önemli hakkı olan bütçe hakkı gasp edilmekte, Sayıştay denetimiyle yapılması gereken bütçe denetimi yapılamamaktadır. Açıkça raporda yazarken bunun aksini savunmak doğru değildir. Sayıştay’ın raporunda söylediği gibi, burada bir eksiklik vardır. Bunun bir an önce tamamlanması gerekirken Sayıştay Kanunu’yla ilgili 124 AKP Milletvekilinin imzası bulunan ve Sayıştay’ı tamamıyla etkisiz hale getirecek bir kanun teklifi geçen yıldan beri Mecliste bekletilmektedir. Fakat ona bile gerek kalmadan maalesef Sayıştay 8 Aralıkta Resmî Gazete’de yayınlanan değişiklikle rapor hazırlayamaz hâle getirilmiştir.
Plan ve Programın Adı Var, Kendi Yok!
Kalkınma Bakanlığı’nın hazırladığı ve ekonomik, sosyal, kültürel, bütün alanlarda önümüzdeki beş yıllık süreci planlayan Onuncu Kalkınma Planı’nın geçen yasama yılı Meclis kapanmadan, TBMM TV’nin bile açık olmadığı bir günde aceleyle görüşülüp kabul edilmesinden dolayı büyük bir üzüntü duyuyorum. Kalkınma Bakanı diyor ki: “Katılımcı olacak, şöyle olacak, böyle olacak, işte demokratik olacak çalışmalarımız var.” Yani hem ileri demokrasi diyeceksiniz hem beş yıllık kalkınma planını doğru dürüst tartıştırmadan apar topar geçireceksiniz. Sadece bir yılın bütçesini gece yarılarına kadar süren oturumlarla Plan ve Bütçe Komisyonu’nda 1 ayda, Genel Kurul’da 10 günde görüşüyoruz. Önümüzdeki beş yılın planını vatandaşa duyurmadan bir günde geçirmek AKP Hükümeti için büyük bir ayıptır. “Plan, program, bütçe” diyoruz. “Arasında ahenk sağlayalım.” diyoruz. Planın, afaki bir durumu var. Orta vadeli program ve mali plan eylülde belirlenen tarihte değil son günde bile gelmiyor. Bütçeye geliyoruz, Maliye Bakanı: “Vallahi benim söylediğime bakanlar bile uymuyor, ben ne yapayım?”, “Açık verdim.” diyor. Sonra ÖTV, KDV, özel iletişim vergisinden bütçeye ilave kaynak aktarmak zorunda kalıyor. Dolayısıyla, Kalkınma Bakanlığının, yani eski Devlet Planlama Teşkilatının hazırlamış olduğu planda, öncelikli sektörlerin, öncelikli alanların, öncelikli yatırımların hiçbir anlamı kalmıyor.
Şehir Hastaneleri Kaynak İsrafıdır! AKP Geleceğimizi İpotek Altına Alıyor!
Bakan “Şehir hastaneleri” diye bahsetti. Bir tane somut örneğini komisyonda ve genel kurulda beraber yaşadık. Ben inanamıyorum. Başbakan hâlâ şatafatlı törenlerle bu şehir hastanelerinin temellerini atıyor. Böyle bir şey olur mu? YPK kararında diyor ki: “Şu şu illerde, 8 tane ilde yeni bir yatak kapasitesi yaratmaksızın siz bunu yapabilirsiniz yani açtığınız kadar kapatacaksınız.” Ama ona bakmıyorsunuz. “Efendim biz şehir hastanesi yapacağız.” diyorsunuz. Nereye yapıyorsunuz? “Bilkent tarafına.” Yanında ne veriyorsunuz? “Numune, Yüksek İhtisas, Etlik Hastanesi, hepsinin arazisini bonus olarak veriyorsunuz.” Yani AKP iktidarı şehir rantlarından hastane rantlarına doğru geçiyor. Eğer önümüzdeki süreçte, eğer bir hastane planlaması reformu yapacaksak, şu anda on bin hastaya 26 yatak düşüyor. “Peki, orta uzun vadede hedefimiz ne?” diye komisyonda sorduk, “On binde 30.” cevabı aldık. Şu andaki mevcut yatak kapasitesine 2013 yılı yatırım programında sağlık yatırımları içerisinde yer alan 5,2 milyarlık toplam yatırımın yatak kapasitesini eklediğiniz zaman, orta, uzun vadeli hedefe ulaşıyoruz. Ne zaman? En fazla 2015 yılına kadar çünkü bütün o projelerin tamamı 2013, 2014, 2015’te bitiyor.
Demek istiyorum ki; AKP Hükümeti bu politikasıyla hiç gereği yokken ve şu anki mevcut ihale yöntemiyle yapılan hastaneler tamamlandığında hedefimize ulaşmış olacakken, önümüzdeki yirmi beş-otuz sene boyunca devleti borç altına sokan hastane yatırımları yapıyor.
Kısır Siyasi Çekişmeleri Bırakın, Yapısal Önlemleri Alalım!
Niye öyle söylüyorum? Kalkınma Bakanlığının içerisinde Kamu Özel Ortaklığı Başkanlığı var ama geliyor, Millî Eğitim Bakanlığı “Ben kendim yapayım.” diyor, Sağlık Bakanlığı “Ben kendim yapayım.” diyor, Kültür ve Turizm Bakanlığı “Efendim, şu adada şunu yapacağız, biz de buradan şu yöntemle bunu yapalım.” diyor. Yani her şeyde olduğu gibi herkes Kamu İhale Kanunu’ndan muaf olmak istiyor, herkes bir şeyden istisna olmak istiyor. Peki, o kanunları niye çıkarıyoruz, o kurumları niye kuruyoruz?
Önümüzdeki yıllar için, 2023’e kadar, 2050’ye kadar belirlenen öncelikli sektörler var, dünyada trendler var. Buna göre oturup bir karar vermemiz lazım. Eğer yap-işlet-devret modeli çerçevesinde bir şey yapılacaksa Kalkınma Bakanlığı’nın yapması lazım. Bakanlık bünyesinde Kamu Özel Ortaklığı dairesi var ve bu konuda kanun tasarısı taslağı yıllardır bekliyor. Ama bunu dikkate alan yok. Neden böyle oluyor? Bu ekonomik konular, öncelikler, yatırım öncelikleri dikkate alınmayınca böyle oluyor. Almamız gereken yapısal önlemler var, siyasi, kısır çekişmelerle, gündelik çekişmelerle, Anayasa paketiydi, açılım süreciydi, demokrasinin ilerisiydi, gerisiydi derken yapısal önlemler gündeme gelmiyor, maalesef gündelik, kısır siyasi çekişmeler bunları öteliyor.
Başbakan Israrla Yalan-Yanlış Bilgiler Vermeye Devam Ediyor!
Bütçe görüşmelerinde söz alan başta Başbakan olmak üzere bütün iktidar partisi mensupları, ihtiyaçları söyleyip yapıcı bir şekilde bizlerden destek isteyecekleri yerde, hamasi nutuklar atıyorlar ve yanlışları tekrarlamaya devam ediyorlar. Biz düzeltmekten bıktık, Başbakan aynı şeyleri söylemekten bıkmadı. Her yıl bu yanlış bilgi sanki siyasetin usulüymüş gibi sürekli olarak veriliyor. “Sayın Başbakanın danışmanları şu metni bir değiştirsin.” diye kaç kez söyledik, “İhracatta rekor kırdık.” diyor, “Dış ticaretimiz şuraya çıktı.” diyor, aynı dönemde ithalatta ve dış ticaret açığında kırdığımız rekoru söylemiyor. Ekonomi Bakanlığının içerisinde dış ticaret, ithalat yok mu? Tabii, sadece dış ticaret açığıyla kalmıyor; IMF’yle ilgili sürekli yaptığı yanlış açıklamalar var, rezervlerle ilgili yanlış açıklamalar var, borçlarla ilgili yine doğru olmayan açıklamalar var. Açıkçası duydukça biraz şaşırıyorum ama mecburen tekrar tekrar size bunları hatırlatmak durumundayım. Başbakan vazgeçmediğine göre biz de işin esasını, doğrusunu söylemek durumundayız.
“IMF’ye borcumuzu ödedik.” diyor. IMF’ye borcunu ödemeyen bir ülke olur mu? Eğer ödemezseniz iflas etmişsiniz demektir. IMF’ye de başka bankaya, konsorsiyuma varsa da ödeyeceksiniz. Biz iktidara geldiğimizde bir önceki hükûmetin borcunu ödemiyor muyuz? Siz gittiğinizde biz geleceğiz, ödemeyecek miyiz? Ödeyeceğiz. Peki, bunu niye söylüyor? “Biz IMF’yle çalışmıyoruz.” Defalarca sordum, 2005 yılında kim iktidardaydı? Mayıs ayında aldığınız 10 milyar doları kim aldı? 57’nci Hükûmetin borcu biteli çok oldu, bu ödediğiniz sizin borçlarınız, niye onu söylemiyorsunuz? Mayıs ayında 2005’te AKP Hükûmeti iktidarda değil miydi?
Başbakan “Faiz Lobisi”ne mi Hizmet Ediyor?
Başbakan’ın rezervlerle ilgili diyor ki: “27,5 milyar dolar döviz rezervi vardı, çalıştık, gayret ettik, hamdolsun şu anda geldiğimiz nokta 134 milyar.” Hakikaten şaşırdım. Neyine çalıştınız, rezerv toplamak için mi çalıştınız? Kim çalıştı? Merkez Bankası bağımsız mı, değil mi? Toplanacak rezervlere Başbakan müdahale ediyor mu, etmiyor mu? Eğer ediyorsa o zaman dövizde manipülasyona aracı oluyor demektir. Eğer ediyorsa kendisi faiz lobisine hizmet ediyor demektir. Nasıl çalışıyor, nasıl gayret ediyor da rezerv biriktiriyor, birincisi bunu anlamak mümkün değil. İkincisi, bu paralar nerede? Çalıştın, gayret ettin de kimin cebine koydun? Bu koyduğun para, 134 milyar hangi bankada? Bakın, dökümünü versinler, tamamına yakını kendisinin faiz lobisi diye suçladığı bankalarda değilse ben milletvekilliğinden istifa edeyim. Kendisinin faiz lobisi diye suçladığı uluslararası bankaların kasasında ve Amerikan hazine bonolarında durmuyorsa nerede yani, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının kasasında mı bu paralar? Bir de kaç paraya topluyorsunuz, maliyeti nedir, bunun karşılığında ters operasyon yaparken ne kadar faize katlanıyoruz, sosyal maliyeti nedir?
Tüketim ve İthalata dayalı Ekonomiden, Üretim ve İhracata dayalı Ekonomiye Geçmeliyiz!
Başbakan işsizlikle ilgili “gerilettik” diyor, ama son rakamı ya bilmiyor ya da danışmanları söylemiyor hala 2012 sonundan bahsediyor. Hedeflerin tutmadığını, yeniden revize ettiğimizi, yüzde 9’un üstüne çıktığımızı ve sonuç itibarıyla yükselmeye başladığını yine hatırlatmamışlar. Borçlarla ilgili, uluslararası yatırımcıların, müteahhitlerin hesabından “Şu kadar artırdık.” diye bahsediyor. Özel sektörün yatırımıyla övünüyor. Peki, özel sektörün borcu ne olacak, o yatırımı neyle yapıyor? Borçla yapıyor. Böyle, kredi kartlarını sınırlayarak, taksitlerini indirerek, tüketime sınırlama getirerek olmaz. Yapmamız gereken şey, üretim, yatırım, ihracat seferberliği başlatmaktır ama bunu sözle değil, yapısal önlemlerle desteklemektir. Sanal gündemlerden uzaklaşarak, bu yapısal reformları alarak, öncelikli sektörleri, planda yer alan sektörleri, programda yer alan sektörleri teşvik edecek şekilde yeniden üretime, ihracata dönük bir strateji izlemek lazım. Aksi takdirde, sadece konuta dönük, inşaata dönük, tüketime dönük, ithalata dayalı bir yapı benimserseniz Allah göstermesin, yakında Türk usulü bir mortgage kriziyle karşılaşabiliriz, İnşallah, AKP Hükümeti bunları dikkate alır ve Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz de yapıcı bir şekilde bu tasarıların çıkmasında katkıda bulunuruz.