MHP’LI DURMAZ: TÜRKIYE, ABD VE AB’NIN ITHALATÇISI DURUMUNA DÜŞMÜŞTÜR
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sadir Durmaz,”Birçok tarımsal üründe yıllar önce ihracatçı olan ülkemiz, özellikle son on yıldır siyasilerin basiretsizliği sonucunda şimdi tarım konusunda ABD ve AB gibi ülkelerin ithalatçısı durumuna düşmüştür.”dedi.
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sadir Durmaz,”Birçok tarımsal üründe yıllar önce ihracatçı olan ülkemiz, özellikle son on yıldır siyasilerin basiretsizliği sonucunda şimdi tarım konusunda ABD ve AB gibi ülkelerin ithalatçısı durumuna düşmüştür.”dedi.
Tarımda Örgütlenme Sorunları ve Çözüm Yolları konulu panelde yapmış oldukları konuşma şu şekilde:
Sayın Başkan
Değerli Misafirler
Türk Ziraat Yüksek Mühendisleri Birliğinin 74. Kuruluş yıldönümü münasebetiyle düzenlemiş olduğunuz Tarımda Örgütlenme sorunları ve çözüm yolları konulu panelde arınızda bulunmaktan mutluluk duymaktayım.
Değerli Misafirler
Günümüzde tarım sektörü de diğer sektörler gibi hızla değişen, eş zamanlı karar alınmasını gerektiren bir sektör durumuna gelmiştir. Dünyada ve özellikle gelişmiş ülkelerdeki tarım politikaları ülkemiz tarım politikasını da etkilemekte, alınacak kararların önemini ve sonuçlarını değerlendirmeyi zorunlu kılmaktadır.
Tarım geniş bir etki alanına sahiptir, bu nedenledir ki ülkelerin; ekonomik, sosyal ve siyasal politikalarının en önemli parçasını oluşturmaktadır.
Dünya’da tarımı gelişmiş ülkelerde tarımsal örgütler, güçlü çıkar temsilcileri olarak tarım politikalarının belirlenmesinde doğrudan rol oynamaktadırlar. Politikaların yukarıdan aşağı değil, aşağıdan yukarıya doğru katılımcı bir anlayışla belirlenmesi esas alınmakta, üreticiler ve örgütler sürece doğrudan katılmaktadırlar.
Ülkemizde uygulanmakta olan tarım politikaları maalesef sürekli tartışılmaktadır. Bu tartışmalara esas olan hiç şüphesiz ki uygulanan tarım politikalarının politik kaygılarla ele alınıyor olmasındandır. Ancak bu durumun sürdürülemez olduğu da herkes tarafından bilinmektedir.
Ülkemizde tarım politikalarının belirlenmesinde milli çıkarların düşünülmesi, rekabete dayanıklı bir tarım sektörünün ortaya çıkartılması kaçınılmaz hale gelmiştir.
Tarımsal üretimin yönlendirilmesi ve ekonomik dengelerin korunmasını amaçlayan tarımsal destekleme politikaları; desteklerin üreticilerimize yeterli miktarda ve amacına uygun olarak ulaştırılamaması nedeniyle maalesef etkili olamamıştır.
Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar ülkemizde tarım, farklı dönemlerde farklı politika ve destekleme araçları ile yönlendirilmeye çalışılmıştır.
Dünyada tarım sektörünün ekonomik ve siyasi etkinliği, ülkenin sanayileşme ve gelişme düzeyine bağlıdır.
Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde tarım sektörünün milli ekonomiden aldığı pay çok düşüktür, bunun yanı sıra istihdam açısından toplam işgücünün önemli bir kısmı bu sektörde istihdam edilmektedir. Ancak tarımsal nüfusun sayısal çokluğuna rağmen tarımda çalışan nüfus organize bir örgütlenme ortaya çıkaramamakta ve siyasi karar mekanizması üzerinde etkin bir baskı grubu niteliğine kavuşamamaktadır.
Tarım sektöründeki örgütlenme eksikliğinin temelinde yatan, okuma yazma oranının düşüklüğü, üreticilerin dağınık yerleşim alanlarında yaşıyor olmaları, eylem yapma imkanlarının ve iradelerinin oldukça kısıtlı olmasıdır.
Değerli Misafirler
Günümüzde, tarımsal örgütlenmenin en yaygın olduğu ve geliştiği ülkelerin başında Avrupa Birliği ülkeleri gelmektedir. Bu ülkelerde, tarım kesimine yönelik politikaların oluşturulmasında ve bu politikaların uygulanmasında tarımsal örgütlerin önemli bir yeri vardır.
Avrupa Birliğinde tek bir tarımsal örgütlenme modeli yoktur. AB üyesi ülkelerde üretici örgütlenmesi her ülkede aynı şablona oturtulmadığı gibi, federatif yapıdaki devletlerde eyaletler arasında da üretici kuruluşlarının işlev ve yönetimleri farklılık gösterebilmektedir.
Her ülke kendine en uygun olan örgütlenme şeklini seçmiştir. Ancak yine de örgütlenme şekilleri ortak bazı özellikler göstermektedir; üye ülkelerin hemen hemen hepsinde, kooperatifler, üretici örgütleri ve meslek örgütlerinden oluşan üçlü bir örgütlenme yapısı görülmektedir.
Tarımsal yapılanma içinde hem kooperatifler hem üretici birlikleri yer almakta ve her ikisi de önemli görevler yürütmektedir. Bu iki örgüt, birbirinin alternatifi olarak değil, tamamlayıcısı olarak çalışmakta ve tarım kesimine yönelik politikaların oluşturulmasında ve uygulanmasında etkin bir rol oynamaktadır.
Avrupa Birliği Ortak Tarım Politikasından doğrudan etkilenen çiftçi örgütlerinin temsilcileri, kanun ve yönetmeliklerin hazırlanmasının her aşamasında hem resmi hem de resmi olmayan, mümkün olan bütün araçları kullanarak karar mekanizması üzerinde etkili olmaya çalışmaktadırlar.
Tarım lobi hareketinde resmi lobi yapma hakkı, birlik anlaşmasıyla verilmiştir.
Birlik düzeyinde çiftçi temsilcileri Konseyi kullanarak karar mekanizmasını etkilemeye çalışırken, ulusal lobilerde bu süreç içinde kararları etkileme faaliyetlerini sürdürmektedirler.
Değerli Misafirler
Ülkemizde tarımsal işletmeler maalesef küçük ölçekli, çok parçalı ve dağınık bir yapıda bulunmaktadırlar.
Türkiye’de tarım sektöründe faaliyet gösteren örgütleri, tarım kredi kooperatifleri, birlikler, ziraat oda ve borsaları, tarımsal konularla ilgili örgütlenen dernekler ve vakıflar gibi üretici örgütleri ile tarımsal sanayi ve ticaret konusunda faaliyet gösteren örgütlenmeler olarak sayabiliriz.
Bu anlamda Türkiye’de tarım sektörü kapsamında oldukça fazla sayıda ve çeşitlilikte örgüt faaliyet göstermektedir.
Ülkemizde tarım kesiminin örgütlenmesinde, kooperatifler, ziraat odaları, birlikler, vakıflar ve dernekler ile tarıma hizmet sunan kamu kuruluşları esas yapıyı oluşturmakta ancak bu oluşumlar yapıları ve işlevleri itibariyle tarım sektörünün ihtiyaçlarını karşılamakta yeterli olamamaktadır.
Üreticiler için çalışan oda, birlik ve kooperatifler, dernekler kurumlar sayıca çok olmasına rağmen bu kurumlar baskı grubu olarak faaliyet gösterememekte, üretici menfaatlerine yönelik ortak çalışma yapamamakta sonuçta bundan en çok üreticiler ve ülke kaynakları zarar görmektedir.
Ülkemizde üreticiler bir araya gelerek ortak çıkarlarını savunabilecekleri etkin örgütler oluşturamamışlardır.
Bunun sonucunda da üreticilerden çok aracı kesimin söz sahibi olduğu tarım sektöründe hem ürüne yüksek fiyatlar ödemek zorunda kalan tüketiciler hem de emeğinin karşılığını tam olarak alamayan üreticiler zarar görmüş ve tarım yeterince gelişememiştir.
Ülkemizde tarımsal örgütlenmenin en önemli sorunlarından birisi de çiftçilerin üyesi oldukları örgütlere karşı güven eksikliklerinin olmasıdır.
Türkiye’de çiftçi örgütlenmesi yönünden oldukça karmaşık bir yasal dağınıklık söz konusudur. Çiftçilerin gönüllü ve bilinçli desteğini yeterince sağlayamayan, çiftçi düzeyinde örgütlenmede yetersiz kalan, devletin destek ve gözetiminde faaliyetlerini sürdüren üretici örgütleri gelişmiş ülkelerde olduğunun aksine etkin bir lobi faaliyeti de yürütememektedir.
Özellikle son yıllarda ülkemizde üretici örgütleri görevlerini yerine getirmekten uzak ve daha çok particilik düzleminde politize olmuş bir faaliyet içeresindedirler.
Bağımsız finansman kaynağına sahip olmayan üretici örgütlerinin, sadece kamu kaynaklarıyla etkin biçimde baskı grubu olarak faaliyet göstermesi de zaten imkansızdır.
Değerli Misafirler
Gelişmekte olan ülkelere karşı, ABD ve AB başta olmak üzere gelişmiş ülkeler, stratejik sektörlerin başında gelen tarımda üstünlük kurmanın savaşını uzun zamandır vermektedirler.
Gübre, ilaç, tohum gibi temel tarım girdilerinde ABD, İsrail ve AB ülkeleri tüm dünyada tek söz sahibi durumundadır. Bundan dolayı bu ülkeler tarımsal üretim ve ticarette de söz sahibi konumuna gelmişlerdir. Birçok tarım ürününde fiyatlara karar veren irade maalesef bunlardır.
Tarım sektöründe söz sahibi olan bu ülkeler, gelişmekte ve geri kalmış ülkelerde tarım üretiminin gelişmesini engellemek, hatta daha da ileriye giderek tarımsal üretimi tamamen bitirerek bu ülkeleri kendi çiftçilerinin ürettiği tarım ürünleri için pazar haline getirmek istemektedirler.
Bu hedeflerine ulaşmak için dünya Ticaret Örgütü’nü de kullanan gelişmiş ülkeler kendi çiftçilerine verdikleri destekleri artırırken diğer ülkelere, tarım köylüsüne verdikleri desteği sona erdirmeleri için baskı uygulamaktadırlar.
Bu konuda hayli mesafe de kat etmiş durumdalar. Birçok tarımsal üründe yıllar önce ihracatçı olan ülkemiz, özellikle son on yıldır siyasilerin basiretsizliği sonucunda şimdi tarım konusunda ABD ve AB gibi ülkelerin ithalatçısı durumuna düşmüştür.
Dünya Ticaret Örgütü’nün bugüne kadar aldığı kararlar gelişmekte olan ülkelerin tarımına zarar vermiştir. Kurulduğu tarihten bugüne kadar bu örgüt tarafından alınan kararlar hep gelişmiş ülkeler lehine olmuştur.
Bu karalardan en önemlisi tarımsal desteklerin azaltılması kararıdır. DTÖ’nün bu kararına rağmen ABD ve AB tarımsal destekleri azaltmak bir yana, daha da artırmışlardır.
Türkiye’de ise tarıma verilen destek çiftçinin kullandığı mazotu bile karşılamamaktadır.
Değerli Misafirler
Ülkemizde tarımda örgütlenme mutlaka gelişmiş ülkeler seviyesine çıkartılmalıdır. Üreticilerimizin rekabet gücünü ne kadar arttırırsak hem kendileri hem de ülkemiz kazanacaktır.
Tarımsal üretimi arttırmanın, kaliteli ürün elde etmenin ve tarım ile uğraşanların
yaşam düzeylerini yükseltmenin en önemli yollarından biri, üreticilerin etkili bir biçimde örgütlenmesidir.
Gelişmiş ülkelerde kooperatifçilik araçtan çok amaç olarak kabul görmüş, toplumun her kesiminde her aşamada hizmet vermiştir. Üretimden tüketimin son halkasına kadar kooperatifler yer almıştır. Hiçbir siyasetçi de kooperatiflere müdahale diye bir konuyu gündeme getirmemiştir.
Geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde ise kooperatifçilik gelişmemiştir. Aslında bu ülkeler için kooperatifçilik çok daha önemlidir. Ülkenin kalkınması için kooperatifçilik adeta öncelikli şarttır.
Çünkü ülkede gelir düzeyi düşüktür. Eğitim düzeyi düşüktür. Yoksulluk ve sağlık sorunları yüksektir. Ülke doğal kaynak bakımından zengin olsa da ülkenin finans kaynakları sınırlıdır.
Kooperatifçiliğin sorunların çözümünde en önemli anahtar olduğu gerçeği tam anlamıyla görülmemekte ya da görülmek istenmemektedir.
Geri kalmış ülkelerde ekonomik kalkınmayı kendi zenginliğine zenginlik katmak olduğunu düşünen, gelir adaletini bir tarafa bırakıp, bireysel menfaatini toplumsal menfaatten önde gören çevreler böyle bir modele soğuk bakarlar. Çünkü kooperatifler toplumsal kalkınmayı gelir adaleti içinde sağlayan modeldir. Bireylerin ekonomik ve siyasi hayatta birlikte ve eşit şartlarda etkin katılımını sağlayan yapılardır.
Ülkemiz kooperatifçilik politikalarındaki uygulama geçmişi olarak geri kalmış ve gelişmekte olan birçok ülkeye benzemese de, uzun geçmişimize rağmen kooperatifçiliğimiz arzu edilen seviyede değildir. Başarılı kooperatifçilik uygulamalarımız olmuştur ve halen de başarılı kooperatiflerimiz vardır. Kooperatifçilikten gereği gibi istifade edilememektedir.
Ülkemizde halen yoksulluk küçümsenmeyecek düzeydedir. Kırsalda birçok alanda ve yörede yatırım ihtiyacı büyüktür. İzlenen ekonomik politikalar ile işsizlik ve birçok sosyal sorun çözülememiştir. Özel sektör yatırımları ile geri kalmış yörelerde beklenen çözüm yaratılamamıştır.
Geçmiş deneyimlerimiz de dikkate alınarak kooperatifçiliğin yarattığı fırsatların değerlendirilmesinde fayda vardır. Geri kalmış yörelerde kamu yatırımlarına ya da kooperatif yatırımlarına ihtiyaç vardır.
Ekonominin sağlığına kavuşması için kooperatif sektörün sorunlarının çözülmesi gerekir. Kooperatif sektör ve özel sektör dengesi sağlanmalı, yani kooperatif sektörü en az özel sektör kadar desteklenmelidir. Özel sektör ayağı kuvvetli, kooperatif sektör ayağı zayıf bırakılmış ekonomik yapı sağlıklı değildir.
Değerli Misafirler
Konuşmamın bu bölümünde özellikle son yıllarda izlenen tarım politikalarına değinmeye çalışacağım.
Ülkemiz nüfusunun hala önemli bir kısmı tarımla iştigal etmekte ve aktif iş gücümüzün önemli bir kısmı da tarımda istihdam edilmektedir. Ayrıca, gıda, dokuma, deri, ilaç gibi tarıma dayalı sanayiye hammadde sağlaması, ihracata olan katkısı nedeniyle de ekonomimiz içinde tarım önemli bir yere sahiptir.
Diğer yandan, gıda güvenliği ve güvencesi ile biyolojik çeşitliliğimiz ve çevre ilişkileri nedeniyle de toplumumuzun tümünü birinci derecede ilgilendiren stratejik bir sektördür.
Bütün bu nedenlerle tarım sektörünü ekonomik anlamda “kar – zarar” noktasından değerlendirmek doğru değildir.
AKP hükümetleri döneminde Tarımsal desteklemeler konusunda cari rakamlarda bir artış gözlenmekle birlikte reel olarak destekleme oranları düşmüştür. Halbuki, AKP 2006 yılında çıkardığı Tarım Kanununda bu destek oranının % 1’den aşağı olamayacağı hükmünü getirmiş ancak, iktidarda olduğu hiçbir yıl bu oranı tutturamamıştır.
Türkiye, dünyada mazotun en pahalı satıldığı ülkelerden biridir. Sadece mazotun üzerindeki ağır vergi yükü ile aslında AKP tarıma vermek üzere beyan ettiği desteği geri almaktadır.
Gübreye gelen zamlar, üreticiyi gübre kullanamaz hale getirmiştir. Gübrenin sürekli zamlanması, dünyanın hiçbir ülkesinde rastlanan bir durum değildir. Bu plansız zamlar, üreticinin kullandığı gübre miktarı oranını da düşürmüştür.
Yine AKP döneminde tarımda kullanılan enerji maliyetleri, dayanılmaz boyutlara ulaşmıştır. Bugün çiftçinin elektriği kesik, borcu da her geçen gün artmaktadır.
AKP hükümeti tarafından desteklenmeyen, ürünü para etmeyen çiftçi, kredi-borç ve icra kıskacındadır.
Bugün üreticimiz tamamen serbest piyasanın acımasız kollarına itilmiş olup, çaresizdir. Hükümetin her türlü destek ve yönlendirmeden uzak tarım politikaları sonucunda, artık üreticimiz hangi ürünü, ne zaman, ne kadar ekip, bunu kime kaça satacağını bilememektedir.
Geleceğe umutla bakamamakta, aracı, tefeci ve tüccarların insafına terk edilmişliğin çaresizliğini yaşamaktadırlar.
Türk köylüsü ve çiftçisi, gelişmiş ülkelerin örgütlü ve yapılan büyük desteklerle her geçen gün büyüyen tarımı ile rekabete itilmektedir.
Kendi ülkemizde kolaylıkla yetiştirebildiğimiz pek çok tarımsal ürün, AKP döneminde, milyarlarca lira ödeyerek dışarıdan ithal edilmeye başlamıştır.
Ülkemizde ekili alanların %75’ni tahıl ürünleri (buğday, arpa, çavdar, yulaf) kaplamaktadır.
Buğday üreticisine verilen fiyat maliyeti bile karşılamamaktadır.
AKP’nin bu tarım politikaları, ülkemizi, en iddialı olduğumuz tahıl ürünlerinde dahi dışa bağımlı yapmaktadır.
AKP Döneminde İşlenen Tarım Alanı hızla daralmaktadır.
Türkiye’nin büyük ve küçükbaş hayvan varlığı AKP hükümeti döneminde azalmıştır.
Girdilerin sürekli pahalılaşması, hayvancılığımızı can çekişir hale getirmiştir. Sonuçta hayvansal üretimimizi çökerten AKP, çözümü ithal hayvan almakta bulmuştur.
AKP’nin hayvancılık politikaları, ABD ve AB’nin hayvan üreticilerini desteklemekten öte gitmemiştir.
Aslında, yapılan ülkemiz kaynaklarını dışarıya aktarmaktır.
Avrupa birliğinin dayatmaları ile devreye sokulan Tarım Reformu Projesi ile Türk Tarımı hızla bir çöküşe girmiştir.
Bugün AB ve ABD, kendi üreticilerine verdikleri büyük desteklerle, birçok tarım ürününde aşırı fazlalıklar oluşturmuşlardır. Gelinen bugünkü noktada, kendi çıkarları doğrultusunda, fazla ürünlerini bize pazarlamak ve kaynaklarımızı ele geçirmek adına, değişik uygulamaları bizlere dayatmaktadırlar.
Bu dayatmaları emir kabul ederek, harfiyen uygulayan AKP hükümeti, Türk çiftçisi örgütsüz ve desteksiz bırakılmıştır.
Diğer taraftan AB ve uyum sürecinde, her geçen gün sürekli yeni koşullar dayatılmakta, tarımsal üretimimiz adeta yok edilmeye çalışılmaktadır.
Tarımsal çözüm önerilerimizi sizinle paylaşmak istiyorum.
Ülkemiz için stratejik öneme sahip ürünlerde (Buğday, mısır, arpa, ayçiçeği, soya, kanola, zeytin, narenciye, şekerpancarı, elma, üzüm, kayısı, fındık, antepfıstığı, çay gibi) ürünler için ayrı destekleme stratejileri oluşturulmalıdır.
Tarımsal girdilerin diğer ülkelerin kullandıkları girdi fiyatları ile aynı seviyelere çekmek için “vergi oranları” düşürülmelidir.
Tarımsal Girdilerin Dünya Fiyatları ile Uyumu Projesi uygulamaya konulmalıdır.
Tarımsal üretimde kullanılan mazottan vergi alınmamalıdır.
Tarımsal amaçlı kullanılan Gübreden KDV alınmamalıdır.
Su ürünleri yetiştiriciliği destekleri yanında su ürünlerine ihracat destekleri verilmelidir.
Bal üretimi ve arı yetiştiriciliği teşvik edilmeli ve desteklenmelidir.
Tarım Havzaları yeniden gözden geçirilmeli havza yaklaşımı alt yapı yatırımları ile ele alınarak yürütülecek “Takipli Projeler” ile entegre bir yaklaşımla bitirilmelidir.
İllegal hayvan hareketleri ile etkin mücadele edilmeli, et ve hayvan kaçakçılığı önlenmelidir.
Her bölge için ayrı ayrı hayvancılığı geliştirme planları hazırlanmalı, üretilen etin sütün yerinde değerlendirilmesi için hayvansal ürün işleyen tesislerin kurulması için özel teşvik sistemi getirilmelidir.
Bu duygu ve düşüncelerle panelin başarılı geçmesi dileklerimle, bütün katılımcıları saygı ile selamlıyorum.