KILIÇDAROĞLU, HÜKÜMETI SAYIŞTAY’DAN VURDU
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu: “TBMM’den, milletvekillerinden Sayıştay’ın raporu hangi gerekçeyle saklanır? Tertemiz olsa bütün raporları önümüze koyarlar. İçinde kirli sayfalar, kirlilikleri gösteren sayfalar var”
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 2014 bütçesinin meşru olmadığını savunarak, “Bütçesi meşru olmayan bir hükümetin, parlamentoda hesap vermeyen bir hükümetin meşruiyeti her zaman tartışılır. TBMM’den, milletvekillerinden Sayıştay’ın raporu hangi gerekçeyle saklanır? Tertemiz olsa bütün raporları önümüze koyarlar. İçinde kirli sayfalar, kirlilikleri gösteren sayfalar var” dedi.
Kılıçdaroğlu, TBMM Genel Kurulu’nda 2014 Yılı Bütçe Tasarısı’nın görüşmelerinde partisinin görüşlerini paylaştı.
Kılıçdaroğlu, konuşmasına bugün bilboardlarda vermeyi planladıkları afişi kürsüden göstererek başladı. “Vatandaş vergisini veriyor. Hükümet de hesabını verecek” şeklindeki ilanlarında, Başbakan’a Sayıştay raporlarının TBMM’ye gelmesi için çağrılarının olacağını belirten Kılıçdaroğlu, ancak bunun yayınlanmadığını kaydetti. Kılıçdaroğlu, “Efendim Başbakan ürkermiş, kızarmış. Elinizi vicdanınıza koyun, düşünün, vatandaşın vergi ödediği ortamda Hükümet hesap vermeyip de ne yapacak? Bunu istemek ne zamandır suç oldu? Bunu yayınlamak ne zamandan beri korkunun bir unsuru haline gelmeye başladı? Bu nasıl bir iktidar, nasıl bir yapıdır, anlamakta zorlanıyorum” diye konuştu.
Demokrasilerde, bir vatandaşın en doğal hakkının, ödediği vergileri nereye harcadığını sorması olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu, demokrasinin çıkış kaynağının da bu olduğunu dile getirdi.
-“Sayıştay raporları TBMM’ye gelmek zorunda”
Bu ülkede doğan her vatandaşın doğduğu andan itibaren vergi ödediğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, “Anne çocuğuna bez alır, mama verir, su içirir vergi öder. Sadece teneffüs ettiği havada vergi yoktur. Vergi bir insanın yaşamında bu kadar önemlidir. Madem vatandaş vergi ödüyor, bu vergilerin nereye harcandığını sorma hakkına sahiptir. Nasıl öğrenecek bunu? TBMM adına denetimi, doğrudan Başkanlığa ait olan Sayıştay’a vermişler. ABD, Japonya, Rusya, Fransa’da da böyledir” diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, yasama organı adına denetim yapacak kurumun Sayıştay olduğunu anımsatarak, Sayıştay raporlarının TBMM’ye gelmesinin zorunluluğuna işaret etti.
-“Hesap vermek onurdur”
Bütçe yasasının, diğer yasalar gibi olmadığını, bir özelliğinin bulunduğunu, anayasada özel düzenleme yapıldığını dile getiren Kılıçdaroğlu, yasama organının, yürütmeyi sağlıklı süre içinde denetlemesi için düzenlemeler konulduğunu anlattı.
Kılıçdaroğlu, “İşin özü şudur: Hesap vermek bir iktidar için zul değildir, onurdur, namuslu bir görevdir. Hesap vermek, tüyü bitmemiş yetimin hakkını savunmaktır. Ama siz hesap vermekten korkan bir hükümeti destekleyecekseniz. En büyük endişem budur. Bu Hükümet, hesap veren bir hükümet değildir. Hesap vermeyen hükümet, yolsuzluklara bulaşmış hükümet demektir” şeklinde konuştu.
Uluslararası denetim standartlarına göre kamu harcama ve gelirlerini, TBMM adına Sayıştay’ın denetlemesi için 2010’da Sayıştay tasarısının geldiğini anımsatan Kılıçdaroğlu, Sayıştay Kanunu’nun 38. maddesinde, “Dış denetim genel değerlendirme raporu ile kurulca görüş bildirilen kamu idarelerine ilişkin denetim raporları Sayıştay Başkanı’nca genel uygunluk bildirimiyle birlikte TBMM’ye sunulur” hükmünün yer aldığını söyledi.
Elinde Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’na ait kalın ve ince iki ayrı denetim raporunu gösteren Kılıçdaroğlu, TBMM’ye gönderilenin ince rapor olduğunu kaydetti.
Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kul hakkı yemenin günah olduğunu söylüyorsunuz, yolsuzluklara en başta bu parlamentonun engellemesi gerektiğine inanıyorsunuz, elinizi vicdanınıza koyup oy kullanacaksınız değil mi? Şu soruyu niye kendinize sormuyorsunuz, bu rapor niye gelmiyor da, bu rapor geliyor. Bu raporu, bu hale kim getirdi, nasıl ayıklandı bunlar? İkisi de Sayıştay raporu. Benim yasama yetkimi, yürütme organı kısıtlayamaz. Böyle bir yetkisi yoktur. Siz (Biz milletvekili değiliz, iktidar istediği gibi bizi yönlendirir, bir kişi beni seçti, o ne emrederse onun gereğini yaparım, yolsuzluk olmuş, kul hakkı yenmiş, benim için önemli değil, ben kendimi robot bilirim, el kaldırın derler, indirin derler indiririm…)”
Sözlerine AK Parti sıralarından itiraz gelmesi üzerine Kılıçdaroğlu, itiraz ettikleri için mutlu olduğunu, yürekten kutladığını kaydetti.
-“Vicdanınıza sesleniyorum”
Kılıçdaroğlu, raporların nasıl düzenleneceğine dair Sayıştay’ın kendi iç düzenlemesinin bulunduğunu belirtti. Kılıçdaroğlu, denetim bulgu ve önerileri, mali yönetim iç kontrol sistemine ilişkin değerlendirme, kamu idaresi tarafından düzeltilen hususlar, rapora ilişkin kamu idaresinin cevabının kalın raporda bulunduğunu, ince raporda yer almadığını ifade etti.
Eleştiriden, politikacının ders alması gerektiğini kaydeden Kılıçdaroğlu, “Sizin vicdanınıza sesleniyorum. Yürütme organı bunu parlamentonun önüne getiriyorsa sizin düşünmeniz lazım. Ben düşünüyorum sizin de düşünmeniz lazım. Kul hakkı yemeyeceğiz diyorsunuz, nasıl yemeyeceğinizi bir Allah’ın kulu çıkıp izah etmesi lazım” dedi.
-“Hangi gerekçeyle kabul edeceksiniz?”
Kılıçdaroğlu, Adalet Bakanlığı’nın raporunu son bölümünü okuyarak, yasama organı, TBMM adına kamu harcamalarını denetleyen bir kuruma görüş beyan etmeyen, bilgi vermeyen Adalet Bakanlığı’nın bütçesini hangi gerekçeyle kabul edileceğini sordu.
İyi niyetli olmadıklarının düşünülebileceğini, muhalefetin herşeye itiraz ettiğinin söylenebileceğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, asla böyle bir niyetlerinin olmadığını belirtti.
Kılıçdaroğlu, 2011 raporlarının gelmediğini, Sayıştay’ın, “Yasa yeni çıktı hazırlığımızı bitiremedik” dediği için itiraz etmediklerini anımsatarak, ancak geçen yıl itiraz ettiklerini dile getirdi.
-“Suçlulardan biri de Sayın Çiçek’tir”
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, 132 rapor düzenlendiğini, birinin bile Meclis’e gelmediğini dile getirdi. Kılıçdaroğlu, sözlerini, “Suçlulardan biri de TBMM koltuğunda oturan Sayın Cemil Çiçek’tir. Soru önergesi hazırladık, vermediler. Bilgi İsteme Yasası’na göre istedik, vermediler. TBMM’den, milletvekillerinden Sayıştay’ın raporu hangi gerekçeyle saklanır? Tertemiz olsa bütün raporları önümüze koyarlar. İçinde kirli sayfalar, kirlilikleri gösteren sayfalar var. Yürütme organı, yasama organına hesap vermek istemiyor. Bunun için sakladılar, vermediler” diye sürdürdü.
Kılıçdaroğlu, 4 Temmuz 2012’de çıkan Torba Kanun’a eklenen maddeyle Sayıştay’ın denetim yetkisinin, 132 raporun gelmemesi için sınırlandığını anımsattı. Kılıçdaroğlu, “Sizlerin oylarıyla oldu. Bana sakın bir daha biz kul hakkı yemiyoruz demeyin” dedi.
-“Sayıştay da suç işlemiştir”
Bakanlar Kurulu sıralarını gösteren Kılıçdaroğlu, yürütme organının, parlamentoya saygı göstermediğini ileri sürdü. Kılıçdaroğlu, “Saygı gösterseler benim adıma görev yapan organın bana raporunun gelmesini engellemezler. Siz bu engellemeye destek veriyorsunuz” görüşünü savundu.
Kılıçdaroğlu, 50 Sayıştay üyesinin 42’sini Hükümet’in seçtiğini ifade ederek, şöyle devam etti:
“İçindeki bütün yolsuzlukları ayıkladılar. Bir kısmı medyada çıktı, bizim elimizde de var. Ama bizim elimizde olması önemli değil bu parlamentonun bilgisi içinde olması lazım. İktidar milletvekillerinin de ne oldu demesi, sorgulaması lazım. Sizi bakan koltuğuna oturttuk, ne diye yolsuzlukları örtün diye değil, dürüst davranın, her kuruşun hesabını parlamentoya verin diye sizi oraya oturttuk. Ama tam aksi. Bu bütçe meşru bir bütçe değildir. Bütçesi meşru olmayan bir hükümetin, parlamentoda hesap vermeyen bir hükümetin meşruiyeti her zaman tartışılır. Bütün demokrasilerde böyledir. Bunun istisnası totaliter rejimlerdedir. Sayıştay da TBMM’ye bilgi vermeyerek o da ayrı bir suç işlemiştir.”
CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Hükümet’in, parlamentoya saygı duymadığını, değer vermediğini öne sürdü.
Orta Vadeli Program ve Orta Vadeli Mali Plan’a ilişkin KHK çıkarıldığını anımsatan Kılıçdaroğlu, Orta Vadeli Program’ın Mayıs yerine Eylül sonuna kadar, Orta Vadeli Mali Plan’ın ise Haziran yerine 15 Eylül’e kadar verilmesinin öngörüldüğünü ancak Hükümet’in buna bile uyulmadığını söyledi. Kılıçdaroğlu, “Vicdan sahibi olan herkesin vicdanına seslenmek istiyorum: Yasama organına değer vermeyen bir iktidara hangi gerekçeyle siz değer vereceksiniz, el kaldıracaksınız ve bunların bütçesini aklayacaksınız?” diye sordu.
Kılıçdaroğlu, üç ayda bir toplanması gereken Ekonomik Sosyal Konsey’in, en son 5 Haziran 2009’da toplandığına işaret etti. Kılıçdaroğlu, “Bir anayasal kurumu iğdiş eden bu Hükümete siz nasıl evet” diyeceksiniz?” görüşünü dile getirdi.
-“Defosu çok”
Hükümet’in çok defosu olduğunu öne süren Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 19 Kasım 2013’te AK Parti Grubu’nda yaptığı konuşmada, “ABD’de, Oregon’da, 5 bin kişiye su temin edecek depo ve tesisatın kurulması için TİKA’yı devreye koyduk” dediğini söyledi. Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
“Oregon’da bir Kızılderili kabilesi var, Kabile Şefi Moses, buna 200 bin dolarlık çek vermişler, Kızılderililer su içsin diye. Kızılderililere yardım yapılmasın diye bir düşüncemiz yok zaten. Eğer bunlar susuzsa, ABD bunlara su sağlamıyorsa, Türkiye Cumhuriyeti’nin devreye girip su sağlaması bizi mutlu eder. Bu Kızılderili kabilesinin nesi var, nesi yok diye baktık. Kendi internet sitelerinden okuyorum: Tatil köyleri, kumarhaneleri, orman ürünleri işletmesi, plazaları, kompozit ürün fabrikaları, risk sermayesi şirketleri var. Oregon’un en büyük barajlarına da sahipler bunlar ve siz oraya su götürüyorsunuz. Neden bu Sayıştay raporları buraya gelmiyor, hiç düşündünüz mü? Sayıştay raporları buraya gelse herhalde bütün gerçekler daha farklı bir şekilde çıkacak ortaya. Bunlar ortaya çıkmasın diye buraya getirmiyorlar. Sizi aldatıyorlar. Kızılderili kabileye su götürmek için 200 bin dolar para harcayan Hükümete sormak isterim: Ordu merkeze bağlı Gökömer köyünde, Antalya Gazipaşa’ya bağlı Küçüklü’de su yok. TİKA ne yapmış sonra Tunus’a da yardım yapmış, 6 adet TOMA aracı, vücut koruyucu kalkan , Robocop elbiseleri, poliüretan cop, 5 bin adet de kelepçe göndermişler.”
Kılıçdaroğlu, Hükümet kadar halkı aldatmada becerikli bir Hükümet görmediğini ileri sürdü.
1946-2002 yılları arasında geometrik ortalamaya göre ortalama büyüme hızının yüzde 5,1 olduğuna işaret eden Kılıçdaroğlu, 2003-2013 arasında ise ortalama büyümenin yüzde 4,8 gerçekleştiğini anımsattı. Kılıçdaroğlu, 4,8’lik büyümeyi küçümsemediklerini dile getirerek, Türkiye ile aynı konumda olan ülkelerin, yüzde 6,4 büyüdüğünü belirtti.
Kılıçdaroğlu, “4,8 büyümek için kaç lira kaynak kullanıldı? 2003-2013 arasında bu hükümetlerin kullandığı kaynak, 133 milyar dolar iç borç kullandılar, 2013’ün ilk altı ayı için verdiğim rakam. 238 milyar dolar dış borç kullandılar 2013’ün ilk altı ayı için. 50,5 milyar lira özelleştirme yaptılar 2013’ün Kasım ayı itibarıyla. 1 trilyon 257 milyar dolar vergi topladılar Ekim 2013 itibarıyla. Toplam 1 trilyon 678 milyar dolar kaynak kullanıldı 4,8 büyümek için. 1946-2002 döneminde kaç lira kullanıldı, ne kadar kaynak kullanıldı? 775 milyar dolar para kullanıldı. 1 trilyon 678 milyar lira kaynak kullandılar” diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Ben yırtık ayakkabı ile siyasete girmedim. Göreve başladığım andan itibaren, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı da dahil, Sayın Başbakan’dan daha fazla aylık aldım. Ama ben böyle dünyanın en sayılı, en zengin kişilerinden biri değilim” dedi.
Kılıçdaroğlu, 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi’nin TBMM Genel Kurulu’ndaki görüşmelerinde yaptığı konuşmada, iktidarın 11 yılda aldığı yanlış ekonomik kararlarla sanayi tabanının eridiğini söyledi.
Dünya Bankası’nın benzer ülkelerde sanayi tabanının durumuna ilişkin rakamlarını aktaran Kılıçdaroğlu, bu ülkelerde büyüme kaydedilirken Türkiye’de yüzde 7.7 oranında küçülme yaşandığını aktardı. Bu anlayış ile Türkiye’nin 2023’de en büyük ilk 10 ekonomi arasına girmesinin söz konusu olamayacağını savunan Kılıçdaroğlu, bunun ancak ülkenin üretime endekslenmesi halinde mümkün olabileceğini belirtti. Güney Kore ile Türkiye’yi yıllar bazında üretim bakımından rakamsal verilerle karşılaştıran Kılıçdaroğlu, Güney Kore’nin gelişme kaydettiğini, Türkiye’nin ise bunu başaramadığını ifade etti. Kılıçdaroğlu, “Niye Güney Kore ile Türkiye’yi kıyasladım? Biz Güney Kore’den önce otomobil yapan bir ülkeyiz. Bugün Güney Kore’nin dünya çapında üç otomobil markası var, Türkiye’nin yok” diye konuştu.
Ekonomi alanında iktidarı uygulamalarını eleştiren Kılıçdaroğlu, “Açık çek veriyorum, Sayın Başbakan arzu ederse sadece ekonomiyi konuşmak üzere bu parlamentoda yan yana gelebiliriz” ifadesini kullandı. Sanayi girdilerinin sürekli arttığını, bunun da sanayiciyi zor durumda bıraktığını belirten Kılıçdaroğlu, Türkiye ile benzer ülkelerde sanayi girdi rakamlarından örnekler verdi. Kılıçdaroğlu, “Bu sanayici ne yapacak? Neyi üretecek? Üreten insanı cezalandırıyorsunuz. Rekabet gücü. Öldürdünüz sanayicinin rekabet gücünü” diye konuştu.
-“Sen bu ülkeye saman ithal eden bakansın”
Çiftçinin de sıkıntı içinde olduğunu belirten ve “Dünyanın en pahalı akaryakıtını, gübresini, ilacını satıyorsunuz bu çiftçiye. 34 milyon hektar arazi 2002’den bu yana ekilmiyor. İki Trakya büyüklüğünde. Niye ekilmiyor?” diyen Kılıçdaroğlu, Bakanlar Kurulu sıralarındaki Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker’in kendisine tepki göstermesi üzerine, “Sayın Bakan kusura bakma, sen bu ülkeye saman ithal eden bir bakansın. Bu ülkenin toprağı mı yok, arazisi mi, ovası mı yok Sayın Bakan? Bir düşün bakalım bu ülke neden saman getirdi?” ifadelerini kullandı.
Adalet Bakanlığı verilerine göre ekonomik krizin ardından 2002 yılında icra dosyası sayısının 8 milyon 266 bin olduğunu, 2012 sonunda ise bu rakamın 21 milyon 6 bine çıktığını söyleyen Kılıçdaroğlu, esnafın borç batağı içinde olduğunu savundu. Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
“Siz hiç dünyada icra dairelerini törenle açan bir iktidar duydunuz mu? Vatandaşın boğazını sıkmak için icra dairesi açıyorsunuz, Bakanlar gidiyorlar törenle icra dairesi açıyorlar. Ne diyeyim ben? 2002’de kaç icra dairesi vardı, şimdi kaç icra dairesi var gidin bir araştırın. Sayının ikiye katlandığını göreceksiniz.
Hükümete hayranım dedim. Hayranlığımı gizlemiyorum. İcra dairelerini törenle açıyorlar, Sayın Başbakan da Diyarbakır’a gitti. Diyarbakırlılar’a hapishane sözü verdi. ‘Eski hapishaneyi yıkacağım’ dedi. Biz yıkmayacağız. Oranın insan hakları müzesi olmasını istiyoruz. Sayın Başbakan ‘burayı yıkacağım, Diyarbakırlılar’a söz modern bir hapishane yapacağım’ dedi. Ve hakkını teslim etmek lazım, oyunu da artırdı. Diyarbakırlılar’a da selam gönderiyorum. Demek ki hapishane ihtiyacınızı Sayın Başbakan yakında giderecek ve siz de kurtulacaksınız.”
Türkiye’de vatandaşın borcunun giderek arttığını, 2002 yılında bankalara olan borcun 6.6 milyar lira, 2013 yılı Ekim ayında ise bu borcun 322 milyar liraya çıktığını söyledi.
-“Mal varlığımın tamamı alın terimin eseri”
Japonya’nın milli gelirinin Türkiye’nin 7,5 katı olduğunu, ama Türkiye’nin dolar milyarderi sayısının ise bu ülkenin iki katı olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, burada bir yanlışlık olduğunun sorgulanmasını istedi. Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ne diyordu? ‘Yırtık ayakkabı ile siyasete girdim’ diyordu. Şimdi dünyanın en zengin başbakanlarından birisi. Ben yırtık ayakkabı ile siyasete girmedim. Göreve başladığım andan itibaren, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı da dahil, Sayın Başbakan’dan daha fazla aylık aldım. Ama ben böyle dünyanın en sayılı, en zengin kişilerinden biri değilim. Milletvekili seçildiğim gün de mal varlığımı internet siteme koydum. Çünkü tamamı benim alın terimin eseriydi.”
-“Vergisini ödeyeni dövüyorsunuz”
İktidarın vergi denetimini silah olarak kullandığını ileri süren Kılıçdaroğlu, CHP’nin iktidarında gelir idaresi başkanlığını yeniden yapılandıracaklarını, vergi denetimini siyasetin dışına çıkaracaklarını söyledi. Kılıçdaroğlu, “Bu ülkeye vergi ödeyen, bütçeye katkı yapan her vatandaş eli öpülecek vatandaştır. Dövülecek adam değildir. Siz dövüyorsunuz” dedi.
Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’yı da eleştiren Kılıçdaroğlu, bu kurumun özerk olması, başkanın da sıcak siyasetin dışında kalması gerektiğini kaydetti.
Kılıçdaroğlu, “Bu parlamentoya bir kesin hesap komisyonu gerekiyor. Bu komisyonun kurulmalı ve bunun başkanlığı da mutlaka muhalefete verilmeli. Çünkü iktidar hesap vermeli” diye konuştu.
-“5 Milli Eğitim Bakanı değiştirdiler, her bakan ayrı telden çaldı”
Milli eğitimin bütün ülkeler için stratejik bir alan olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, ülkenin geleceğinin milli eğitime bağlı olduğunu söyledi.
Kılıçdaroğlu, 4+4+4 kesintisiz eğitim uygulamasını eleştirerek, bu uygulamanın hiçbir planda ve programda olmamasına, Bakanlar Kurulu’nda görüşülmemesine karşın, eğitimci olmayan 5 AK Parti milletvekilince hazırlandığını ifade etti.
Kemal Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
“5 yaşındaki çocuğu okula gönderdiniz. Tuvaleti yapabilecek mi, merdiveni çıkabilecek mi hiç bunları dinlemediniz. Çünkü talimat gelmişti, ‘el kaldıracaksınız’. El kaldırdınız ve geçti. Sonra ne oldu? Anneler 5 yaşındaki çocuklarını okula göndermemek için rapor almaya kalktılar. Başbakan çıktı, o anneleri suçladı. ‘Sizin çocuklarınız geri zekalı mıdır?’ diye. Yüreğinde insan, çocuk sevgisi olan bir insan, annelerin çocuklarına ne kadar titrediğini bilen bir insan o annelere dönüp ‘sizin çocuklarınız geri zekalı mıdır?’ diye suçlar mı? Böyle bir şey olabilir mi? Başbakan birazdan bu kürsüye gelecek. Bütün annelerden özür dilemesini istiyorum. Her annenin çocuğu onun gözünde asla tartışılamaz. Onu suçladınız, anneyi, rapor alıyor diye. Ne oldu? Sonra bundan vazgeçtiler. O çocukları siz denek olarak kullandınız. vicdan sahibi insan o çocukları denek olarak kullanır mı? Üstelik hem çocuğa, hem annesine hakaret ettiniz.”
Doğru eğitim sisteminin kurulamadığını dile getiren Kılıçdaroğlu, “PISA sonuçlarını gazetelerden siz de okuyorsunuz. Türkiye’de çocuklar neden en diplerde geziyor? Matematikte neden en diplerde? Fen bilimlerinde neden en diplerde, en sonlarda yer alıyoruz? Okuduğunu anlama yetisinde neden bizim çocuklarımız en diplerde? Sonuç eğitim sisteminden kaynaklanıyor. Oturup adam gibi bir eğitim sistemi kuramadık. 5 Milli Eğitim Bakanı değiştirdiler, her bakan ayrı telden çaldı” değerlendirmesinde bulundu.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
“Gerçekten bu Hükümete hayranım, bir Bakanları var, çıktı bir konuşma yaptı ‘Efendim, biz Müslüman ülkeyiz, bizden mucit çıkmaz, biz ara eleman yetiştireceğiz’ diyor. Allah akıl fikir versin, ne diyeyim ben başka? Ne demek ‘bizden mucit çıkmaz’? Ne demek ‘biz ara eleman yetiştireceğiz’? Bu ne demektir biliyor musunuz? ‘Biz sadece parya yetiştiririz, düşünce adamı yetiştiremeyiz, bilim adamı yetiştiremeyiz’ demektir. Bence onu Milli Eğitim Bakanı yapsın Sayın Başbakan, iyi olur.”
-“Devlet istihbaratla yönetilmez”
Vatandaşın, işadamının konuşmaktan korktuğunu, ancak Başbakan’ın da korku içinde olduğunu ileri süren Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
“Bir yere gidiyor, valileri var ya, sıkıyönetim ilan ediyorlar o ilde. ‘Başbakan gelecek, ‘sokağa çıkmak yasak’. Başbakan gelecek, ‘bunlar eylem yapabilir, onları gözaltına alın’. Başbakan gelecek, valiler seferber. Hangi çağda yaşıyoruz, hangi çağda yaşıyoruz? Demokrasiden gittikçe uzaklaştığımızın farkında değil misiniz ?
Parlamentoya gelirken bile Sayın Başbakan 150 korumayla geliyor. İnsaf, insaf, 150 koruma. Bence, bakanları dışarı çıkarsın, korumalarla buraya otursun. Siz gerçek tabloyu öyle görün. Bir kısmı ayakta kalacak ama başka çaresi yok, 150 kişilik yer yok burada. Böyle bir tablo olabilir mi? Vali diyor ki; ‘Başbakan gelecek’. Gelsin, ne olacak ? Başbakandır, vatandaş saygı gösterecek, ülkenin Başbakanı, seçimle gelmiş. Sıkıyönetim gibi bir tablo uygulanabilir mi? Emin olun, Kenan Evren bile bunu yapmadı, Kenan Evren döneminde bile bunlar olmadı. İstihbaratla devlet yönetilmez. Devleti yönetecek adamın yüreğinde önce insan sevgisi olacak, önce budur, kural budur.”
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 2004 Milli Güvenlik Kurulu Belgesinin yayımlanmasıyla ilgili, “MİT, Milli Güvenlik Kurulu ve Başbakan suç duyurusunda bulundu. Ne diye? Belgeyi açıkladı diye. Halkı ilgilendiren belge suç unsuru değildir. Veren suçludur ama yayımlayan dünyanın hiçbir demokrasisinde suçlu konumuna gelemez. Bugüne kadar hiçbir gazeteci, dünyanın hangi demokrasisini ele alırsanız alın yayınladığı belge dolayısıyla hapse girmemiştir” dedi.
Kılıçdaroğlu, 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi’nin TBMM Genel Kurulu’ndaki görüşmelerinde yaptığı konuşmada, Gezi Parkı odaklı eylemlere değindi.
Gençlerin tüm dünyayı eylem alanı olarak kullandıklarını, bunun demokrasinin doğasında olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, Gezi Parkı odaklı eylemlere katılan gençlere yönelik Hükümetin tavrını eleştirdi.
Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
“Çadırlarını yaktınız o çocukların. Ne oldu? Fiyakasını bozdular, mizahla bozdular fiyakasını. Bütün dünyada saygınlığını sıfırladılar. Bakın, ister Japonya’ya gidin ister Rusya’ya, ister Amerika’ya ister Papua Yeni Gine’ye gidin, Gezi olayları Türkiye demokrasi tarihine vurulmuş silinmez bir damgadır artık, bunu herkes böyle bilsin. O gençler bizim gençlerimiz. Böyle 2 kişi kalkacak, itiraz edecek, yılmazlar. O gençler idam sehpalarından geçtiler, yılmadılar, işkencelerden geçtiler, yılmadılar, yaşları uzatıldı, idam edildi, yılmadılar. Senin TOMA’larından, biber gazından, kelepçenden, polisinden mi korkacaklar? Asla korkmazlar, onlar bu ülkenin çocukları çünkü. Korkmadılar zaten, tarih yazdılar onlar. Korkan, burada oturan Başbakan, korkan bu. 7 kişi öldü, 10’dan fazla kişi gözünü yitirdi. Ne diyor Başbakan? ‘Şu canım canım seramikler gitti. Otobüs durakları gitti’. diyor. Ya, insan ölmüş, sende hiç vicdan yok mu? Polis öldürüyor üstelik.”
Olaylar sırasında yaralanan 14 yaşındaki Berkin Elvan’ın hala yoğun bakımda olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, “Mısır’da ölen kıza ağlarsın, burada 7 kişi hayatını kaybetmiş, yoğun bakımda, gözünden yaş bile akmaz ve dönersin dersin ki; ‘Şu seramiklere yazık oldu, şu otobüs duraklarına yazık oldu’. Bu düşünceyi anlamak mümkün değil” diye konuştu.
-“Caminin imamını sekiz saat Terörle Mücadele Şubesinde tutmak hangi vicdanın işidir?”
Kılıçdaroğlu, son zamanlarda “elimde belge var açıklayacağım” şeklinde bir tavrın geliştiğini de ifade etti.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Gezi Parkı eylemleri sırasında Kabataş İskelesinde başörtülü bir anne ve çocuğunun saldırıya uğradığını anlattığını, ancak bu olaya ilişkin herhangi bir belge ya da görüntü kaydının kamuoyuyla paylaşılmadığını aktaran Kılıçdaroğlu, eğer böyle bir olay yaşandıysa saldırıda bulunanların derhal cezalandırılması gerektiğini vurguladı. Kılıçdaroğlu, “Kim bunu yapanlar? Cuma yok, ondan sonraki cuma da yok, ondan sonraki cuma da yok. Bir Başbakana ne yakışır? Doğruları söylemek yakışır. Elinde belge varsa, bilgi varsa, doküman varsa neden götürüp vermiyorsun bunları? Böyle bir olay varsa savcının harekete geçmesi lazım. Şu iktidar niye oturuyor burada? Bunlar niye oturuyor burada?” diye sordu.
İktidar sıralarından bir milletvekilinin olayı yaşayan kişiyi beraber ziyaret etme önerisi üzerine ise Kılıçdaroğlu, “Evi ziyaret etmekle olmaz bu iş. O işi yapanları cezalandıracaksın sen kardeşim. Ne demek ‘Ziyaret edin’. Ziyaret eden doğruyu söylemiyorsa ne yapacağız? MOBESE kameralar çalışmıyormuş. Bu iktidar döneminde caminin imamını sekiz saat Terörle Mücadele Şubesinde tutmak hangi vicdanın işidir?” ifadelerini kullandı.
-“Erbakan’a niye diyordun ‘niye dik durmadın’ diye?”
Konuşmasında 2004 yılındaki Milli Güvenlik Kurulu belgesinin yayımlanmasına da değinen Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Milli Güvenlik Kurulu belgesi yayımlandı. ‘Efendim, bizim de elimizde belgeler var, açıklarsak yer yerinden oynar’. Buradan söyleyeyim, belki duyar, Sayın Başbakan, açıklamadan bir gün önce haber ver de bari vatandaşlar evden çıksınlar, depremden zarar görmesini istemeyiz, öyle değil mi? Elinde belge varsa niye açıklamıyorsun,? ‘Belge var, yer yerinden oynar’. Senin belgelerini gördük biz ama yayımlanan belgelerin hiçbirisine sahte diyemedin sen. Tıpış tıpış gittin 25 Ağustos 2004’te Milli Güvenlik Kurulu belgelerinin altına imzanı attın. Ne dediler? ‘Efendim o günün şartları öyleydi’. Erbakan’a niye diyordun ‘Niye dik durmadın’ diye? Üstelik tek başına iktidarsın.”
-“Siz, hala bu Hükümete güveniyor musunuz?”
Kararın imzalandığı, ancak uygulanmadığı açıklamalarını da samimi bulmadığını belirten Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
“Neymiş? ‘Kararı imzaladık ama uygulamasını yapmadık’. Arkadan uygulama belgeleri çıktı. Ne dedilerse arkadan belgeleri çıktı. Şimdi ne oluyor? Gazeteye ve gazeteciye suç duyurusunda bulundular; MİT, Milli Güvenlik Kurulu ve Başbakan suç duyurusunda bulundu. Ne diye? Belgeyi açıkladı diye. Halkı ilgilendiren belge suç unsuru değildir. Veren suçludur, bakın, veren suçludur ama yayımlayan dünyanın hiçbir demokrasisinde suçlu konumuna gelemez. Bugüne kadar hiçbir gazeteci, dünyanın hangi demokrasisini ele alırsanız alın yayınladığı belge dolayısıyla hapse girmemiştir. Sizin devri iktidarınızda girebilir mi? Girebilir tabi, ne olacak? ‘Yargıya talimat verdik, savcı bunu yapacak, onlar da hapse girecekler’ diyor. Ama bunun arkası gelecektir. İki yüzlü bir siyaset izledi bu Hükümet, size başka şey söyledi kapalı kapılar ardında başka belgeler imzaladı. Siz, hala bu Hükümete güveniyor musunuz?”
Kılıçdaroğlu, 2004 yılındaki MGK belgesinin yayımlanmasıyla ilgili suç duyurusunda bulunulduğunu hatırlatarak, “28 Şubat kararları yayınlandığında niye itiraz etmediniz? Niye ‘Onu yayınlayanlar vatan hainidir’ demediniz? Siyasette çifte standart var mıdır? Çifte standart güden bir politikacının güven vermediğini hepimiz bilmiyor muyuz? Türkiye’yi yarı açık cezaevine döndürdünüz” diye konuştu.
Sahte isimlerle mahkemelerden karar çıkarıldığını ve gazetecilerin telefonlarının dinlendiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, “Yarın iktidar değişti, herhangi bir iktidar gelip sizin telefonlarınızı dinlemek için mahkemeden sahte isimlerle karar alırsa, siz buna ‘evet’ diyecek misiniz? Biz, o zaman da ‘hayır’ deriz, o zaman da ‘yanlış’ deriz. Demokrasilerde bu olmaz” dedi.
Başbakan Erdoğan’ın yapacağı konuşmada 1930, 1940’lardan bahsederek CHP’yi eleştireceğini, bundan rahatsızlık duymadığını aktaran Kılıçdaroğlu, “Ben kendisine çok basit bir soru sormak isterim. 2013, Ankara’da doğal gazı hangi gerekçeyle karneye bağladınız? Bunu öğrenmek istiyorum. Savaş hali mi var? Yok. Doğalgaz sıkıntısı mı var? Yok. Doğal gazı, niye karneye bağlıyorsunuz Ankara’da?” diye sordu.
Hükümetin dış politikasını da eleştiren Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
“Dışişleri Bakanı için çapsız sözcüğünü kullanmıştım, kendisi de mahkemeye verdi beni. Çapsız sözcüğünü kullandım, galiba biraz yanlış yapmışız. Çünkü ‘Komşularla sıfır sorun’ deyip de bir süre sonra bütün komşularla kavgalı hale gelmek için bir adamın çapının olması lazım, o çap da onda var. Nasıl oluyor böyle bir şey? Suriye kavgalı, Mısır kavgalı, İsrail kavgalı, Irak kavgalı, İran kavgalı. İran’da Başbakanı bir gün beklettiler, hiçbiriniz itiraz ettiniz mi buna? Türkiye Cumhuriyeti Başbakanını İran’da bir gün beklettiler görüşmek için. Putin’le yaptığı görüşmeyi, yorumlarını acaba Rusya’dan ve Türkiye’den izleyebiliyor musunuz? Başbakanın hangi konumda olduğunu izleyebiliyor musunuz?”
Hatay’da uyuşturucu ihbarı üzerine durdurulan bir TIR’da Suriye’ye götürülmek üzere silahların ele geçtiği iddiasını aktaran ve TIR şoförünün ifadesinden bir bölüm okuyan Kılıçdaroğlu, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin yasa dışı örgütlere silah sağlamasının kabul edilemez olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu, “El Kaide’yle işbirliği yapıyorsun. Niye yapıyorsun sen? Suriye’de akan her kanın sorumlusu işte bu Hükümettir” ifadesini kullandı.
“Sayın Başbakan, Mademki Suriye’de El Kaide militanlarına silah gönderiyorsunuz, bundan sonra size tavsiyem Dışişleri Bakanını o TIR şoförünün yanına oturtun, uyuşturucu ihbarı bile gelse polis onu aramaz ve böylece hiç değilse gün yüzüne çıkmadan silahları siz El Kaide’ye göndermiş olursunuz” ifadelerini kullanan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
“Gerçekler acıdır. Bizim görevimiz olabildiğince bu ülke yurttaşının çektiği sorunları Parlamentoda dile getirmektir. Eksiğimiz olabilir, yanlışımız olabilir, kusurumuz olabilir ama bizim bir özelliğimiz var: Biz kul hakkı yemeyiz, kul hakkı yiyenlerden de hesap sorarız. Bu bizim görevimizdir.”
AA