ERDOĞAN: YASALARA HEP BIRLIKTE UYMAK ZORUNDAYIZ
Başbakan Erdoğan “İki ay sonra, 30 Mart’ta yapılacak yerel seçimler, Türkiye için tarihi nitelikte bir dönüm noktası olacak” dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “17 Aralık’ta Türkiye’de ekonomiye, siyasi istikrara, demokratik kazanımlara yönelik yeni bir örgütlü saldırı yapılmak istendi. Emniyet ve yargı başta olmak üzere devlet kurumlarına sirayet etmiş bir örgütlü yapı kullanılarak, Türkiye siyaseti yeniden tasarlanmak veya yeniden dizayn edilmek istendi. Türkiye’nin rotası, istikameti değiştirilmek istendi. Kararlı ve dik duruşumuz sayesinde, özellikle de halkımızın desteğiyle, bu saldırıyı da etkisiz hale getirdik” dedi.
Başbakan Erdoğan, Berlin’deki Alman Dış Politika Cemiyeti’nde yaptığı konuşmaya, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in daveti sonucu Almanya’ya yaptığı resmi ziyaret vesilesiyle Alman Dış Politika Cemiyeti’nde bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek başladı.
Bu buluşmanın ardından Şansölye Merkel ile çalışma yemeğinde bir araya geleceğini ve gündemdeki konuları etraflıca değerlendireceklerini ifade eden Başbakan Erdoğan, yine bugün Almanya Dışişleri Bakanı Steinmeier ile Başbakan Yardımcısı, Ekonomi ve Enerji Bakanı Sigmar Gabriel’le de bir araya gelerek, dış politika ve ekonomiye ilişkin iki ülke gündemindeki meseleleri ele alacaklarını vurguladı.
Başbakan Erdoğan, akşam saatlerinde de Berlin Avrupalı Türk Demokratlar Birliği’nin düzenlediği yaklaşık 5 bin kişinin katılacağı bir buluşmada vatandaşlarla bir araya geleceğini belirterek, ziyaretinin Türkiye-Almanya ilişkileri ve işbirliği açısından önemli neticelere vesile olacağını umduğunu dile getirdi.
2014 yılının Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri açısından daha ilk haftalarından itibaren yoğun bir trafiğe sahne olduğunu belirten Erdoğan, “Önceki hafta Brüksel’de Avrupa Birliği yetkilileriyle önemli temaslarımız oldu. Fransa Cumhurbaşkanı Sayın Hollande geçen hafta ülkemizi ziyaret etti. Sayın Cumhurbaşkanımız yine geçen hafta İtalya’yı ziyaret etti. Bizim bugünkü Berlin temaslarımızın ardından İspanya’dan ülkemize bir resmi ziyaret gerçekleşecek. Bu yoğun trafik, öyle umuyorum ki yıl boyunca devam edecek” şeklinde konuştu.
“2014 yılı Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri bakımından tarihi bir yıl olacak” diyen Erdoğan, şöyle devam etti:
“Esasen, dünyamızın son yıllarda şahit olduğu önemli hadiseler, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin önemini, Türkiye’nin AB üyesi olmasının hayatiyetini net bir şekilde ortaya koydu. Küresel finans krizi, Arap uyanışı, Suriye ve Mısır meseleleri. Özellikle bunlar başta olmak üzere çok sayıda gelişme, aslında Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne değil, Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye olan ihtiyacını hepimizin görmesini sağladı. Bakınız burada birkaç noktayı özellikle vurgulamak istiyorum. Türkiye ekonomisi, 2002-2012 arasındaki 10 yılda ortalama yüzde 5 büyüme kaydetti. Milli gelirimiz üç kattan, ihracatımız ise dört kattan fazla artış kaydetti. Artan nüfusa rağmen işsizlik azaldı. Türkiye ekonomisinin en önemli sorunlarından olan yüksek ve belirsiz enflasyon dönemi artık geride kaldı. Borçlanma faizleri düştü, borçluluk oranı ciddi şekilde azaldı ve bütçemiz sarsılmaz bir disipline kavuştu. Bunun yanında finans ve bankacılık alanında, mali alanda çok önemli yapısal reformlar gerçekleştirdik. Türkiye’de ekonomik büyümenin ve demokratikleşmenin önündeki en büyük engellerden biri terör meselesiydi. Terörün sosyal maliyeti kadar ciddi bir ekonomik maliyeti vardı. Ayrıca terör, sağlıklı bir ortamda reform yapılmasını, siyasetin süreçlere egemen olmasını engelliyordu. Yoğun gayretlerimiz neticesinde terör meselesi çözüm yoluna girdi diyebilirim. Çünkü son 1 yılı aşkın süredir Türkiye terör nedeniyle kayıplar yaşamıyor.”
Başbakan Erdoğan, “Yine Türkiye’de ekonomik büyümenin ve demokratikleşmenin önündeki bir başka engel de vesayet sistemi, devlet içine sirayet eden çete ve örgütlerdi. 11 yıl içinde verdiğimiz yoğun mücadele sayesinde bu sorunların çözümü yolunda da önemli mesafe kaydettik” ifadesini kullandı.
– “Türkiye artık yeni bir döneme giriyor” –
“17 Aralık tarihinde Türkiye’de ekonomiye, siyasi istikrara, demokratik kazanımlara yönelik yeni bir örgütlü saldırı yapılmak istendi” diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Emniyet ve yargı başta olmak üzere, devlet kurumlarına sirayet etmiş bir örgütlü yapı kullanılarak, Türkiye siyaseti yeniden tasarlanmak veya yeniden dizayn edilmek istendi. Türkiye’nin rotası, istikameti değiştirilmek istendi. Kararlı ve dik duruşumuz sayesinde, özellikle de halkımızın desteğiyle, bu saldırıyı da etkisiz hale getirdik.
İki ay sonra 30 Mart’ta yapılacak yerel seçimler, Türkiye için tarihi nitelikte bir dönüm noktası olacaktır. Açıkçası, 30 Mart’ta demokrasinin, istikrarın, özellikle de siyasetin çok büyük bir zafer elde edeceğine, eski Türkiye’yi artık kapatıp, yeni Türkiye çağını başlatacağına inanıyorum. Gerçekten de Türkiye artık yeni bir döneme giriyor. Bu yeni dönemde Yeni Türkiye’de geçmişten bugüne kadar devam eden bazı engeller ve sorunlar artık olmayacak. Örneğin ekonomi, direncini ispat etmiş şekilde daha fazla istikrar ve güven zemininde büyümesini sürdürecek.”
Başbakan Erdoğan, “Terör meselesinin çözümüne yönelik sabotajlara yeltenenler 30 Mart’tan itibaren umutlarını tamamen yitirecekler. Demokratikleşmenin önündeki engeller kalkmış olacak ve Türkiye’nin reform kapasitesi daha da artacak. En önemlisi de 30 Mart’la birlikte çözüm sürecinin, bütün sorunların çözüm aracının siyaset olduğu herkes tarafından kabul edilecek ve siyaset güç kazanacak” diye konuştu.
– “Umuyorum ki vesayet özlemlerinden vazgeçecekler” –
Hükümet olarak 11 yıldır Türkiye’yi normalleştirmenin, Türkiye’yi Avrupa Birliği standartlarına kavuşturmanın mücadelesini verdiklerini vurgulayan Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
“Bu mücadelede çok sayıda engelle, çok sayıda provokasyon ve sabotajla karşılaştık. Reform sürecini engellemek ya da yavaşlatmak için hükümetimize çok sayıda tuzaklar kuruldu. En son 17 Aralık tuzağının da bozulmasıyla artık siyaset dışı güç odakları, umuyorum ki vesayet özlemlerinden de vazgeçecekler. Bunun da Türkiye’nin normalleşmesinde çok önemli bir adım olacağını artık görüyorum ve buna da inanıyorum. 2023 yılı çok önemli bir yıl dönümünü, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100’üncü yıl dönümünü kutlayacağımız bir yıl olacak. Bu anlamlı yıl dönümü için çok büyük hedefler belirledik. Önümüzdeki 9 yıl içinde büyüyen ekonomiyle, hızla gerçekleşen reformlarla, barışçıl dış politikamızla, Avrupa Birliği katılım sürecimizle, 2023 hedeflerimize ulaşacağımızdan hiç şüphem yok.”
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Yaklaşık 3 yıldır, Suriye’de, Avrupa’nın yanı başında, 21’inci yüzyılın en büyük insanlık trajedisi yaşanıyor. Şu anda 150 bini aşkın insan, çoluk, çocuk kadın, erkek, yaşlı öldürüldü. Bunların önemli bir kısmı da bildiğiniz gibi kayıtsız” dedi.
Başbakan Erdoğan, Alman Dış Politika Cemiyeti’ndeki (DGAP) “21. Yüzyılda Türkiye, Avrupa ve Dünya” temalı konuşmasında, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin ya da Türkiye Almanya ilişkilerinin, dar bir çerçevede ele alınmasına her zaman itiraz ettiklerini söyledi.
Avrupa Birliği ve Almanya’nın Türkiye ile ilişkileri, bugün var olan meseleler üzerinden değerlendirilemeyeceğini ifade eden Erdoğan, ” Eğer böyle değerlendirirsek burada bir yanılgıya düşeriz. Bu ilişkilerin öncelikle tarihi boyutu vardır. Bunun da ötesinde, çocuklarımızı ilgilendiren bir gelecek boyutu vardır. Meseleyi sadece göç, kültür, inanç, ekonomi boyutuyla ele almak, bunu da siyasette popülizmin malzemesi yapmak, hiç kuşkusuz tarihe ve geleceğe haksızlık olur” ifadesini kullandı.
“20’nci yüzyılın tarihini, Osmanlı Devleti’ni ya da Türkiye Cumhuriyeti’ni dışarda tutarak yazmak ne kadar imkansızsa, 21’inci yüzyılın tarihini de Türkiye’siz şekillendirmek o kadar imkansızdır” diyen Erdoğan, şöyle devam etti:
“Bakınız şu anda 77 milyona ulaşan nüfusuyla dev ekonomisi ve potansiyeliyle özellikle de coğrafi konumuyla Türkiye, 21’inci yüzyılın şekillenmesinde varlığını mutlaka hissettirecek bir ülkedir. 20’nci yüzyıl maalesef bir savaşlar ve çatışmalar yüzyılı oldu. 21’inci yüzyılın ilk 14 yılında, lokal kalmakla birlikte çatışma, savaş ve terörün dünyamızı rahatsız ettiğini görüyoruz. Ancak, 21’inci yüzyıl, küreselleşmenin de etkisiyle refah arayışlarının, işbirliği ve dayanışma arayışlarının öne çıktığı yeni bir döneme işaret ediyor.”
Başbakan Erdoğan, “Savaşların, çatışmaların, terörün, belli ülkelere ağır kayıplar verdirdiği, belli ülkelere de önemli kazançlar sağladığı çağ artık kapandı. Sadece küresel değil, yerel sorunlar dahi şu anda tüm dünyaya tehdit teşkil edebiliyor ve tüm dünyaya ağır bedeller ödetme potansiyeli taşıyor” diye konuştu.
Ortadoğu’da, herhangi bir ülkenin yaşadığı sorunların, artık sadece o ülkenin sınırları içinde kalmayıp, tüm dünyanın başını ağrıtabildiğine dikkati çeken Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
“Örneğin, Filistin meselesi, Filistin sınırları içinde, İsrail sınırları içinde kalmıyor, Ortadoğu’dan başlayarak tüm dünyayı etkileme potansiyelini içinde barındırıyor. En küçük sorunların küresel etki yaptığı böyle bir çağda, işbirlikleri, dayanışma platformları, ortak karar alma süreçleri daha fazla hayatiyet arz ediyor. Bu anlamda, özellikle de Türkiye, bölgesel ve küresel meselelerde tecrübesinden ve birikiminden istifade edilebilecek bir ülke özelliğiyle öne çıkıyor. Türkiye’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika ile tarihi ve kültürel ortaklıkları, hiç kuşkusuz barış süreçleri için bir imkandır. Aynı şekilde, Türkiye’nin Balkanlarla olan tarihi ve kültürel bağları da bu bölgedeki istikrar için bir imkandır. Türk dünyası, İslam dünyası, Afrika, Uzak Asya gibi bölgelerle Türkiye’nin birikimi üzerinden irtibat kurmak da aynı şekilde önemli bir imkandır. Halkı Müslüman bir ülke olarak, Türkiye’nin Avrupa Birliği içinde yer almasının, bölgesel ve küresel barışa yapacağı katkıları özellikle hatırlatmak isterim.”
– “Tarih, bize bunu yapma hakkı vermiyor”
Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bakın biz, Türkiye olarak, Filistin meselesine gözlerimizi kapatabilir, sırtımızı dönebilirdik. Mısır’da yaşanan darbeyi görmezden gelebilir, dünyadaki büyük çoğunluğun yaptığı gibi susarak bu darbeyi onaylayabilirdik. Aramızdaki 911 kilometrelik sınıra rağmen, Suriye’ye sırtımızı dönebilir, kapılarımızı kapatabilir, sınırımıza yığılan mazlumlara tepkisiz kalabilir, onların zalim Esed’in bombalarına terk edebilirdik. Suriye’de, rejim tarafından işlenen insanlık dışı cinayetleri gösteren 55 bin kare fotoğrafı görmezden gelebilirdik. Şu anda, Suriye içinde Yermuk’ta, bir şehrin topyekün cezalandırılmasını, bir şehrin bütünüyle açlık ve sefalete terkedilmiş olmasını hiç duymayabilirdik. Biz bunu yapmadık, yapamayız. Tarih, bize bunu yapma hakkı vermiyor. Coğrafya bize bunu yapma imkanı tanımıyor. Bütün bunların ötesinde, dış politikamızın merkezinde olan insani ve vicdani değerler, bize böyle bir tepkisizlik, duyarsızlık hakkı asla vermiyor. Haksızlığa sessiz kalmanın mutlaka bir bedeli vardır. Bu bedel, bugün ödenmese de yarın mutlaka bir şekilde ödenir. Biz, Türkiye olarak, ne şimdiki neslin, ne de gelecek neslin böyle bir bedel ödemesini arzu etmiyoruz. Bu bedeli, dünyanın hiçbir ülkesinin de ödemesini arzu etmiyor, her platformda küresel vicdanı harekete geçirmenin mücadelesini veriyoruz. Tarih bize şunu gösterdi değerli dostlarım…Etrafınıza surlar örerek, sınırlar çizerek, mayınlar döşeyerek, harici tehlikelerden tümüyle emin olamazsınız. Bir şehir, bir ülke ne kadar korunaklı olursa olsun, dışarıya ilgisiz kalarak ayakta duramaz. Hele hele, küresel bir asırda, korunaklı refah adacıkları kurulamaz.”
Küresel sorunlara küresel cevaplar üretmenin 21’inci yüzyılın kaçınılmaz bir gereği olduğunu dile getiren Erdoğan, “Bakınız, birileri çıkıp, Filistin meselesinin Avrupa’ya hiçbir bedelinin olmadığını iddia edebilir. Oysa, Filistin meselesinin Avrupa’ya, maddi bedeli, sosyal bedeli olmuştur. Daha da ötesi bu mesele vicdanlarda adalet duygusunun sarsılması gibi bir maliyet de ortaya çıkarmıştır. Aynı şekilde Mısır’da yapılan darbenin, orta ve uzun vadede, en azından vicdanlara ödeteceği bir bedelinin olacağı açıktır” diye konuştu.
– “Türkiye’ye 700 binden fazla mülteci sığındı”
Aynı bedelin, Suriye için de ödeneceğini özellikle hatırlatmak istediğini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:
“Yaklaşık 3 yıldır, Suriye’de, Avrupa’nın yanı başında, 21’inci yüzyıl’ın en büyük insanlık trajedisi yaşanıyor. Şu anda 150 bini aşkın insan, çoluk, çocuk kadın, erkek, yaşlı öldürüldü. Bunların önemli bir kısmı da bildiğiniz gibi kayıtsız. Yani 150 bine aşkın kayıtlı, bir o kadar da kayıtsız var… Yani nerden bakarsanız bakın 300 bine ulaşan bir ölü var. 1,5 milyonu aşkın insan, evlerini terk etmek zorunda kaldı. Eğer bunu ülke içindekilerle beraber düşünürsek 7 milyona varan bir göç söz konusu ve 700 bine yakın Suriyeli mülteci olarak şu anda bizim ülkemizde. Bunların yaklaşık 220 bini çadır ve konteyner kentlerde kalıyor. Diğerleri de değişik şehirlerde evlerde… Ama bakıyorsunuz bırakın Suriye’deki meselenin çözümü için adım atmayı mülteciler için dahi çok kısıtlı adımlar atılıyor. Bizim şu anada kadar 2 milyar doları aşkın burada bir yatırımımız oldu. Ama bize dünyadan gelen yardımı baktığınızda maalesef 130 milyon dolar. Böyle bir durumla karşı karşıyasınız.”
Başbakan Erdoğan, “Ortadoğu’da vicdanlar yaralandıkça, vicdanlardaki adalet duygusu zedelendikçe, bunun tüm dünyaya bedeli de ağır oluyor. Türkiye olarak, 21’inci yüzyılın, insani ve vicdani değerlerin damgasını vurduğu yüzyıl olmasını yürekten arzuluyoruz ve bunun için gayret gösteriyoruz” dedi.
-Türkiye-Almanya ilişkileri
Önemli değişimlerle şekillenen uluslararası sistemde, Türkiye, sorumlu ve ilkeli yaklaşımıyla gelişmelere olumlu bir defa katkı yapmaya çalıştığını anlatan Başbakan Erdoğan, “Burada son olarak şunu da vurgulamak isterim…Türkiye ile Almanya, çok uzun bir tarih diliminde önemli işbirlikleri sergilediler. Şu anda Almanya Türkiye’nin en fazla ihracat yaptığı ülke. İthalatımızda da Almanya ikinci ülke konumunda ve turizmde Almanya’dan ülkemize gelen turist sayısında Almanya birinci sırada. 5 milyonu aşkın Alman vatandaşı ülkemizi ziyaret ediyor. Şu anda Norveç son zamanlarda öne çıktı şöyle; yerleşik olarak da Norveç halkı birinci sırada, ikinci sırada da Almanya. Artık halklarımızın kaynaşma süreci çok çok farklı bir konumda. Dolayısıyla böyle bir yaklaşımın, böyle bir kaynaşımın olduğu iki ülkenin geleceğe yönelik atacağı adımların çok anlamlı olduğuna inanıyorum ” şeklinde konuştu.
Gerek Almanya’daki Türk yatırımlarının, gerekse Türkiye’deki Alman yatırımlarının çok ciddi boyutlara ulaştığını anlatan Erdoğan, şunları belirtti:
“Türkiye’de yerleşen Alman vatandaşları ve turistler, kendilerini ikinci evlerinde hissediyorlar. İnanıyorum ki Almanya’da bulunan 3 milyon Türk de kendilerini bu şekilde ikinci evlerinde hissetmenin şu anda multuluğu memnuyiet içindedirler.
Almanya’daki Türkler ise ikinci, üçüncü ve dördüncü nesillerle artık Alman toplumunun önemli bir unsuru haline geldiler. Tarihin ve bugünün önümüze koyduğu bu tablo, iki ülke için çok önemli bir fırsattır. İlişkilerimizi, işbirliğimizi daha da ileri seviyelere taşımak için gayretlerimiz kesintisiz sürecek. Almanya’dan biz, Avrupa Birliği sürecimizde en büyük katkıyı, en büyük desteği görmek istiyoruz. Şu ana kadar olanı yeterli değil. Sadece Almanya’da yaşayan Türklerin nüfusunun, birçok Avrupa Birliği ülkesi nüfusundan fazla olduğunu hatırlatmak isterim. Avrupa Birliği’nin tabii bir üyesi olan Türkiye, resmen üyelik için de reformlarını kesintisiz olarak sürdürecektir. Almanya içindeki dostlarımızdan, bilim insanları, sanatçılar, iş adamlarından, Almanya’da yaşayan diğer ülke vatandaşlarından da bu sürece destek vermelerini bekliyor, bunu gönülden arzu ediyoruz.”
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Türkiye’nin şu andaki iktidarı, milli geliri 1’e 3’ten daha fazla bir noktaya, 230 milyar dolardan şu anda 800 milyar doları aşan bir milli gelire getirdi. Yolsuzlukları olan bir ülke, bir yönetim buralara gelebilir mi?” dedi.
Başbakan Erdoğan, Alman Dış Politika Cemiyeti’ndeki konuşması sonrasında katılımcıların sorularını yanıtladı. Katılımcılardan topladığı soruları okuyan gazeteci Dr. Sylke Tempel’in İstanbul merkezli operasyon ve ekonominin durumuna ilişkin sorusu üzerine Başbakan Erdoğan, dünyada özellikle 2012-2013 döneminin değerlendirildiği bir ekonomik krizin ortada olduğunu söyledi.
“Bu ekonomik kriz esnasında Türkiye mali disipliniyle zaten bu ekonomik krizi, aynı şekilde ekonomik krize giren bir ülke olarak bu süreci yaşamadı” diyen Erdoğan, “Bizler istikrar ve güven sayesinde aynı kararlıkla yüzde 4 gibi bir büyümeyi ortalama olarak, 2013’ün ilk üç çeyreğinde yakaladık ve dördüncü çeyreğin netleşen, kesinleşen neticeleri yok ama öyle zannediyorum ki 3,8 ile bunu tamamlayacağız. 3,8 de şu anda dünya geneline baktığınız zaman, OECD ülkeleri içerisinde ilk beş içerisinde yer alıyor. İlk beşte yer alması da Türkiye’nin nerede olduğunu göstermesi açısından çok çok önemli” şeklinde konuştu.
Başbakan Erdoğan, İstanbul merkezli operasyona da değinerek, “Tabii burada bir şeyi özellikle ifade etmek istiyorum. Son 17 Aralık’ta yaşanan olaylarla ilgili çok ciddi bir dezenformasyonun etkisi, baskısı altında olduğunuzu görüyorum. Türkiye’de bir yolsuzluk olayının olduğu, bunu eğer kişisel olarak değerlendiriyorsan, o ayrı bir konudur. Ama bunu yönetimde bir yolsuzluk olayı olarak değerlendirirseniz bu çok çok yanlış bir tespittir” dedi.
Mayıs ve haziran aylarında Gezi olaylarının yaşandığını da hatırlatan Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:
“Fakat bu Gezi olaylarının olduğu mayıs ayında önce nelerin olduğunu bilmek isterim. Bunu ne denli biliyorsunuz tabii onu bilemem. Örneğin o ay içinde Türkiye, üçüncü havalimanı ihalesi denilen ve yıllık yolcu kapasitesi 100 milyonun üzerine çıkan, dünyanın ilk üç havalimanı arasında yer alacak bir ihaleyi gerçekleştirdik ve bu ihalenin maliyeti 42 milyar dolar. Buna devlet olarak biz bir kuruş para koymuyoruz. Sadece 20 yıllık kullanım hakkı veriyoruz. 20 yıl kullanım hakkı verme suretiyle her şeyi kendileri harcayacakları, kendileri bu havalimanını yapacaklar. Beş Türk ortağın bir araya gelerek yapacağı bir havalimanı. Yine aynı süre içerisinde 2,5 milyar dolara mal olacak, İstanbul Boğazı’nın üzerinde bir üçüncü köprüyü yaptırıyoruz. Yine aynı dönem içerisinde İstanbul-İzmir arasında yapılmakta olan ve İstanbul-İzmir arasını 3 saate düşürecek olan bir otoyol ve bunun üzerinde dünyanın sayılı asma köprülerinden bir tanesi kuruluyor. Bu arada, yine Marmaray. Boğazın altından 62 metre derinlikte Marmaray’ın açılışının yapıldığı bir ay. Bütün bunların yapıldığı, yüksek hızlı trenin yine aynı döneme rastladığı bir süreçte ortaya böyle bir şey çıkıyor. Ortaya çıkan olayda ne var? Deniyor ki ‘burada çevrecilik açısından bir adım atılıyor.’ Neymiş o? 12 tane ağaç oradan sökülüyor bir başka yere dikiliyor. Bu gerekçe gösterilerek bu tür adımlar atılıyor. Şimdi bunlar tabii çevreci bir iktidara karşı aslında sadece dereyi bulandırmaktan başka bir şey değildi. Zira bizim 2 milyarı aşkın fidan ve ağaç diktiğimiz bir iktidar olduğumuzu dostlarımızın bilmesi lazım ve bunu farklı gerekçelere dayamak suretiyle tüm esnafın halkın, cam, çerçeve ticarethanelerini böyle bir noktaya getirmek herhalde demokratik bir tavır değildir. Demokraside haklar sandıklarda aranır. Demokraside haklar düşünceyle aranır. Hiçbir zaman sopayla molotof kokteylleriyle, cam çerçeve indirilerek aranmaz.”
– “Biz yola çıkarken 3Y ile mücadele dedik” –
Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Fakat bütün bunları aşan Türkiye, şimdi de bu 17 Aralık’ta söylenen bu yolsuzluk vs… Türkiye’nin şu andaki iktidarı, milli geliri 1’e 3’ten daha fazla bir noktaya, 230 milyar dolardan şu anda 800 milyar doları aşan bir milli gelire getirdi. Yolsuzlukları olan bir ülke, bir yönetim buralara gelebilir mi? Aynı şekilde ihracatını 36 milyar dolardan 152 milyar dolara çıkaran bir iktidar, bu süre içerisinde yolsuzluklar içerisinde olsa buraya gelebilir mi? Bunlar olmadığı için buraya geldik. Biz yola çıkarken ‘3Y’ ile mücadele dedik. Bunun birisi yolsuzlukla mücadeledir, birisi yasaklarla mücadeledir, birisi yoksullukla mücadeledir. Bunları başara başara biz buralara geldik ve şu anda da diyoruz ki bakın 3 Kasım 2002 den bu yana halkın teveccühünü artırarak devam eden bir iktidarız biz. Üç genel seçim yaşadık, iki yerel seçim yaşadık, iki referandum yaşadık ve bütün bunlardan başarıyla çıktık. Şimdi 30 Mart’ta yine bir seçim yapacağız ve asıl test burasıdır. Eğer halk bizi burada birinci parti olarak çıkartıyorsa demek ki bu iktidar dürüsttür, bu iktidar gerçekten halkına layık olarak icraatlarına devam ediyor. Tabii ki hasımlar olacaktır, tabii ki sevmeyenler olacaktır. Bu da demokrasinin güzelliğidir diye düşünüyorum.”
– “Demokraside şüphesiz ki azınlıkların haklarını korumak esastır” –
Erdoğan, “Siz Türkiye’nin insani hedeflerinden bahsettiniz dış politikada. Bunu Türkiye’de polisin Gezi Parkı’ndaki göstericilere tutumuyla nasıl bağdaştırabiliriz? ‘Demokrasiler sandık üzerinden geçerli’ dediniz ama seçimler bir çoğunluğun tabii ki AK Parti’de bir çoğunluk ancak toplum içerisinde AK Parti’yi seçmeyenlerin de dahil edilmesi gerekiyor ki siz onların da Başbakanısınız. Bu güçleri seçimler esnası ve sonrasında bir diyalog içerisinde nasıl katmayı düşünüyorsunuz?” sorusu üzerine şunları kaydetti:
“Demokraside şüphesiz ki azınlıkların haklarını korumak esastır. Ancak orada çoğunluğun tek başına iktidar yaptığı bir yönetimi de azınlığa ezdirmemek en doğal haktır. Biz çoğunluğun azınlığa egemen olmasını ağırlıklı olarak istemesek de azınlığın da çoğunluğa baskıcı, egemen, kalkıp da şiddete başvurmak suretiyle bu yollara başvurmasına ‘evet’ diyemeyiz. Bakın şimdi Gezi olaylarını söylüyorsunuz. O zaman ben size iki tane örnek vereceğim. Siz Frankfurt’u nereye koyacaksınız? Hamburg’taki eylemleri nereye koyacaksınız? Bakın Hamburg’ta eylemler yaşandı, Frankfurt’ta eylemler yaşandı ve bizim polisimizle mukayese edilemeyecek derecede şiddet uygulamaları orada yapıldı. Bütün hepsinin görüntüleri benim elimde var. Bunları nereye koyacaksınız? Demek ki orada böyle Gezi olayı değil daha farklı olaylar vardı.
Bakın Taksim’de benim çok farklı düşüncelerim vardı. Türkiye’de, söyleyeceğim şaşıracaksınız, bir tane opera binası yoktur. Mesela Taksim’de kültür merkezini opera binası yapma hevesim vardı. Bunu bizim iktidarımız yapacak diye dediler ki hayır yaptırmayız ve burası deprem tehdidi altında olan bir yer.
Bunun yanında Taksim’deki o meydanının düzenlenmesi, bir de Gezi Parkı denen yerin tarihinde orası bir kışlaydı. Biliyorsunuz büyük şehirlerde şehir müzeleri vardır. Biz aynı kışlayı orada yeniden inşa edelim ve buranın yerine bir şehir müzesi olarak o mimari görüntüde burayı şehir müzesi haline getirelim istedik ancak dediler ki ‘hayır istemeyiz.’ Şimdi bu özellikle geçmiş dönemlerde yani komünist rejimlerde olan yaklaşım türleriydi. Güzel bir şey yapacaksanız, yeni bir şey yaparsanız buna her zaman karşı çıkarlar ‘biz istemeyiz’ derlerdi. Şimdi biz bunları yapmak istiyoruz, atılan adımlar buna yöneliktir”
– “Azınlığın haklarını korumak budur” –
Başbakan Edoğan, azınlıkların haklarının korunmasında gayrimüslimlerden örnek vererek, “Hiçbir iktidarın yapmadığını biz yaptık. Ne kadar gayrimenkulleri varsa, bunların hepsi Vakıflar Genel Müdürlüğümüze devredilmişti. Biz bunları meydana çıkardık ve şu ana kadar 2,5 milyar lira değerindeki gayrimenkullerini kendilerine biz devrettik” diye konuştu.
Mor Gabriel Kilisesi sorununu çözdüklerini, Sümela Manastırı’nı açtıklarını ve her yıl Ortodoksların oraya giderek ayin yapabildiğini anlatan Erdoğan, “Aynı şekilde Tarsus’ta, biz açtık, gidip orada ayinlerini yapabiliyorlar. Azınlığın haklarını korumak budur, biz bunların adımlarını şu anda attık. Kendilerine açık açık da söylüyoruz. ‘Sizin inançlar noktasında sorununuz neyse bize gelin biz bunları çözeriz’ ve biz bunların adımlarını attık. Fakat tabii bütün bu adımlar atılırken şiddete yönelik, bölücü terör örgütü veya yanlı terör örgütleriyle adımlar varsa bunlara karşı da müsaade edin de güvenlik güçleri yapılması gerekenleri yapsın ve bunlar da hiçbir zaman standartların dışında değildir, bunu da özellikle söylemem lazım” ifadesini kullandı.
– “Yasalara hep birlikte uymak zorundayız” –
Gazeteci Tempel’in “Protestonun ilginç yönü şu; sadece bir grup değildi gösteri yapanlar… Seçmenleriniz de vardı belki bunların arasında. Medyada tartışılan konular var. Sadece hükümetin verdiği hediyeleri kabul etmek değil de halkın da belki bir şehrin politikasına katılımlarını sağlamak istemelerini kabul eder misiniz?” sorusu üzerine Erdoğan, şunları kaydetti:
“Şimdi bize bu tür politikalara katılmak için gelenlerin biz tekliflerini gördük. Bu tekliflere baktığınız zaman bu tekliflerin birçoğu bir defa onların teklifi mahiyetinde değil, onların tekliflerinin dışında adeta kanun yapıcı noktada kendilerini görme, yani yasama organının yapması gerekeni kendilerinin yapması gibi bir konuma kendilerini yükselttiğini görüyoruz. Bir defa bir şehrin vatandaşı öyle taleplerde bulunur ki yerel yönetimlerden bu taleplerde bulunduğu zaman bunun bir kabul edilebilirliği olur. Ama bunun kabul edilebilirliği yoksa bu konuda yetki kimdedir? O şehrin meclisindedir. O şehrin meclisi bununla ilgili kararını alır ve buna göre de adımını atar. Fakat çok daha farklı bir şekilde eğer merkezi yönetimi bu ilgilendiriyorsa, yani buradaki anlamıyla federal meclisi ilgilendiriyorsa bunda da bizde olduğu gibi yasama organı bununla ilgili adımı atar.”
Yasama organının millet adına var olduğunu kaydeden Erdoğan, “Millet adına yasama organı böyle bir adımı atar ve bununla ilgili bir yasal düzenleme yapılacaksa bu yasal düzenlemeyi yapar. O zaman biz bu seçimleri niye yapıyoruz? Eğer halkın iradesine saygı duyacaksak, egemenlik hakkı halkınsa, halk ne derse o olacaksa o zaman biz yasama organının çıkaracağı bu tür yasalara hep birlikte uymak zorundayız. Eğer buna uyulmuyorsa o zaman burada bir sıkıntı var demektir. O sıkıntı nereden geliyor? Burada halkın iradesini kazanamayanların halkın iradesi üzerinde şiddetle egemenlik kurmayı getiriyor ki bu demokrasilerde kabul edilemez” diye konuştu.