CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN AVUKATLARI KABUL ETTİ
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bu defa en aşağılık, en insanlık dışı yöntemi devreye soktular. Yıllar sonra yeniden ülkemize bir kan ve can pazarı kurdular. Bölücü terör örgütü temmuz ayından itibaren eylemlere başladığında, işin gerisinde yıllar süren bir hazırlığın örgütün, kapasitesini ve zekasını çok aşan bir planlamanın bulunduğunu gördüm” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Avukatlık bürosu adı altında terör örgütünün birimi olarak çalışan sözde avukatların bulunduğunu biliyoruz, bunda hiç şüphemiz yok. Aynı durum gazeteci kimliği, buranın şimdi altını özellikle çiziyorum, akademisyen kimliği, doktor, öğretmen kimliği taşıyanlar için de geçerli. Şüphemiz var mı? Bakıyorsunuz son zamanlarda, ‘akademisyen, akademisyen olduğuna göre tutuksuz yargılansın’. Ne demek? Suçluysa, eğer buna yargı hükmettiyse, o da tutuklu yargılanacak, diğerinden onun ne farkı var.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avukatlar Günü dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde avukatları kabul etti.
Erdoğan, kabulde yaptığı konuşmasına, 5 Nisan Avukatlar Günü dolayısıyla gerçekleştirilen ziyaret için teşekkür ederek başladı.
“Türkiye’nin her alanda olduğu gibi hukuk alanında da milli ve yerli bir duruş sahibi meslek insanlarına ihtiyacı var” ifadesini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sizlere, hukukçu kimliğiniz yanında ülkemizin bütünlüğünün, milletimizin birliğinin güçlendirilmesi çabalarına verdiğiniz destek sebebiyle, ortaya koyduğunuz bu duruş sebebiyle özellikle şükranlarımı sunuyorum.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülkemizin içinden geçtiği kritik süreç her türlü ayrışmayı bir kenara bırakarak, bir ve beraber olmamızı, ortak hedeflerimiz doğrultusunda kenetlenmemizi gerektiriyor. Meslek kuruluşlarının önemli bölümü maalesef bu konuda çok iyi bir imtihan vermedi, çok iyi bir imtihan da vermiyor. Bunun için barolar başta olmak üzere, meslek kuruluşlarının seçim yöntemlerinin değiştirilmesine ihtiyaç olduğuna inanıyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
Konuyu zaman zaman değerlendirdiklerini ve konuyla ilgili ciddi bir mutabakatın da bulunduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Barolarda ve diğer meslek kuruluşlarında tüm farklı görüşlerin, düşüncelerin ifade edilebilmesine, farklı seslerin kendilerini duyurabilmelerine imkan sağlayacak çoğulcu bir yapıyı tesis etmeliyiz. Meslek kuruluşlarının belirli menfaat grupları ile belirli ideolojilere mensup kesimlerin tasallutundan kurtarılması en az bu mesleklerin kendileri kadar önemlidir. Çok sesliliğe imkan veren bir yapıya kavuşturulmaları halinde meslek kuruluşlarının hem itibarlarının artacağı hem de temsil güçlerinin yükseleceği açıktır. Hükümetin ve Meclis’in de üzerine düşenleri süratle yerine getirmesiyle, bu meselenin içinde bulunduğumuz yıl bitmeden çözüme kavuşturulması mümkündür. Bu doğrultuda atacağınız tüm adımlarda yanınızda olduğumu özellikle belirtmek isterim. Avukat arkadaşlarımızın hem hukukçu kimlikleri hem de mücadeleci karakterleriyle bu meseleyi önlerine katıp sonuçlandıracaklarından hiç şüphe duymuyorum.”
“Bizim inancımızda, tarihimizde ve kültürümüzde adalet kavramının dolayısıyla hukukun çok önemli yeri var” ifadesini kullanan Erdoğan, şunları kaydetti:
“Hukuk sisteminin en önemli unsurlarından biri olan avukatlık müessesesi ne kadar güçlü, ne kadar itibarlı, ne kadar ilkeli olursa adaletin tecellisine o kadar katkıda bulunacaktır. Bunun için en önemli görev avukatlarımıza düşüyor. Kimse size itibar vermez, güç vermez, bunu eğitiminizle, mesleki kabiliyetlerinizle, dayanışmanızla, duruşunuzla sağlayacak olan sizsiniz.”
Her meslek grubunda olduğu gibi avukatlar arasında da bu sıfatı istismar ederek, başka emeller peşinde koşanların bulunduğunu ve bundan sonra da olacağına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu:
“Ülkemizde adliyede görevini yapan bir savcımızı şehit eden teröristlere, bakınız hukuki yardım sağlayan, savunan demiyorum, sahip çıkan, onlar için eylem yapan güya avukatlara şahit olduk. Avukatlık bürosu adı altında terör örgütünün birimi olarak çalışan sözde avukatların bulunduğunu biliyoruz, bunda hiç şüphemiz yok. Aynı durum gazeteci kimliği, buranın şimdi altını özellikle çiziyorum, akademisyen kimliği, doktor, öğretmen kimliği taşıyanlar için de geçerli. Şüphemiz var mı? Bakıyorsunuz son zamanlarda, ‘akademisyen, akademisyen olduğuna göre tutuksuz yargılansın’. Ne demek? Suçluysa, eğer buna yargı hükmettiyse, o da tutuklu yargılanacak, diğerinden onun ne farkı var. Bunların kararlılığı yargıda adaletin bir tecellisinin de gereğidir ama avukatlar hukukun üstünlüğünü sağlama, adaletin tecellisine yardımcı olma misyonları dolayısıyla bu fotoğrafın içine hiç yakışmıyorlar.”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bu defa en aşağılık, en insanlık dışı yöntemi devreye soktular. Yıllar sonra yeniden ülkemize bir kan ve can pazarı kurdular. Bölücü terör örgütü temmuz ayından itibaren eylemlere başladığında, işin gerisinde yıllar süren bir hazırlığın örgütün, kapasitesini ve zekasını çok aşan bir planlamanın bulunduğunu gördüm” dedi.
Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde, Avukatlar Günü dolayısıyla avukatları kabulünde yaptığı konuşmada, ülkede avukatların geleneksel olarak “toplum lideri”, “kanaat önderi”, “milletin sözcüsü”, “halkın hislerinin tercümanı” vazifesini gören insanlar olduklarını söyledi.
Parlamentoda milletvekillerinin oran itibarıyla mesleklerinin derecelendirildiği zaman en yüksek oranda avukatların bulunduğunu belirten Erdoğan, çünkü devletin yönetiminin hukuk ve adalet üzerine bina edildiğini ifade etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yönüyle tüm avukatları, toplumsal hayatın her alanında çok daha aktif olarak görmek istediğini özellikle vurguladı.
Merhamet ve adaletin çok önemli olduğuna işaret eden Erdoğan, “Biz, merhamet ve adalet peygamberinin izinden giden bir milletiz. Hazreti Ömer’in adaletini kendine şiar edinen, adalet konusundaki hassasiyetiyle tarihe geçmiş Kanuni gibi bir ecdadın torunları olan, sizlerin her birinizin üstlendiğiniz misyonun bilincinde olduğunuza ben inanıyorum” diye konuştu.
Erdoğan, avukatların çözüm bekleyen sorunlarının mutlaka bulunduğunu anımsatarak, sorunların çözümü konusunda da avukatların yanında olacağını kaydetti.
Şu anda kendi danışmanlarının ağırlıklı kısmını hukukçuların teşkil ettiğine değinen Erdoğan, gerek akademisyen hukukçular, gerekse avukatlardan oluşan bir ekibinin bulunduğunu dile getirdi.
– “Mesele Gezi Parkı değil, sen hala anlamadın mı?”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün Türkiye’nin başına musallat olan sorunlara bakıldığında hepsinin ortak noktasının bu milletin ve coğrafyanın özüyle, ruhuyla, geçmişiyle uyuşmazlıktan kaynaklandığının görüldüğünü söyledi.
Türkiye’nin uzun süre farklı isim ve görüntüler altında faaliyet gösteren vesayet odaklarının zulmü altında kıvrandığını belirten Erdoğan, şöyle devam etti:
“Milletimizin inancını hedef aldılar, başaramadılar, milletimizi geçmişine düşman etmek istediler olmadı. Siyaset ve toplum mühendisliği projeleriyle milletimizi belirli kalıpların, biçimlerin içine hapsetmeye çalıştılar, istediklerini elde edemediler. Mezhep ve meşrep farklılıkları üzerinden birtakım kurgulara giriştiler, sonuç alamadılar. Etnik köken fitnesine sarıldılar yine arzu ettikleri neticeyi alamadılar. Hepsi de sonuçsuz kalınca 2013’ten itibaren yeni yöntemleri devreye soktular.
Önce Gezi olayları denen hadise üzerinden ağaç, yeşil çevre gibi kavramlar üzerinden şahsıma ve hükümete muhalif olan herkesi mobilize ederek, sosyal bir kaos çıkarmayı denediler. Başlangıçta kullanılan kavramların çekiciliğine kapılarak, bu işe sempatiyle bakanlar bile daha sonra ‘Mesele Gezi Parkı değil, sen hala anlamadın mı?’ şifresini duyunca gerçeği gördüler ve geri çekildiler.”
Erdoğan, kendisinin belediye başkanlığı ve başbakanlığı döneminde milyarlarca fidan ve ağaç diktiğine işaret etti.
– “Meşreplerine uygun bir siyasi aktör üretmeye çalıştılar”
İçinde milletin, halkın olmadığı her hareket gibi Gezi Parkı eylemlerinin de kısa sürede balon misali sönüp gittiğine dikkati çeken Erdoğan, bu yöntem tutmayınca daha sinsi, ince planlanmış, kaleyi içeriden fethetmeye yönelik bir operasyonun düğmesine basıldığını belirtti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “paralel ihanet çetesinin” harekete geçirilerek şahsıyla birlikte bu ülkenin tüm büyük projelerini, yatırımlarını hedef alan bir saldırının başladığına işaret ederek, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Ama dikkat ediniz, burada da işin içinde millet yoktu. Öyle olunca Allah’ın yardımı ve milletimin desteğiyle bu saldırıyı da boşa çıkardık. Yine durmadılar, önce tüm güçleriyle bölücü terör örgütünün güdümündeki partiye destek verip, meşreplerine ve hedeflerine uygun olan bir siyasi aktör üretmeye çalıştılar. 7 Haziran seçimlerini herkes ‘bu partinin zaferi’ gibi gördü ama aslında yaşanan büyük bir hezimetti. Çünkü çok daha farklı ve keskin bir sonuç hedefleniyordu. Olmayınca da bu defa en aşağılık, en insanlık dışı yöntemi devreye soktular. Yıllar sonra yeniden ülkemize bir kan ve can pazarı kurdular. Bölücü terör örgütü temmuz ayından itibaren eylemlere başladığında, işin gerisinde yıllar süren bir hazırlığın, örgütün kapasitesini ve zekasını çok aşan bir planlamanın bulunduğunu gördüm. Bunu arkadaşlarımla da paylaştım.”
– “Aynı davanın, aynı dosyanın birbirlerini takip eden duruşmaları”
Gezi olaylarının da aslında içeride planlanmış bir hadise olmadığına işaret eden Erdoğan, şunları kaydetti:
“Bir yurt dışı seyahatinden gelirken basın mensubu arkadaşlara ‘Bu olay, bir üst aklın planlamasıydı’ dediğimde bana o zaman gazeteci arkadaşlar, ‘Bu üst akıl nedir, kimdir?’ diye sorduklarında, kendilerine dedim ki ‘Sizin mesleğiniz işte bunu bulmaktır, şimdi onu siz bulacaksınız. Ben açıklarsam bu olmaz ama siz bulursanız, maharetinizi ortaya koymuş olursunuz’ dedik.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, o üst aklın ortaya çıktığını ve bunun dillendirmeye başlanıldığını ifade ederek, son ABD ziyaretinde bu uygulamanın çok daha açık ve net bir şekilde ortaya çıktığına dikkati çekti.
“Gezi olayları da paralel yapının darbe teşebbüsü de 7 Haziran öncesinde oluşturulan iklim de bölücü terör örgütünün eylemlerine başlaması da zahirde birbirinden bağımsız görünüyor. Ama esasta hepsi aynı oyunun birbirlerini takip eden sahneleridir.” görüşünü dile getiren Erdoğan, “Sizlerin jargonuyla ifade edecek olursak aynı davanın, aynı dosyanın birbirlerini takip eden duruşmalarından söz ediyoruz. Ortada böyle bir durum var. Şayet şehit olan güvenlik güçlerimiz, hayatlarını kaybeden sivil vatandaşlarımız olmasa inanın bana terör örgütünün eylemleri, bizim için Gezi’den daha büyük bir tehdit değil. Şehitlerimizin acısı, gazilerimizin üzüntüsü dışında bu mücadelenin başarısı konusunda en küçük bir şüphemiz, tereddütümüz yok.”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Her kim ki bu vatana göz dikerse, önce bin yıldır ödediğimiz bedellere baksın, adımını da ona göre atsın. Zira o adım, son adımı olabilir. Bu sözüm, farklı isim ve söylemlerle ülkemizin bütünlüğünü, milletimizin birliğini hedef alan herkesedir. Eğer buna meydan okuma deniliyorsa, evet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne kem gözle bakan, kötü niyet besleyen herkese, milletim adına, Cumhurbaşkanı sıfatıyla ben de meydan okuyorum.” dedi.
Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Avukatlar Günü dolayısıyla avukatları kabulünde yaptığı konuşmada, demokrasiye, temel hak ve özgürlüklere, hukuk devleti ilkesine halel getirmeden, ülkenin ve milletin bekasını güvence altına alacak adımların süratle atılması gerektiğini bildirdi.
Gidecek başka bir vatanın bulunmadığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “vatanını kaybetmenin, özgürlüğünü yitirmenin, rüzgarın önünde savrulan bir yaprak gibi sürüklenmenin” ne demek olduğunun bölgedeki gelişmelere bakılınca görüleceğini ifade etti.
– “Meydan okuyorum”
Arif Nihat Asya’nın bir şiirindeki “Ezanımdan alışıp tekbire, buldunuz mutluluk, imanımla, vatan ettim sizi ey topraklar, beş vakit damgalayıp alnımla” dizelerini anımsatan Erdoğan, şöyle devam etti:
“Evet milletimiz bu toprakları, her karışına döktüğü kanla, beş vakit alnıyla damgalayarak vatan etmiştir. Her kim ki bu vatana göz dikerse, önce bin yıldır ödediğimiz bedellere baksın, adımını da ona göre atsın. Zira o adım, son adımı olabilir. Bu sözüm farklı ve isim söylemlerle ülkemizin bütünlüğünü, milletimizin birliğini hedef alan herkesedir. Eğer buna meydan okuma deniyorsa, evet Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne kem gözle bakan, kötü niyet besleyen herkese, milletim adına, Cumhurbaşkanı sıfatıyla ben de meydan okuyorum. Bu topraklarda ilelebet ezanlarımız susmayacak, susmadığı gibi. Bayrağımız inmeyecek, bugüne kadar inmediği gibi. Milletimiz bölünmeyecek, bugüne kadar bölünmediği gibi. Vatanımız parçalanmayacak, bugüne kadar parçalanmadığı gibi. Devletimiz de Allah’ın izniyle yıkılmayacak, bugüne kadar yıkılmadığı gibi. Burada hep beraber dimdik duracağız. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız hep beraber Türkiye olacağız.”
– “Yasal düzenlemeyi süratle parlamentodan çıkarmak lazım”
Konuşmasında Dokunulmazlık konusuna da değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Son dönemlerde gündemde olduğu halde ağırdan alınan dokunulmazlık meselesinin bir an önce halli gerekir ve buradaki yanlış tanımlamalara kulak vermemek gerekir. Hala acaba öyle mi olur, böyle mi olur, bunun öylesi, böylesi yok. Nasıl olacağı ortada, belli, bir an önce mesafe katedip, kim geliyorsa, onlarla beraber yola devam edip, yasal düzenlemeyi parlamentodan süratle çıkarmak lazım.” dedi.
“Bunu geciktirmenin de hiçbir anlamı yok. İpe un sermenin de anlamı yok. Hala birileri ipe un seriyor” diyen Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:
“Yok şuraya kadar mı, buraya kadar mı? Her şey ortada, gelen sayı da ortada. Hepsi ortada. İşte Sayın Başbakan çıktı açıklama yaptı. Buyurun, hangi partiden olursa olsun, hepsi de ortada, bunların dokunulmazlıklarının kaldırılması… Yargı ortada, burada yargılama merci siyaset mi? Değil. Yargı topu nereye attı, parlamentoya attı. Şimdi parlamento burada yargılama yapacak durumda mı, değil. Parlementoya düşen nedir? Yargılamanın önünü açmaktır. Parlamento yargılamanın önünü açsın, bıraksın yargıya. Yargı ne karar verecekse, o kararı versin. Bize düşen de ‘hayırlı olsun’ demektir. Bu adımın atılması lazım. Aksi takdirde her yerde bakıyorsunuz esiyorlar, gürlüyorlar ve istedikleri gibi de hareket ediyorlar.”
Teröristlerle oturup konuşulacak hiçbir mesele olmadığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi:
“O iş bitmiştir. Sizler hepiniz hukukçusunuz, biz demokratik açılım dedik mi, dedik. Adım atıldı mı, atılmadı. Milli birlik ve kardeşlik dedik mi, dedik. Peki yaklaştılar mı, hayır. Bundan daha güzel bir şey olur mu? Milli birlik diyoruz, kardeşlik diyoruz, yaklaşılmadı. Bunu da aştık. Bunlar hepsi, Başbakanlığım dönemimde olan işler, atılan adımlar. Son olarak bir adım daha attık Çözüm Süreci dedik. Orada da aynı durumla karşı karşıya kaldık. Cumhurbaşkanlığım döneminde de netice alamayınca ne dedim? ‘Artık bu kaldırılmıştır’ demedim, ‘buzdolabına konulmuştur’ dedim. Bunu niye dedim? Silah, her şey bırakılır, bu iş biter, bunlar gömülür, betona gömülür toprağa değil, gömülür veyahutta güvenlik güçlerimiz bunlara, bunun bedelini ödetir, ondan sonra da biz zaten ülkede 79 milyon refah, huzur içerisinde olduktan sonra zaten bunlara ihtiyaç yok yola devam ederiz. Şu anda da atılan adımlar budur. Dikkat ediyorum, çok enteresan, batı dünyası bir alem, yaptıkları işler. Şu anda malum, Güneydoğu’da operasyonların yapıldığı yerlerdeki çektikleri bazı filmler, şunlar, bunlarla sanki dört tane ilde olan, tüm Türkiye’de oluyormuş gibi, bir savaş ülkesi olarak, Türkiye’yi gösterme gayretleri.”
– “Yıkmaya gelmedik, yapmaya geldik”
Türkiye’nin sadece oradaki üç, dört tane vilayetten ibaret olmadığına dikkati çeken Erdoğan, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Bizim 81 tane vilayetimiz var. 780 bin kilometrekare vatan topraklarımız var. İnşallah oralarda, hani İnebahtı bozgununda oldu ya, oradaki komutan sıkıntıya düştü ve o zaman Sokullu, komutana talimatını verdi, ‘Paşa, sen bu devleti ne sanırsın ki bu devlet kadırgalarının tüm direklerini gümüşten yapar, yelkenlerini de atlastan yapar, mücadeleye aynı kararlılıkla devam edeceksin’ der. Biz, şu anda plansız, projesiz, alt yapısı olmayan oraları, Allah’ın izniyle kentsel dönüşüm, değişim projeleriyle birlikte, hele hele Sur, Başbakanlığım dönemimde orayla ilgili yaptırdığım plan ve projeler vardı. Tam o tarihi eserlerin hepsinin dört dörtlük ortaya çıkarılacağı o eserlerle, o tarihi eserler yeniden meydana çıkarılmak suretiyle, alt yapısı en ideal şekilde yapılmak suretiyle, yeni bir bu operasyonların yapıldığı yerde şehirlerin inşa ve ihyasını şu anda hükümetimizin yapma vaadi var ve bunun adımları da zaten atılıyor. Bu adımları atarak, inşallah bölge çok daha güzel bir hale gelecektir.
Bizi bu noktada anlamak isteyenler, Van depreminde Van’a baksınlar, Erciş’e, Edremit’e baksınlar, oraları gördükleri zaman 5,5, 6 milyar oraya biz harcama yaptık, yani eski rakamla katrilyon ve bir buçuk yılı bile bulmadı. O kadar kısa sürede bunu yaptık. Bingöl’e baksınlar, Bingöl depreminde 8 ayda yeni bir Bingöl’ü nasıl inşa ettik o deprem bölgesinin oralarda, Simav’a baksınlar. Nasıl Simav’ı bu hale getirdik, onu görsünler. Biz hep eserlerimizle övündük bundan sonra da övünmeye devam edeceğiz ve hiçbir zaman biz yıkmaya gelmedik, hep yapmaya geldik. Yine yapmaya devam edeceğiz.”
Konuşmanın ardından, Hukuki Araştırmalar Derneği (HUDER) Genel Başkanı Hüseyin Kaya ve HUDER İzmir Şube Başkanı Abdulvahap Karakuş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, el işlemeli tablo takdim etti.
AA