Dolar 44,1843
Euro 50,7361
Altın 7.098,65
BİST 12.888,22
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 11°C
Az Bulutlu
İstanbul
11°C
Az Bulutlu
Sal 12°C
Çar 10°C
Per 9°C
Cum 9°C

ÇIÇEK: SUÇ TEŞKIL EDEN NE VARSA BUNUN ÜSTÜNE GIDILMESI GEREKIYOR

ÇIÇEK: SUÇ TEŞKIL EDEN NE VARSA BUNUN ÜSTÜNE GIDILMESI GEREKIYOR
26/12/2013 20:22
A+
A-

TBMM Başkanı Cemil Çiçek, “Şu an iddia ediyorum, ekonomideki kayıt dışının en az iki katı Türkiye’de siyaset kayıt dışındadır. Siyasetin bir görünen aktörleri var, bunlar siyasi partilerdir, bizleriz. Ama Türkiye’de siyaseti biz yapmıyoruz: Biz başkalarından arta kalan ne varsa onu yapıyoruz ve kayıt içindeyiz” dedi.

Çiçek, Kanal 24 Televizyonunun canlı yayınına katılarak, gündemdeki konulara ilişkin soruları yanıtladı.

İstanbul merkezli operasyona ilişkin değerlendirme yapan Çiçek, öncelikle olup bitenleri soğukkanlılıkla değerlendirmek gerektiğini, aksi halde sağlıklı bir sonuca varılamayacağını ifade etti.

Çiçek, 2011 yılında yapılan seçimlerden sonra siyasetin, Meclis’in, Türkiye’nin, bölgenin gündeminin çok sert bir ortam oluşturduğuna dikkati çekti. Tartışmaların da bu sertlikte sürdürüldüğünü anlatan Çiçek, “Dolayısıyla biz bir konuyu tartışmak yerine, büyük ölçüde kavga ediyoruz. Zaman zaman hakaretlere varan sözler sarf ediliyor. Böyle olunca da olayın aslı, esası bir kenara itiliyor” dedi.

Cemil Çiçek, şöyle devam etti:

“Son tartışmalar, gürültüler, patırtılar. Maalesef çağdaş bir ülkede olduğu şekliyle bir tartışma ortamını ne ortaya koyabildik ne de böyle bir tartışma yapabiliyoruz.

Demek ki biz Türkiye olarak hiçbir konuyu esas itibariyle tartışıyor değiliz. Kavga ediyoruz. Gergin bir üslup. Kimin ne söylediği belli değil. Kimin ne söylediği yoruma tabi. Böyle bir ortamda da hakkı, hukuku aramak yerine, doğruyu aramak yerine herkes siyasi pozisyonuna göre tavır alıyor. ‘Ben bu görüşteysem bu tarafta, öbürü öbür tarafta… ‘Ben ve ötekiler, biz ve karşı taraf…’ Böyle bir ortamda da kimse hakikati aramak niyetinde değil. Bir bilek güreşi gibi, kim kimi yendi, yenecek.

Türkiye böyle bir ortamda, bilgiye dayalı bir tartışma da yapmıyor. Çok ciddi bir bilgi kirliliği yaşanıyor. Bu son gelişmeler vesaireler, filan… Senelerdir söylemeye çalıştığım hususlar. Her defasında da bu biraz daha kötüleşiyor. Türkiye belki de demokratik ülkeler içerisinde en çok bilgi kirliliği yaşanan bir ülkedir.

Bilgi kirliliği öyle zararlı bir durum ki siz neyin doğru neyin yanlış olduğunun farkına varmadan kanaat belirliyor, kanaat oluşturuyor, hüküm veriyorsunuz. Bilgi kirliliği kolibasili suyu içmek gibi. Nasıl mikroplu suyu içerseniz sağlığınız bundan ciddi ölçüde zarar görür… Türkiye ise bundan çok daha tehlikeli bilgi kirliliği yaşıyor ve bunun ortaya koyduğu travmalar yaşıyor. Onun için de bir şeyi tartışırken bir gün, iki gün konuşuyoruz, daha onun esasına vakıf olmadan bir başka konuya geçiyoruz. O öyle yarım kalıyor, bu böyle yarım kalıyor. Türkiye’de de gerginlikler artmaya devam ediyor.

Eskiden bu türlü işler biraz Ramazan aylarında oluşuyordu. Her Ramazan Türkiye’de bir sıkıntıydı. Fadimeler, Müslimler, ötekiler, berikiler… Ne kadar karma karışık işler varsa toplum ikrah edeceği, Ramazan ayında bunlar gündeme gelirdi. Şimdi bu işler seçim dönemlerine kaymaya başladı. Geçen seçimlerde kasetlerdir, şunlardır, bunlardır… Yolsuzluk iddialarıdır. Yolsuzluk iddiaları varsa bu hemen bir gecede, dün, bir hafta evvel değil. Geçmişte de var idiyse buna zamanında bakmak, zamanında görmek varken, bunların giderek belli bir zaman dilimi içerisine sıkıştırılması da başka türlü tereddütleri meydana getiriyor.”

-“Bütün mesele yasaları özümsemek, benimsemek ve doğru uygulamaktır”

Her konunun gündelik siyasetin çarkları içinde döndürülmeye ve bir sonuca varılmaya çalışıldığını ifade eden Çiçek, her olayın kendi niteliği kapsamında ele alınması gerektiğini belirtti. Uzun zamandan bu yana Türkiye’nin konulara hukuk açısından bakma durumunu kaybettiğini ya da önemsemez hale geldiğini kaydeden Çiçek, olaylara öncelikle hukuki çerçeveden bakmanın önemine işaret etti. Çiçek, şöyle konuştu:

“Şu an Türkiye’deki yasalar aslında Avrupa Birliği ülkeleri içerisinde de en son çıkarılmış yasalardır. Bizim çok fazla eksiğimiz yok bu konularda. Bütün mesele bu yasaları özümsemek, benimsemek ve doğru uygulamaktır. Bunları özümsemezseniz, benimsemezseniz ve uygulamazsanız, uygulayamazsanız o takdirde, siyasetin zaten kuralı yok ki niye bu kadar zahmet çekiyoruz? Niye sabahlara kadar uğraşıp yasa çıkarıyoruz? Ondan sonra ne menfaatimize ne değil onun üzerinden tartışıp gideriz. Geçmiş alışkanlıklarımızda olduğu gibi.”

Görülmekte olan davalarla ilgili yasama meclislerinde beyanda bulunulamayacağına, soru sorulamayacağına dair yasal düzenleme olduğunu hatırlatan Çiçek, ancak bu maddeye uyulmadığını belirtti. Soruşturmanın gizliliğine ilişkin yasal duruma da değinen Çiçek, gizliliğin ihlal edilmesinin ve zanlılarla ilgili peşin hükümlere varılmasının sakıncalarını vurguladı. İnsan onuru açısından hukuku uygulamakta ciddi şekilde zorlanıldığını ifade eden Çiçek, soruşturmanın gizliliği kavramının da aynı şekilde ihlal edildiğine dikkati çekti. Çiçek, şöyle konuştu:

“Mesela birkaç gündür, birçok gazeteci dost geliyor, size yemin ederek söylüyorum ki benim şu basında çıkanın dışında bu dosya ile ilgili hiçbir bilgim yok. Olmaması da gerekiyor zaten, benim açımdan. Meclis Başkanı neyi bilecek? Ama gelen arkadaşlarınız diyor ki ‘şu mudur, bu mudur? Dosya bizde var’ diyor. Peki dosya sizde nasıl olur? Dosya sizde varsa, bütün ekleriyle varsa, önemli bir kısmı varsa o zaman soruşturmanın gizliliği nerede kaldı? Hadi bu sizin basın başarınızdır, bunu elde ettiniz biriniz diyelim. Ama bana gelen herkeste bu bilgiler varsa nasıl oluyorda bu gizlilik 137. maddede düzenleniyor ve uygulama kabiliyeti kalmıyor. Son 20, 25 senedir medyatik bir yargılama modeli çıktı orta yere. Naklen yayın yapar gibi yayınlar yapıyoruz. İnsanların otobüse bindirilişi, indirilişi, çıkarılışı, kimisinin kafasına bişey kapatıyoruz vesaire. Bütün bilgiler, ifadeler, vesaire, doğru ya da yanlış bilemiyoruz, elde. Ama öbür taraftan Ceza Muhakemesi Kanunu da diyor ki ‘bu gizlidir’. Ortada gizlilik yok. Soruşturma ise yargılamanın temelidir, su basmanıdır. Siz ondan sonraki katları onun üzerine çıkacaksınız. Su basmanında, betonda çürüklük varsa, yeteri kadar demir koymadıysanız, yani bu kurallara uymadan yapılıyorsa, bu sadedece orada da kalmıyor. Bunun üzerinden siyasi tartışma başlıyor. Sizin elinize geçen bu bilgiler, belgeler elbette kullanılmak için. Haber progamlarında, mülakatlarda, yazılı basında, sosyal medyada kullanılıyor. Zaten kamuoyu bu bilgi çerçevesinde bir kanaata sahip oluyor. Eğer kanaati daha baştan veriyorsak ondan sonraki yargılamaya ne gerek var? Zaten kamuoyu nezdinde herkes mahkum oldu veya beraat etti ”

-“Masumiyet karinesi dediğimiz şey insan onuru için”

Masumiyet karinesinin önemine de işaret eden Çiçek, yargılama sonucu varılması gereken kanaate en başta varılıyor ise masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ifade etti. Çiçek, şöyle devam etti:

“Gizlilik bir işe yaramıyor, yargılama neredeyse fuzuli bir işlem haline geliyor, kanaati baştan ortaya koyunca. Yargılamanın sonucunda eğer benim iki sene, üç sene evvel, bir ay evvel kabul ettiğim istikamette mahkeme karar verirse, ‘helal olsun adalet tecelli etti’. Tersi olursa ‘yolunu buldular, adam beraat etti’ ya da mahkum oldu, ‘zaten düzmece evrakla, belgelerle mahkumiyet kararı verildi’. Burada yargının işi de gerçekten zor. Bir de bunun üzerine siyasi tartışma inşa edilince, Türkiye içinden çıkılmaz, ne doğru ne yanlış anlaşılamaz, hale geliyor. Şu masumiyet karinesi dediğimiz şey, hakikaten insan onuru için. Çünkü bütün hukuki düzenlemelerin temelinde insan var. İnsan onuru diye bir şey kalmıyor, gizlilikdiye bir şey kalmıyor. Dosyayı bilmiyoruz, her tür tartışmayı yapıyoruz, ‘Niye öyle oldu, niye böyle oldu’ Sonuçta hani Türkiye Cumhuriyeti Devleti hukuk devletiydi? Hukuk nerede kaldı? Dolayısıyla hepimiz en başta hukuku uygulayanlar olmak üzere hukuka uymak mecburiyetindeyiz. Eğer bu soruşturma gizli olacaksa gizli yapılacak. Bugün gazetenin birinde, ilgili başsavcı, ‘gizliliğe riayet edin’ diyor. Başsavcının böyle bir yazıyı yazma ihtiyacını duymuş olması bile bu benim söylediğimi bin defa haklı çıkarır. Bu kanunun emridir, hukukun emridir, evrensel hukukun kuralıdır. Hukuka uygun bir yargılama yapılacaksa soruşturma evresi gizlidir. Bu böyle olacaktır. Eğer hukuka uygun bir yargılama yapılacaksa hüküm kesinleşinceye kadar kişi masumdur.”

-“Kayıt dışı siyaset var”

Herkesin elini vicdanına koymasını ve gerçekten hukuka uygun bir tablo olup olmadığını sorgulamasını isteyen Çiçek, bu sorgulamadaki tereddütün devlete, yargıya ve hatta kişilerin birbirine güvenini aşındırdığını, hukuku siyasetin merkezine oturttuğunu söyledi.

Türkiye’de ekonomide olduğu gibi siyasette de kayıt dışılık bulunduğunu ifade eden Çiçek, şunları söyledi:

“Şu an iddia ediyorum, ekonomideki kayıt dışının en az iki katı Türkiye’de siyaset kayıt dışındadır. Siyasetin bir görünen aktörleri var, envanterde, tabloda, çizelgede, skalada görülen kayıt içindeki siyaset. Bunlar siyasi partilerdir, bizleriz. Ama Türkiye’de siyaseti biz yapmıyoruz: Biz başkalarından arta kalan ne varsa onu yapıyoruz ve kayıt içindeyiz. Ama bir de kayıt içindeki siyasetçilere etki eden, yön veren, pazarlık yapan, kavga yapan, yeri geldiğinde pek çok çekişmelere sebebiyet veren. Ve bu ülkede siyasetin bir gerçeği olarak, ama kayıt dışındaki gerçeği olarak önemli aktörler grubu var. Bunlar bazen sosyolojik gruplardır, bazen sermaye gruplarıdır, bazen medya gruplarıdır. Bazen bizatihi sivil toplum ya da geçmişte sıkça yaşadık, şimdi de bunun örneklerini görmek mümkün devletin anayasal kurumlarının anayasa ile kendisine verilmiş yetkinin dışına çıkarak Türkiye’yi yönlendirmeye, karar aldırmaya, karar oluşturmaya yönelik bir kısım faaliyetleri var. Bunları da sık sık yaşadık. İşte 27 Nisan böyle bir şeydi. Kayıt dışı bir siyaset örneğiydi. Darbeler, vesaire.”

TBMM Başkanı Cemil Çiçek, “Elbette suç teşkil eden ne varsa bunun üstüne gidilmesi gerekiyor. Bizim buna yardımcı olmamız lazım. Bunu yaparken evrensel hukuk kurallarını, insan onurunu gözardı etmeden, hukuku, siyasetin malzemesi yapmadan, günübirlik siyasete malzeme taşıyan faaliyet alanı olmaktan çıkarmak gerekir” dedi.

Bir televizyon programında soruları yanıtlayan Çiçek, yargının da zaman kayıtdışı siyasetin enstrümanlarından biri olduğunu söyledi.

“Birisi bir alana müdahale ediyorsa ve anayasal yetkisinin dışına çıkıyorsa, bu bal gibi kayıtdışı siyasi bir faaliyettir” ifadesini kullanan Çiçek, şunları söyledi:

“Hiç görülmeyen birtakım siyasi unsurlar var. Bunların bir kısmı Anayasal kuruluşlardır. Dün daha etkindi, bugün daha az etkin veya değil, onun yerine bugün başkaları ikame edildi, ediliyor. Sermaye grupları, sosyolojik gruplar. Siyasi faaliyetler olarak envanterde gözükmeyen ama siyaseti belirmeye çalışan ve yeri geldiğinde kavgaya tutuşan gruplar da var. Bu da siyasetin kayıtdışı bölümüyle alakalıdır. Üstelik kayıtdışı siyasetin, dış mihraklarla da bağlantılı olduğu dönemler olmuştur. Bir ülkede halkın seçtiği meşru hükümeti değiştirmeye vatandaş karar verecektir. Gazete ilanlarını hatırlayın, bir meslek örgütünün öncülüğünde havuzlar oluştu, transferler oldu… Eğer siz kayıtdışı siyasetin unsuruysanız kayıtiçi ilişkileriniz de çok normal olmaz. Bu çarpık bir ilişkidir ve eninde sonunda sıkıntı çıkarır.

Türkiye’de ekonominin en az üçte biri, siyasetin en az yarısı kayıtdışıdır. Fırsat bulundu mu oradan buradan siyaseti yönlendirmeye, meşru hükümetleri alaşağı etmeye çalışırlar.”

-“Kaybeden Türkiye oluyor”

Olması gereken şeylerin kendi mecrasında yürütülmesi gerektiğini belirten Çiçek, “Yolsuzluk mu sonuna kadar gidilsin. Bunda hepimizin menfaati vardır” dedi.

Çiçek, “Bugün çektiğimiz sıkıntıların sona ermesi bakımından bu yargılamalar yapılır, hukuk çerçevesinde kanaate varırız ama yargılamanın sonucu bile beklenmiyor. Türkiye, huzursuz bir ülke haline geliyor, kaybeden Türkiye oluyor” ifadelerini kullandı.

İdam talebiyle iddianameler hazırlandığını ancak insanların beraat ettiğini belirten Çiçek, “Açılan her yüz davadan 35’i beraatle sonuçlanıyorsa, biz ise dava açılmadan yüzde yüzünü suçlu kabul edersek, bu yüzde 35’in hukuku ne olacak? Yargı mağdurları diye geniş bir kitle oluşuyor” diye konuştu.

Çiçek, “Elbette suç teşkil eden ne varsa bunun üstüne gidilmesi gerekiyor. Bizim buna yardımcı olmamız lazım. Bunu yaparken evrensel hukuk kurallarını, insan onurunu gözardı etmeden, hukuku, siyasetin malzemesi yapmadan, günübirlik siyasete malzeme taşıyan faaliyet alanı olmaktan çıkarmak gerekir” diye konuştu.

Çiçek, tutuklu milletvekilleriyle ilgili bir soru üzerine, uzun tutukluluğun artık Türkiye’de en önemli yargısal sorunlardan biri haline geldiğini söyledi.

Tutukluluğun bir tedbir olduğunu ifade eden Çiçek, “Yanlış kuralları değiştirmediğiniz sürece bu yanlış sonuçlarla karşılaşma imkanınız her zaman var” dedi.

Anayasanın 83, 14, 76 ve 84. maddelerinin değiştirilmesi gerektiğini belirten Çiçek, “Biz bunları değiştiremedik, bu konularda uzlaşamadık. Beyanatlarla çözmeye veya kişisel yol ve yöntemlerle çözmeye çalışıyoruz. Böyle olunca birisi çözülüyor birisi çözülmüyor” diye konuştu.

“Tutuklu milletvekili” sözünün artık tüm milletvekillerini kapsamadığını belirten Çiçek, birisinin hükmünün kesinleştiğini; birisinin dosyasının Yargıtay’a geldiğini, birisinin ferdi başvuruyla tahliye olduğunu, Mehmet Haberal’ın hükümle tahliye olduğunu, Sinan Aygün’ün tutuksuz yargılandığını anımsattı. Çiçek, şunları kaydetti:

“Bir de KCK davasından tutuklu 5 milletvekili var. Problem, bu beşini mi konuşuyoruz, hükmü kesinleşmiş olan da dahil olanı mı konuşuyoruz, Yargıtay yolunda veya Yargıtay’da olan dört arkadaşın durumunu içine alarak mı konuşuyoruz?

Şimdi herkes beyanat veriyor. Kamuoyu problemi bilmiyor. Belki bu işi konuşanlar da bu işin ayrıntısına dikkat etmeden, bu prim yapıyor piyasada diye ‘Tutuklu milletvekili olmaz, milli irade tutuklanamaz’ diyor. Eyvallah. Hadi gelin değiştirelim bunu. Bunu siz söyleyebilirsiniz, sade vatandaş söyleyebilir ama burası kural koyan yer. Milletvekilleri tutuklu iken ya da hükümlü iken bununla ilgili anayasadaki, yasadaki kuralları değiştirmiyorsunuz, basın toplantılarında bunu konu yapıyorsunuz.

Kim ne düşünüyorsa bu konuda evvela yazılı bir metin haline getirsin bunu. Meclis Başkanlığı’nda 7 tane teklif var. Bunların hepsi, kişinin tahliye edilmesini mümkün kılan teklifler. Olur olmaz bir tarafa da… ‘Bunlar tutukluysa serbest bırakılsın’ diyor. O sadece 5 milletvekilini ilgilendirir durumda. Geri kalan beşinin durumu ne olacak? Buradan da bir kısım siyasi çıkarımlar yapılıyor. O zaman ne olacak? Olaya bir bütünlük içerisinde bakmadığınız takdirde ‘tutuklu milletvekilleri’ sözü bu problemi hem ifade etmiyor hem de çözüm noktasında ciddi sıkıntılar çıkıyor. İnşallah partilerimiz de bu işlere kafa yoruyorlardır. Ben de kafa yoruyorum. Sonuçta mutabık kalacağımız bir şey çıkacaksa birlikte çıkaralım. ‘Orucu siz yiyorsunuz, kefaretini bana ödettiriyorsunuz’ gibi bir noktaya doğru gidiyor bu iş. Böyle olmaz.”

AA