Bahçeli: “Çakallık yapana bozkurt gibi dikiliriz HDP’yi savunmak Türkiye’yi yok saymaktır”
MHP Lideri Bahçeli: “Çakallık yapana bozkurt gibi dikiliriz HDP’yi savunmak Türkiye’yi yok saymaktır”
Partisinin grup toplantısında konuşan MHP lideri Devlet Bahçeli, ‘HDP Esenyurt binasındaki dehşet verici görüntüler bize göre malumun ilanıdır. HDP’yi savunmak Türkiye’nin egemenlik haklarını yok saymaktır. HDP demek PKK demektir.’dedi.
“Çakallık yapana bozkurt gibi dikiliriz”
Bahçeli, MHP’yi, şiddet yanlısı göstermenin, sokak diline saplanıp kaldığını iddia etmenin ayıplı ve ahlaksız bir suçlama olduğunu söyleyerek, “İnsan sevgimizin sadakasını versek yedi sülalelerine yetecek olan çevrelerin partimizi kavga ve karışıklıkla bir gösterme çabası hayasız bir tuzaktır. Biz bu tuzağa düşmeyiz, bu oyuna gelmeyiz. Alçakça tezgahlanmış kara kampanyalara asla teslim olmayız.” mesajını verdi.
Milliyetçi Hareket Partisi Lideri Devlet Bahçeli’nin açıklamaları şu şekilde;
CHP Genel Başkanı, şiddetten rahatsızsa, İP’in başındaki kişi de şiddetle arasına mesafe koymuş ise öncelikle katile katil, caniye cani, teröriste terörist demesini öğrenmelidirler.
HDP’yle ittifak kuranların, terörist Demirtaş’a güzellemeler yapan gafillerin şiddetten rahatsızlıkları hem tutarsızlık hem de garip bir çelişkidir.
HDP’nin Esenyurt ilçe binasındaki dehşet verici görüntüler bize göre malumun bir kez daha ilanı ve ifşasıdır.
Aynısıyla hücre evi olan parti binası PKK’nın şehirdeki sığınağı, teröristlerin barınağı haline dönüştürülmüştür.
HDP, bir siyasi parti dışında ne varsa odur.
Nitekim HDP’nin ön kapısından giren arka kapısından Kandil’e çıkmaktadır.
Hangi medeni, gelişmiş ve hukukun üstünlüğüne bağlı bir ülkede böylesine kepazelik vuku bulmuştur?
İstanbul’un göbeğinde terörist devşirmek demokrasi midir?
YPG’nin iğrenç afişlerini asmak, PKK’nın kirli flamalarını sallamak, bebek katilinin kanlı posterlerini taşıyıp parti görünümlü örgüt binalarında mahfuz tutmak insan haklarının evrensel prensiplerinin neresinde yazılıdır?
HDP’yi savunmak Türkiye’nin egemenlik haklarını yok saymaktır.
HDP’nin kapatılmasına karşı çıkmak adaleti ve terörle mücadeleyi sekteye uğratmaktır.
Asıl demokrasi düşmanı, asıl özgürlük düşmanı, asıl insanlık düşmanı Mehmetlerimize kurşun sıkanlarla kolkola girenler, polislerimize pusu kuranlarla yanak yanağa verenlerdir.
HDP demek PKK demektir.
HDP demek ihanet demektir.
HDP demek kundağa sarılı bebeklerimize ölüm demektir.
6-8 Ekim olaylarıyla ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianame tahlil ve tetkik edildiğinde, HDP’nin kapatılması hususunda somut delil ve belgeler bütünüyle görülebilecektir.
Sırf bu iddianameye bakan bir hukuk insanı bile HDP’nin kapatılmasıyla ilgili akut bir ihtiyaç olan soruşturmayı açabilecektir.
Bizim parti kapatılmasıyla ilgili görüşlerimiz esasen çok açıktır.
Dünden bugüne tezahür eden tutarlı çizgimizde bir değişiklik şimdiye kadar da olmamıştır.
Milliyetçi Hareket Partisi Türkiye’nin çıkarlarını her düşüncenin üstünde tutan sorumlu siyaset anlayışının temsilcisidir.
Siyasi Partilerin kapatılarak cezalandırılması yerine, Anayasa’nın temel ilkelerine aykırı hareket eden parti yöneticisi ve üyelerinin sorumlu tutularak cezalandırılmasını her zaman dile getirdik.
Bu yaklaşımımızın temelinde yatan düşünce ve hassasiyetler demokrasi kültürünün ruhuyla bezenmiş ve billurlaşmıştır.
Siyasi partilerin kapatılması halinde bu partilere oy veren seçmenler ve bu konuda sorumluluğu olmayan parti yöneticileri ve teşkilatları da cezalandırılmış olacaktır.
Bu itibarla partinin hükmü şahsiyeti, sağduyulu davranan üyeleri, yöneticileri ve teşkilatları ile kapatmayı gerektirecek fiillerin sahiplerinin ayrı tutulması, aynı kefeye konularak kurunun yanında yaşın da yanmasının önlenmesi bir başka önemli konudur.
Sadece bireysel sorumluların siyasi yaptırımla cezalandırılması, bunların eylemlerinin yürürlükteki kanunlara göre ayrıca takibat gerektirmesi halinde yargı sürecinin önünün açılması en makul, en adil ve hakkaniyete en uygun yöntem olacağını devamlı söyledik.
Altını kalın bir şekilde çizerek diyorum ki, şiddeti ve terörü siyasal bir araç olarak kullanan ve anayasal düzeni yıkmak amacıyla şiddeti ve şiddet kullanmaya dayalı faaliyetleri savunan siyasi partilerin bu çerçevenin dışında tutulması hukuk devletinin vazgeçilmez gereğidir.
İşlenen fiillerin ve sonuçlarının ağırlığı dikkate alındığında, HDP’nin kapatılması adalete, hakkaniyete ve milli iradeye aykırılık teşkil etmeyecektir.
Türkiye Cumhuriyeti çadır devleti değildir.
Bir hukuku vardır, bir tarihi vardır, devlet olmaktan kaynaklanan hakları vardır.
Bir devletin üç temel ögesi söz konusudur; bunlardan ikisi maddi, diğeri ise manevidir.
Maddi olanları millet ile ülke, manevi olanı ise egemenliktir.
Bu üç ögeden biri olmadan devletten bahsetmek mümkün değildir.
Bir devletin yıkım süreci bu üç ögenin aşınmasıyla başlayacaktır.
Hatta ögelerden biri dahi ortadan kalkarsa devletin ayakta durma şansı da olmayacaktır.
Osmanlı İmparatorluğu tarihteki pek çok benzeri gibi, her üç ögesinde başlayan tahribatla yıkım etabına girmiştir.
Özellikle 19’uncu yüzyıldan itibaren devletin hem ülkesi hem de insan varlığı erimeye yani ufalanmaya başlamıştır.
Egemenlik gücü de üstünlüğünü kaybedince izmihlal kaçınılmaz hale gelmiştir.
Devletin üç temel ögesinin dayanağı ise hukuktur, adalettir.
Hukuk ve adalet devletin sözüdür, hükmüdür, varoluşunun meşru gücüdür.
Lütfen dikkat buyurunuz, devleti devlet yapan hangi değerler varsa karşı saldırıya ve suikasta uğramaktadır.
”Millete vekaletin, onurlu ve en üstün demokratik görev olduğunu anlatan Bahçeli, “Bu görevin hakkını vermek, insanımıza dokunmak, daha doğrusu kalplere nüfuz etmek şerefli bir mücadelenin mükafatıdır. Unutmayalım ki her gönül kendine benzeyen gönüle akar. Gönül vermeden, ömür adamadan gönüllere girilemez.” diye konuştu.
Her dava adamının, aynı zamanda “gönül adamı” olduğuna dikkati çeken Bahçeli, “Bizim siyasetimiz hasbidir, hadimdir, hakidir, havidir, Hakk’ın izinde, hakikatin içindedir. Bizi arayan; çarpık kulislerde, çıkar lobilerinde, çürük mahfillerde, çorak ortamlarda değil Türk milletinin bizatihi varlığında ve vakarında bulacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
“Sevdalarının millet, seslerinin devlet” olduğunu vurgulayan Bahçeli, “Üç beş kendini bilmezin, beş on densizin karalamasıyla yolumuzdan dönecek değiliz. Mahcubiyetimiz yok ki yüzümüz kızarsın. Mağlubiyetimiz yok ki başımız öne eğilsin. Açığımız yok ki korkularımız öne çıksın. Biz, onun bunun ne dediğine bakmıyoruz. Millet ne diyor, ecdat ne diyor, tarih ne diyor, Allah ne buyuruyor, onu dinliyor, nitekim ona bakıyoruz. Buna da aynen ve kararlılıkla devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
Fanatizmin tutsağı, fenalığın uşağı olanların MHP’yle aşık atamayacaklarını, boy ölçüşemeyeceklerini vurgulayan Bahçeli, “Karanlık emellerini bizim üzerimizden ibra ve icra etmek üzere emre amade şekilde bekleşenler çölde gemi yolu gözleyenler kadar alık, kutupta deve kervanı bekleyenler kadar da ahmaktırlar. Bunlarda akıl ve zeka kepenk indirmiştir. Fazilet ve feraset kontak kapatmıştır.” dedi.
“Çakallık yapana bozkurt gibi dikiliriz”
Bahçeli, MHP’yi, şiddet yanlısı göstermenin, sokak diline saplanıp kaldığını iddia etmenin ayıplı ve ahlaksız bir suçlama olduğunu söyleyerek, “İnsan sevgimizin sadakasını versek yedi sülalelerine yetecek olan çevrelerin partimizi kavga ve karışıklıkla bir gösterme çabası hayasız bir tuzaktır. Biz bu tuzağa düşmeyiz, bu oyuna gelmeyiz. Alçakça tezgahlanmış kara kampanyalara asla teslim olmayız.” mesajını verdi.
“Önüne gelenin vurup güç denemesi yapacağı bir kum torbası olmadıklarının” altını çizen Bahçeli, şöyle konuştu:
“Yumuşak başlı isek de uysal koyun görülemeyiz. Çakallık yapana bozkurt gibi dikiliriz. Bir adım yaklaşana on adımla koşarız. Bir el uzatanı koca bir yürekle kucaklarız. Ancak ülkemize ve ülkülerimize kefen biçen olursa da o kefeni başlarına geçiririz. Bazı gazeteci ve siyasetçilere yönelik son zamanlarda vasat bulan saldırılarla milliyetçi-ülkücü hareket arasında bağ kurmak zorba ve zorlama bir isnattır. Türk milleti uğruna gözümüzü daldan budaktan esirgemeyiz, bunu da mertçe sahipleniriz. Tarafı olmadığımız bir saldırının faili olarak gösterilmek ucuz bir provokasyon taktiğidir. Biz bu tip basit ve bayağı taktiklerin iç yüzünü, arka plandaki sinsi kurguları, masa başında yapılan kanlı planların sahaya taşıma arayışlarını ta 12 Eylül öncesinden beri tanır ve hafızalarımızda saklı tutarız. Hiç kimse şiddet ihalesini üstümüze yıkmaya çalışmasın. Bunu aklından dahi geçirmesin.”
“Film setlerinde görülebilecek bu numaralar eskidi”
Milletin nam ve hesabına bir tehdit olursa değil kavga ölümü bile göze alacaklarını belirten Bahçeli, şunları kaydetti:
“Gündeme gelmek için kendilerine saldırı organize edenler veya sudan sebeplerle ve kişisel anlaşmazlıklarla husumet çemberine sıkışanlar, tavsiyem odur ki suç ve suçluyu uzaklarda araştırmasınlar. Sicili kabarık bir siyasetçinin evinin balkonuna kamera yerleştirip kavga anını kayda aldırması, sonra da dönüp masumiyet pozuna bürünmesi, bununla da yetinmeyip ‘Bana saldırdılar.’ çığırtkanlığına tevessül etmesi bildik bir numaradır. Film setlerinde görülebilecek bu numaralar eskimiş, alıcısı da kalmamıştır.
ABD’deki başkanlık makamının devir-teslim dönemine isabet eden bir süreçte Serok Ahmet’in telaşla harekete geçmesi, bu şahsın propaganda makinesi haline gelen sözde gazetenin istismarla yoğrulmuş haberleri, üstelik malum saldırıların gerçekleşme zamanlaması dikkatle analiz edilmesi gereken bir kurguya delalettir. Türkiye’yi Gayya kuyusuna çekmek için ülkücüleri suçlu göstermek, Cumhur İttifakı’nda sorun varmış gibi servis etmek, iç huzursuzluk yaratmak için toplumsal hassasiyetlerle oynamak muhtemelen zillet partilerine ulaşmış yeni bir görev emridir.”