Dolar 44,1897
Euro 50,7112
Altın 7.241,96
BİST 13.001,85
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 11°C
Parçalı Bulutlu
İstanbul
11°C
Parçalı Bulutlu
Cts 11°C
Paz 11°C
Pts 12°C
Sal 12°C

Bahçeli: Anayasanın 66.maddesiyle ilgili polemik yapmak, abesle iştigaldir, sonucu da hüsrandır

Bahçeli: Anayasanın 66.maddesiyle ilgili polemik yapmak, abesle iştigaldir, sonucu da hüsrandır
21/10/2025 12:24 | Son Güncellenme: 21/10/2025 12:30
A+
A-

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, gündeme ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

MHP Lideri Bahçeli, Anayasanın 66.maddesiyle ilgili polemik yapmak, abesle iştigaldir, sonucu da hüsrandır.

Bahçeli, Anayasanın 66.maddesiyle ilgili polemik yapmak, hava koklamak, zemin yoklamak, kara propagandaya girişmek abesle iştigaldir, sonu ve sonucu da hüsrandır.

Millet olma hali, onu oluşturan alt kültürlerin, lehçelerin ve hatta kimliklerin inkârı anlamını taşımaz. İfadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli,

Değerli Milletvekilleri,

Tunuslu İslam düşünürü İbn-i Haldun’un paylaşacağım şu sözü siyaset ve hakikat mihverinde üzerinde kafa yormayı hak eden bir muhtevaya sahiptir.

İbn-i Haldun şöyle demişti: “Geçmişle gelecek suyun suya benzediğinden daha çok benzer.”

Ne kadar geçmişe bakarsak o kadar uzağı görmemiz bir tarih ve kültür gerçeğidir.

CHP’nin iflah olmaz hastalıklı siyasetinin yumuşak karnı da buradadır.

Maziye kör, millete ve milli geleceğe şaşı bakan CHP yönetiminin ülkemizi dışarıda sürekli şikayet etmesi, bu partinin genel başkanının Hollanda’da gene aynı muhteris ve müfsit siyasette inat etmesi anlaşılır gibi değildir.

56 yılı bulan siyaset mücadelemizin her safhasında sabır, akıl, şuur, denge ve ihtiyatla beraber ilke, ülkü, inanç ve sarsılmaz bir irade yol haritamızın eksen ve koordinatlarını tayin etmiştir.

Gazali’nin meşhur tespitinden istifade edersek, bizim bağımız taklidi imanla değil tahkiki imanladır.

Halka, hakka ve hakikate olan tartışmasız ve su katılmamış bağlılığımızın gerçek özü de burada aranmalıdır.

Yunus’un dediği üzere, cümleler doğrudur sen doğru isen, doğruluk bulunmaz sen eğri isen.

Duruşumuz doğru, yolumuz doğru, yürüyüşümüz doğru, mücadelemiz doğru, sözümüz doğru, ülkümüz doğru, fikrimiz dosdoğrudur.

Allah’tan niyazım da bizi doğrudan ayırmamasıdır.

Aklederek, iman ederek, tefekkür ederek, hizmet ederek, himmet ederek, sevdamız Türkiye ve Türk milleti diyerek şuurlu bir şekilde hakikatin izindeyiz.

29 Ağustos 2009 tarihinde düzenlediğimiz “Çözülen Ülke Türkiye Ve Ülkümüz” konulu toplantıda şunları söylemiştim:

“Şuur, heyecanı yılgınlıktan kurtarır.

Şuur, cesareti çılgınlıktan kurtarır.

Şuursuz heyecan tez söner, şuursuz cesaret ziyan olur.

Ama şuurdan doğan heyecan, iman ve cesareti yenecek bir kuvvet ise henüz ortaya çıkmamıştır.”

Şuurumuzun kaynağı akıl, iman ve irade terkibi; geçmişle gelecek arasında kurduğumuz ahlaki ve aidiyet köprüsüdür.

Büyük Türk düşünürü Yusuf Has Hacip’in ifade hüneriyle söylemek isterim ki, “bütün saygı ve itibar akıl içindir. İnsandan aklı atınca geriye bir avuç çamur kalacaktır.”

İnsan hakikati araştıracak, doğru cevapları bulacak ilahi bir ikrama sahiptir.

Bu ikramın temyiz kudreti Farabi’nin düşüncesinde muhakemat-ı akliye, yani tamı tamamına fonksiyonel aklın ta kendisidir.

Akıl ve iman kılavuzluğuyla mücadele etmek bir meziyet, bunun semeresi olan; şuur, bilgi ve çalışmayla erişilen muvaffakiyet ise hakkı teslim edilmesi gereken bir maharettir.

Hem mücadele seferindeyiz, hem de muvaffakiyet ve maharet seferberliğindeyiz.

Yılgınlığa ve yorgunluğa düşmeden, azgınlaşmış hırs ve ihtiraslara prim vermeden bir yanda dava diğer yanda millet ve medeniyet mücadelemizi sürdürüyoruz.

Biz tuttuğu bayrak, bastığı toprak, baktığı hakikat belli olan Milliyetçi Hareket Partisi’yiz.

Türkiye’mizin uzun zamandan beri maruz kaldığı sorunların geniş bir mutabakatla ve köklü şekilde çözülmesini hedefliyoruz.

Önce ülkem ve milletim diyoruz.

Küçük hesaplara hiç aldırış etmiyoruz.

Fosilleşmiş zihniyetlerin, fırsatçı asalakların, fesatlaşmış ahmakların ve çıkarlarından başka bir şeyi gündemlerine almayan garabet yuvalarının tazyik, tertip ve telkinlerine devamlı kapalı ve karşı duruyoruz.

Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı olarak, Türkiye’yi her cihetten, her mevziden cesaretle savunuyor, onca dedikoduya, onca saldırı ve fitne tufanına rağmen boyun eğmiyor, teslim olmuyoruz.

Geldiğimiz bu noktada, söylemek ve üzerinde durmak istediğim üçüncü hakikat şudur:

Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.

Terörsüz Türkiye hedefimiz bu ebedi bütünlüğü korumak, kollamak ve yeni yüzyılda bütün yönleriyle güvenceye kavuşturmaktır.

Yakından müşahede ve mütalaa ediyorum ki, son günlerde “Terörsüz Türkiye” adımlarını yıpratmak, yıkmak ve yıldırmak üzerine kurgulanmış, kaldı ki farklı gerekçelerle ilerletilen bir komplo mekaniği devrededir.

Türk milletinin sinir uçlarına dokunan söz, iddia ve ihtiraslı istekler emin olunuz ki barış, huzur ve kardeşlik ortamını sulandırmaya matuftur.

“Terörsüz Türkiye” bölünmüş, bölünmesi hayal edilmiş, çatısı çökmüş bir Türkiye’nin kisvesi, kamuflajı ve gizli sığınağı değildir, tam tersine hizmet edenler tarih, hukuk ve millet huzurunda kaçamayacakları mükellefiyet altındadır.

Meclislerin kuruluşuna egemen olan değerler, o ülkelerin siyaset felsefesini ve yönetim ilkelerini oluşturur.

Rejimin esaslarını, siyasetin ahlakını, toplumun hedeflerini, devletin ve vatandaşın sorumluluklarını belirlerler.

Hepsinin özeti de siyasi akıldır.

Bu siyasi akıl demokraside samimi, dürüst ve ısrarlıysa cesur kararların mayası olacaktır.

Gazi Meclis’te kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” böylesi bir siyasi akılla, geniş bir temsiliyet yapısıyla “Terörsüz Türkiye” hedefinin demokratik ve hukuki parametrelerini hazırlayıp olgunlaştıracaktır.

Kervan yoldayken, olmayan ganimetin paylaşım telaşına düşmek, buna heves etmek, yegâne gündem olarak bunu görmek iyi niyetle izah edilemeyecek sapma ve çarpıklıktır.

Söylemek ve üzerinde durmak istediğim dördüncü hakikat şudur:

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu değerleriyle, Türk milletinin birliğini, dirliğini ve dayanışma azmini kıracak hiçbir dayatma veya teklifin geçerliliği ve konuşmaya değecek tarafı yoktur, olması da düşünülemez.

Fiili durum yaratmak, siyasi ihtiraslarda aşırıya kaçmak kimseye bir şey kazandırmaz.

İhtiras hayatın üç temel kudretini, yani irade, inanç ve aklı bereketsiz hale getirir.

Merhum Hocamız Prof.Dr. Ali Fuat Başgil diyordu ki;

Türkiye’de demokrasi tercihi ikiyüzlüdür.

Kararsız ve inançsız siyasetçiler bu ikiyüzlülüğü sürdürürler.

Göreceksiniz, elli yıl sonra da aynı şeyleri tartışacağız.”

Muhataplarına sesleniyorum, gelin aynı şeyleri tartışmayalım.

Geçmişlin acılarını istismar ederek geleceği kundaklamayalım.

Şehitlerimizin ve gazilerimizin mücadele onurlarına, şükran duyduğumuz hatıralarına, vatan ve millet sevdalarına leke sürdürmeyelim.

Türk-Kürt kardeşliğinin emsalsiz feragat, feraset, fedakarlık ve kaynaşmasıyla beşeriyetin kaptan köşküne tırmanan Türk milletini varlığımızın kutlu nişanesi olarak el ele, gönül gönüle sahiplenelim.

Partimiz, gücünü milletinden alan siyasal düşüncenin savunucusudur.

Onun için de adımız Milliyetçi Harekettir.

Millet olma halinden daha güçlü bir alternatif ve kuvvet henüz bulunmamıştır.

Millet olmakla yeryüzünün çehresi, tarihin çağrısı değişmiştir.

Millet olmakla milli devletler doğmuştur.

Demokrasiler millet gerçeğinden beslenmiş ve gelişmiştir.

Bizim vazgeçmeyeceğimiz temel gerçek millet hakimiyeti ve millet hakikatidir.

Milliyetçilik de bu hakikatin şuurla kavranması ve kavramsallaştırılmasıdır.

Milletimiz bellidir, adı Türk milletidir.

Ne yapacaksak bu millet gerçeğinden ilham alarak yapacağız.

Devletimiz bellidir, Türkiye Cumhuriyeti devletidir.

Devlete ortak koşmak, rakip çıkarmak, otorite paylaşımını ümit etmek, demokrasiyi ufalayarak yerelleşmeye veya özerkliğe kılıf aramak sonu uçuruma açılan kontrolsüz arayışlardır.

Bilhassa anayasal vatandaşlık ezberiyle Türklüğü etnik yapıya indirgeyerek anayasadan tasfiye emeli olmayacak duaya amin demekten farksız bir avunmadır.

Anayasanın 66.maddesiyle ilgili polemik yapmak, hava koklamak, zemin yoklamak, kara propagandaya girişmek abesle iştigaldir, sonu ve sonucu da hüsrandır.

Millet olma hali, onu oluşturan alt kültürlerin, lehçelerin ve hatta kimliklerin inkârı anlamını taşımaz.

Bu açıdan Milliyetçi Hareket Partisi’nin millet anlayışı ötekileştirici ve uzaklaştırıcı değildir, hiçbir zaman da olmamıştır.

Tamamen kültürel eksende dillendirilen “Ne Mutlu Türküm Diyene” seslenişi müşterek heyecan ve şuurda kenetlenmeyi temsil etmiştir.

Bizim hiçbir zaman kimsenin kökeni veya mezhebini öne çıkaran, kaşıyan, reddeden, aşağılayan, engelleyen, yasaklayan bir zihniyetle yakınlaşmamız, buna çanak tutmamız hayal düzeyinde dahi mümkün değildir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda millet kavramı birleştirici rol oynamıştır.

Etnik köken, dil ve din gibi farklılıklara bakılmamıştır.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları Türk milletinin eşit ve saygın fertleridir.

Türkiye Cumhuriyeti devletini Türk milletinin birlikte yaşama ülküsü ve aynı kaderi paylaşma iradesi kurmuştur.

Partimiz ülkemizde yaşayan kardeşlerimizi “Türk milleti” tanımı içinde kucaklamaktadır.

Söylemek ve üzerinde durmak istediğim beşinci hakikat şudur:

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda Kürt kardeşlerim asal bir rol oynamışlar, sonraki yıllarda da kesinlikle yok sayılmamışlardır.

Kürdü yok sayan milleti yok sayacaktır.

Türk’ü hafife alan Türkiye’yi dinamitleyecektir.

Türkiye’nin dinamitlenmesi mahvoluşun davet ve siparişidir.

Devletimizin kuruluşundan sonra Kürtlerin yok sayıldığını, bunu yapanların da alçak olduğunu iddia eden dil alçalmış ve yalana batmış bir dildir.