Dolar 44,1897
Euro 50,7112
Altın 7.241,96
BİST 13.001,85
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 11°C
Parçalı Bulutlu
İstanbul
11°C
Parçalı Bulutlu
Cts 11°C
Paz 11°C
Pts 12°C
Sal 12°C

Türk ve Türklük kavramları Anayasa’dan çıkarılırsa, ATATÜRK devrimlerinin sonu demektir!

Türk ve Türklük kavramları Anayasa’dan çıkarılırsa, ATATÜRK devrimlerinin sonu demektir!
13/03/2013 13:11
A+
A-

10 Mart 2013 Pazar günü Ankara’da, TASAV’ın “AÇILIM SÜRECİ: Milli Birlik mi Ayrışma mı?” başlıklı paneline, ilgi büyüktü.

 

Yöneticiliğini Prof.Dr. Cemalettin Taşkıran’ın yaptığı panelin konuşmacıları; İlahiyatçı Prof.Dr. Nadim Macit, Gazeteci Rıza Zelyut, Doç.Dr. Mehmet Akif Okur ve Emekli Büyükelçi (CHP eski Milletvekili) Dr. Onur Öymen’di. Panelistlerin dikkati çeken konuşmalarından özetleri sizlerle paylaşacağım: 

Taşkıran Hoca panel açılışında “En çok oy alarak 1. parti ve iktidar olmak, istediği gibi bir anayasa yapmaya hak kazandırmaz. Yapmaya çalıştıkları çok uluslu bir devlet yaratmaktır. Çok uluslu devletler bir arada tutulamayarak dağılmaktadırlar. Bunun en tipik örneği dağılan Yugoslavya’dır. Muhtemelen Belçika da onu izleyecektir!” dedi.

Nadim Hoca konuşmasına 1990’lı yıllarda siyasal İslam’ın, İslamiyet üzerinde bir etnik konsantrasyon oluşturduğunu söyleyerek, İslami fikriyat ve felsefe üzerinde konuştu. Siyasal İslam grubunu bir “tasfiye grubu” gibi niteleyerek, bunun bir vakitler Türkiye’yi sadece seküler yapıyla özdeşleştirip yabancılaştırmaya çalışan Marksist düşünceden farklı olmadığını ileri sürdü.

Hz. Muhammed’in Medine’ye Hicreti ile buradaki kabile ve cemaatler arasında toplumsal barışı sağlamak adına hazırlanan “Medine Vesikası”ndan hareketle günümüzde bir demokrasi çıkarmaya çalışmayı “kültürel şizofreni” olarak adlandırıp, İslamiyet’e ve Türk milletine karşı haksızlık olduğunu söyledi.

Nadim Hoca, Anayasa değişikliği ile Türk milletini 36 etnik yapı ve 61 maddelik Anayasa ile bir kabile çöplüğüne dönüştürülmek istendiğini, AKP’nin ülkeye bir karışıklık (kaos) getirmek istediğini, her karışıklığın sonunda otoriter sistemlerin geldiğini hatırlattı.

Rıza Zelyut da, Selçuklu ve Osmanlı’da olduğu gibi, Türkiye’de de devleti kuran asli unsurun bir kenara atılmakta olduğunu ve bunu Osmanlı’daki Enderunlar gibi “devşirmelerin” yaptığını söyleyerek konuşmasına başladı. Zelyut’a göre geçmişteki iki Türk devletinin yıkılmasının sebebi de bu devşirmelerin yönetime hâkim olmasıyla gerçekleşmişti.

Türkiye Cumhuriyeti kurulurken Mustafa Kemal ATATÜRK, kenara atılan asli unsuru merkeze çekmiş, merkezdeki Ankara’yı da onlara başkent yapmıştı. Yaşanılan süreç; Mustafa Kemalci asli unsurlar ile “Enderuncu” zihniyetin mücadelesi idi. Almanya 2007’deki bir kanunla “Almanca konuşmayanları” Almanya’ya almaz iken, Türkiye’nin çok dilliliğe çanak tutması anlamsızdı.

Zelyut’a göre “4. Yargı Paketi”, aslında PKK terör örgütünün şehir kuruluşu KCK’nın meşrulaştırılmasıydı. Mustafa Kemal, Şeyh Sait isyanını bastırmış, daha sonra elebaşılar dışındakilere af getirmişti. ABD de terörü tepeliyor, onunla anlaşma yapmıyordu. Aslında Kürt ırkçılığı, “demokratik haklar” gibi yutturulmaya çalışılıyordu. Zelyut; “Önce Kürt halkı yaratıldı, şimdi de Kürt milleti diyorlar. Yarın bu millete bir de devlet (toprak) gerek diyecekler.  Unutulmasın ki Osmanlı, etnik terör sonucu parçalanıp yıkılmıştır!” diyerek uyarıda bulundu.

Dünyanın en büyük devletlerinden Çin, Japonya ile Almanya’nın birer milli devlet ve Batı demokrasisini yaratan milletlerin milli kimlik sahibi olduklarını, küçük Amerika olmaya çalıştığımızı, ama eksik ve aksak yaptığımızı, ABD’nin 250 etnik yapıyı aynı potada eritip Amerikalı yaptığını, ABD’de Anglo-Sakson ve beyaz Amerikalı kimliğin ülkenin sahibi olduğunu ileri sürdü. Zelyut konuşmasını, “Millet ile etnik grubun farklı kavramlar olduğunu birinin Başbakan Erdoğan’a anlatması gerekir!” diyerek tamamladı.

Doç.Dr. Okur ise; Türklük algısının nasıl bir kimlik haline geldiğini tarihi örneklerle anlattı. Batı dünyasının yaydığı ırk kavramının 1951’den sonra sosyal bilimler açısından anlamını yitirdiğini, asıl olanın toplumda bir “aidiyet” duygusu yaratmak olduğunu söyledi. Etnisitenin ırkla ilgisi olmadığını, Türklük kavramının ise önce küçük bir kavmin kimliği iken, devlet kurup büyüdükçe bu devlete katılan kavimlerin de bu adla çağrılmasıyla ortak bir kimliğe büründüğünü, özellikle Göktürk ve Osmanlı Devletinin buna en güzel örnekler olduğunu ileri sürdü.

Okur; Cumhuriyet yönetiminin, karanlıkta kalan Türklük kavramını kullanmaya başladığını, bir ideal ve devlet yapısı içerisinde bir araya gelenlerin oluşturduğu bir kimlik olduğunu, İngiliz arşivlerinde Osmanlı için 2117 yerde “Türk”, 187 yerde Osmanlı (Ottoman) yazıldığını söyledi.

Dr. Öymen ise açılım sürecinin teröre son vermek amacıyla getirildiğini, ama tam olarak izah edilemediğini ve aslında Ahmet Türk’ün ifadesiyle “Hangi etnik yapıdan gelirse gelsin, Türk olmayı reddettikleri” ifadesine dikkat çekti. Federal yapı getirilerek rejimin değiştirildiğini, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ve çok partili rejim dönüşümünden bile daha büyük bir değişim getirildiğini ifadeyle sözlerini şöyle sürdürdü:

“Dünyada bir terör örgütü ile Anayasa için pazarlık yapan başka ülke yoktur. Yeni Anayasa dışarıdan dayatılmaktadır. ABD Başkanı Obama 2009’da Türkiye’ye gelip Meclis’te konuştu. ‘Bizim için 2 önemli terör örgütü el-Kaide ve PKK’dır’ dedi. El-Kaide’yi tepeleyeceklerini söylerken, PKK’nın tasfiyesi için ‘Irak hükümeti ve Barzani ile görüşün!’ dedi. Bu nasıl mantıktır?”

Öymen; PKK terör örgütü yıllardır Irak kuzeyinde yuvalanırken, ABD ve Batı bunlara dönüp ‘Terör örgütüne neden yataklık yapıyorsunuz?’ diye bir kez çıkışmadığını, Obama’nın gelinen günde ‘Türkiye’nin PKK ile müzakeresini destekliyorum!” dediğini, kendisi terörü tepelemek için uğraşırken, bizden müzakere beklemesinin anlamsız olduğunu vurguladı. Öymen ayrıca “PKK, taleplerimiz gerçekleştirilmezse, hiçbir koşulda silah bırakmayacağız diyor!” Bunun görmezlikten gelinmesinin mümkün olamayacağını söyledi.

Yeni diye getirilmek istenen Anayasa’nın aslında AB’nin 2003 Türkiye Raporu’nda belirtilen şekilde bize bir dayatma olduğunu ifadeyle, I. Dünya Harbi sonrası Musul-Kerkük bölgesi hakkında “Nasıl Lawrence Arapları Türklerden ayırmak için görevlendirildiyse, Noel de Kürtleri Türklerden ayırmak için görevlendirilmişti. Bölgedeki petrol yatakları ile Türkiye arasında tampon bir Kürt devleti hedeflenmişti!”bilgisini verdi.

Öymen, bu Batı ülkeleri Türklerin ciddi meseleleri (Ermeni, Kıbrıs, Kürt meseleleri gibi) çözebilecek yetenekten yoksun bir millet olduğu iddiasıyla, bizim meselelerimizi çözmeye heveslenmektedirler dedi. Son cümlesi ise; “Türk ve Türklük kavramları Anayasa’dan çıkarılırsa, ATATÜRK devrimlerinin sonu demektir!” şeklindeydi.

Son Söz: Yukarıdaki kaygılara hiçbir milliyetçi ve sağduyu sahibi insanın katılmaması mümkün değildir. Ama kaygı yetmemekte, eninde sonunda halkın önüne getirilecek referandum sandığı öncesinde kamuoyunu tehlike konusunda ikna etmek önemlidir!

Prof.Dr. Celalettin Yavuz tarafından yazıldı.