DAĞLIK KARABAĞ SORUNUNA ASKERI HAREKÂT SEÇENEĞI (!)
Dağlık Karabağ Sorununa Askeri Harekât Seçeneği (!)
20 Ocak 2014’te Ankara’da “Karabağ Sorunu: Nereden Nereye?” başlıklı bir çalıştay vardı. Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı Sivil Toplum Kuruluşlarına Devlet Desteği Şurası ile Azerbaycan Sivil Toplum İşbirliği Derneği’nin gerçekleştirdiği çalıştay’da “Karabağ Meselesinde Askeri Harekât Seçeneği”ni değerlendirdim. 20 Ocak aynı zamanda, 1990’da Sovyet ordusunun Bakü’de 172 Türk’ü katledip, 744’ünü yaraladığı günün yıldönümüydü.
Her ne kadar 1988’de başlamışsa da Karabağ’daki katliamların en büyük ve kalıcı etkisi 1992’de yaşandı. 25 Şubat 1992’de Hocalı’da yaşananlar “soykırım” özelliği taşımaktadır. “Memorial” İnsan Hakları Savunma Merkezi ve İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün iddiasına göre Sovyet ordusuna bağlı birlikler desteğindeki Ermenistan kuvvetleri tarafından resmi rakamlarla 613, gerçekte ise 1.300 “sivil” (kadın, çocuk, yaşlı) katledildi.
Çatışmalar 1994’e kadar devam etti. Ermeniler, Dağlık Karabağ da dâhil olmak üzere Azerbaycan’ın %16’sını işgal ettiler. Yaklaşık 30.000 kişi yaşamını kaybetti. Hocalı katliamı ve diğer yerlerde yaşanan vahşet üzerine, Karabağ’ı çevreleyen 7 reyondaki Azerbaycan Türkleri olduğu gibi bu bölgeden kaçtılar. Yaklaşık 1 milyona yakın bu insanlar Azerbaycan’da iç mülteci (kaçkın) olarak yaşamakta, evine-köyüne-toprağına döneceği günü beklemektedir. Dualarında bu özlem dile getirilmektedir.
Ermenistan’ın işgal ettiği yerlerden çekilmesi konusunda BM Güvenlik Konseyi tarafından 4 karar (822, 853, 874 ve 884) alındı. Bu kararlarda özetle “Ermeni güçlerinin Azerbaycan’ın işgal altındaki tüm topraklarından çekilmesi!” isteniyordu. Konu AGİT’e intikal ettirildi. AGİT’teki “Minsk Grubu” konuyu çözecekti. Ama grubun 3 eşbaşkanı Rusya-Fransa ve ABD’ydi ve adeta kurtlara kuzu teslim edilmişti. Tabii ki çözüm yerine oyalama başladı. Bu durum zaman zaman Azerbaycan’ı sinirlendirerek “askeri harekât” seçeneğini akla getirdi.
Bugünkü koşullar, kuşkusuz ki Sovyetlerin dağılma ve yeni cumhuriyetlerin ortaya çıktığı dönemden çok farklıdır. Azerbaycan; 10 milyona yakın nüfusu, petrol-doğalgazını satarak çok daha yükseklere taşıdığı ekonomik gücü ile kağıt üzerinde 3 milyon nüfuslu ve Kafkasların en yoksul ülkesi Ermenistan’a göre çok daha güçlüdür.
Azerbaycan, sonraki yıllarda Türkiye’nin desteğiyle harp okullarını kurmuş, kurslar ve eğitimlerle yetişen silahlı kuvvetlerini sadece Rus harp silah ve araçlarına bağlı kalmadan Türkiye, İsrail ve Ukrayna’dan tedarik ettikleriyle zenginleştirmiştir. Buna karşılık Ermenistan ve Karabağ’daki sözde “Cumhuriyet”, harp silah ve araçlarının modernliği, sayısı ve lojistik desteği açısından Azerbaycan’la kıyaslanamayacak kadar acizdir.
Öte yandan Dağlık Karabağ Savunma Ordusu’nun kurucuları, aynı zamanda Ermenistan’ın liderleridir. Bunlar; Robert Koçaryan (Ermenistan eski cumhurbaşkanı ve Dağlık Karabağ Savunma Ordusunun ilk başkomutanı), Serj Sarkisyan (Ermenistan cumhurbaşkanı), Vazgen Sarkisyan (1992-1995 Savunma Bakanı/Savunmadan sorumlu Devlet Bakanı, 1998-1999 Başbakan), Monte Melkonyan (Martuni bölgesi sorumlusu), Samvel Babayan (1994 – 2000 sözde Dağlık Karabağ Cumhuriyeti Savunma Bakanı). Dağlık Karabağ, Ermenistan’da bütün kurum ve bireylerin paylaştığı en hayati milli çıkar olarak benimsenmiştir.
Azerbaycan’ın yanında sınırlı ölçüde sadece Türkiye vardır. Ermenistan’ın yanında Rusya, ABD, İran ve AB. Ermenistan’a vaki bir askeri operasyonun uzaması, BM Güvenlik Konseyi’nden ambargo ve askeri müdahale dâhil her şeyi aldırtabilir.
Son Söz: Azerbaycan, karışan olmazsa Dağlık Karabağ’ı askeri harekâtla geri alabilecek fiziki imkân ve kabiliyetlere sahiptir. Ancak sadece muharebeleri kazanmak zafer için yetmemektedir. Ermenistan , BM Güvenlik Konseyi’nin 4 üyesinin desteğini alacak siyasi güce sahiptir. Yani askeri seçenekte “Attığın taş ürküttüğün kurbağaya değmeyecek!”tir. Ekonomik gücü siyasi güce dönüştürecek, Ermenistan’ı tecritle dize getirecek, uluslararası mahkemelerde “bireysel” başvurularla hukuk yolları aramak daha akıllıca olabilir!