Dolar 44,2207
Euro 50,5377
Altın 7.136,03
BİST 13.092,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 11°C
Az Bulutlu
İstanbul
11°C
Az Bulutlu
Paz 11°C
Pts 12°C
Sal 12°C
Çar 10°C

15 Ağustos 1461 Trabzon’un fethi gerçek tarihinde kutlanmalı

15 Ağustos 1461 Trabzon’un fethi gerçek tarihinde kutlanmalı
15/08/2013 20:06
A+
A-

Trabzonun Gerçek fetih tarihi 15 Ağustos 1461 dejenere edilerek ortodokslara terk edilmiş, Bizlere 26 Ekim gibi aslı belirsiz bir tarihte Trabzonun fethi törenleri yapılmaktadır.

15 Ağustos 1461 Tarihi Trabzon’un gerçek fetih tarihidir, Trabzon üzerinde kara emelleri olan güçler Trabzon’un kuruluşundan günümüze kadar galen zamanda bölgede yaşamış halklar üzerinde tahrifatlar yaparak, Bölge tarihinde kısa bir dönem Rum hâkimiyetini bölgenin kadim halkı olarak dayatmakta, bu dayatma sonucu Bölge üzerinde siyasi ve kültürel haklar iddia etmektedirler.

Rum, Köken ve kullanım itibari ile Romalı demektir, Yunanistan kavmi Greek’lerle doğrudan hiçbir bağları yoktur, Dolaylı ilişkileri ise diğer kavimler gibi Roma imparatorluğu bünyesinde olmalarındandır.

Anadolu bölgesi Asyadan, Roma döneminde Batıdan gelen çok eski nüfus göçü yaşamış son derece önemli bir alanı temsil eder. İlkçağ boyunca Anadolu sayısız yerli halkın geniş bir yelpazede beşiğiydi: Asurlular, Hititler, Helenler, Frigler, Traklar, Medler ve diğerleri. Roma Dönemi’nde ve daha sonra, Moğol istilsından önce, Anadolu nüfusu 12 milyon insanın üzerinde tahmini bir düzeye ulaşmıştı. Oğuz Türkleri, Anadolu’ya taşınan asıl Türkî halkıydılar. Birçok Türk, 1071’deki Malazgirt Savaşı’nda Selçukluların Bizanslılar karşısındaki zaferinden sonra daha yoğun göçlerle Anadoluya gelmişlerdir.

Malazgirt Savaşı’ndan önce Anadoluya yerleşmiş, Turani kültürünü korumuş Roma ve Bizans halkı içinde Hıristiyan olarak varlığını sürdüren büyük oranda Turani nüfus,1071’den sonraki yüzyıllarda bölgede egemen olan Müslüman Turani nüfusun dinini benimsemiş, var olan Türk kimliğini Müslümanlık inancıyla yaşamaya devam etmiştir.

Hıristiyanlığını muhafaza eden halk Romalı anlamına gelen Rum kimliği ile varlığını korudu, Güzümüze kadar gelen Rumlar son birkaç yüzyıl içinde Ortodoks Dünyanın etkisinde kalarak etnik kimliğini unutmuş, dini kimliğini ön plana çıkarmış olmasından dolayı Yunanistan halkı Greeklerin asimilesi ile Kendilerini Yunanlılarla özdeşleştirmiş olduğunu görüyoruz.

Halbuki Roma ve Bizans içinde Turani kavimler etnik kimliğini korumuş olmalarından dolayı Fatihin İstanbul’u fethiyle Anadoluda Bizans dönemi fiilen sona ermesinden sonra Fatih Sultan Mehmet han ünvanını “kayzeri Bizans”  Bizans Hükümdarı adı ile anılır olmuştu.

Fatih’in Bu ünvanı kullanmasındaki amaç siyasi olmayıp mevcut Anadolu halkının kahhar çoğunluğunun Etnik olarak Turani olmasından kaynaklanmaktadır.

Sonradan gelen nesiller İslamı yaşamada taasuba düşmüş, İslamın ehli kitaba gösterdiği hoşgörü dikkate alınmamış, Hıristiyan yerli halk teba olarak görülmüş, fiilen olmasa bile psikolojik olarak dışlanmış olduğundan bu soydaşlarımız Yunanistan’ın kucağına itilmiştir.

1071 yılı öncesi Asya’dan siyasi ve kıtlık nedenleriyle gerçekleşen büyük göçlerle batıya gelen Turani kavimlerin birçoğu Avrupa içlerine gelerek yerleşmiş, soyları günümüze Hungarya (Macaristan) Bulgar, Gagavuz gibi birçok kavmi Hıristiyan olmalarına rağmen Turani etnik kimliğini korumuş olduğunu görüyoruz.

Anadolu’daki Turani Hıristiyanlar maalesef yanlış yaklaşımlar nedeniyle adeta Yunanlaştırılmışlardır. Yakın tarihimizde Rus ve Greklerle işbirliği yaparak Türkiye’yi yok etmeye kalkışmış olduğunu görüyoruz.
Bu saatten sonra Rum soydaşlarımızı kazanmaya çalışmakta ne kadar başarılı oluruz bilemiyorum, Bildiğimiz Yunanlaşan bu soydaşlarımızın Ermeni oyunlarına alet olan bazı Kürt soydaşlarımız gibi Türkiye için tehdit oluşturduğunu asla unutmamamız gerekmektedir.
Bu konuda önyargılara kapılmadan uyanık olmalı, tarihi gerçekleri belgeleri ile ortaya koyarak Yunanlıların, Ermenilerin oyunları bozarak Turani kavimlerin Milleti olan Türk milli kimliğinde birleşmeyi başarmalıyız.

Trabzon’un fethinin 15 Ağustos 1461 olan tarihi bazı mihraklarca tahrif edilmiş, 26 Ekim 1461’in Trabzon’un fetih tarihi olarak halkımıza dayatılmıştır.
Tarihten habersiz kurumlarımız gerçekleri araştırmak yerine kendilerine dayatılanı benimsemiş, Trabzon’un gerçek fetih tarihi olan 15 Ağustos 1461 gününü Hıristiyan azınlığına terk ederek 15 Ağustos’un Pontusun yıkılışına ağıt günü olarak kutlanmasının önünü açmışlardır.

Tarihler konusunda bu taassup neden, değişmiş olsa ne olur, bırakın 15 Ağustos’u Rumlar kutlasın bizde 26 Ekimi kutlarız, burada kavgaya ne gerek var diyenler, hayatın gerçeklerini bilmeyen, Milli hassasiyetleri olmayan tarih “Lümpeni” kişilerdir.
Büyük milletler sahte mazilerle yaşatılamaz, şanlı tarihimizin tek harfinden vaz geçilmemelidir. Bir harfin yokluğu istikbale ulaşmamızda bir gedik demektir, zamanla bu gedikler büyüyerek mevcut ilkesiz, soysuz, amaçsız bir neslin Türk ve İslam düşüncesine ihanete varan duyarsızlığını yaşar olduk. Bu nedenle 40 milyon Km2 bir vatanın parçalanmasına imkân oluşturuldu. Halen duyarsızlıklarımız devam ettiği için Türk milletinin son kalesi Anadolu SEVR dayatmasının tekrar uygulamaya konulması tehdidi altındadır, konu hakkında bilgimiz, merakımız, tedbir alanımız yok denecek kadar azdır.

Doğrudan akrabam olan bir mühendise “Tarihi İstanbul’un Bizans yapılarak, Vatikan türü bir devletçik oluşturulmak isteniyor dediğimde, Ne güzel 460 milyon Ortodoks Hacı olmaya İstanbul’a gelecek” deme gafletini gösterebiliyor. Bu düşünce yaygın ise artık İstanbul için Türk-İslam kültür başkenti yakıştırması yapmamızın gereği kalmıyor. Bu utanç bize yeter, sanırım Batı emperyalizminin kör-sağır-dilsiz bıraktığı Afrika kabile devletlerinde dahi denli sığ ve menfaatperest düşünceyi kabul etmez.

Acilen devletimiz Trabzon’un fetih kutlamalarını 26 Ekim gibi mesnetsiz bir tarihten kaldırarak gerçek fetih tarihi olan 15 Ağustos gününe almalıdır.
Trabzon Belediye Başkanı Dr. Orhan Fevzi Gümrükçüoğlu bu konuda bilgi sahibi olduğunu sanıyorum, alışılagelmiş, dayatılana değil, gerçek fetih gününde aslımıza yakışan bir görkemle Trabzon’un fethini kutlamasını istiyoruz. Bütün Trabzon ve Türkiye bu konuda tarafgir olmalı, 26 Ekim gibi asılsız bir tarih dayatmasına son vermelidir.
Bu dayatmanın kökeni Venedik oyunu olduğu tarihçi Hüseyin Albayrak’ın eserlerinde ortaya konmuştur.

Başta duyarlı sivil toplum örgütlerimiz 15 Ağustos tarihinde Trabzon’un fethi törenleri düzenlemeli, günün anlamını içeren konuşmalar yaparak ilgili yayınlar dağıtmalıdır.
Artık önü alınamaz bir şekilde 15 ağustosta Sümela manastırında Rusya ve Yunanistan başta olmak üzere Dünyanın dört bir yanından gelecek, beklide onbinlerce militan Ortodoks’un Trabzon’da gövde gösterisi yapması, anlamadığımız Yunanca-Rusça-Latince terimlerle Fatih’e, Fethe lanet okumasına göz yumacağız.
Bu gün bunu Ortodoks tarihinde hiçbir kaynağı olmayan Meryem ana töreni adı ile lanse etmeleri, ilk fırsatta Pontusun ihyası ayinine dönüşmesi kaçınılmaz olacaktır.

Türkiye üzerinde herkesin bir emeli olabilir, bize düşen görev bu emellerin hayata geçmesini sağlayacak eksikliklerimizi acilen gidererek düşmanlarımızın elindeki kozları bertaraf etmektir. Türk’ün Türk’e düşmanlık yapmasının sebeplerini yok etmek, Millet olmanın gereği birlik ve beraberliği Din-Dil-Kavim ayrışmalarına fırsat vermeyecek Milli toplum olmayı başarmaktır.

Kavmiyetçilik ve mezhepçilik ile bizleri parçalamaya çalışanların oyunlarını bozmalıyız, Günümüzde Afganistan’da, Irak’ta, Mısır’da, Cezayir’de, Libya’da, Sudan’da, diğer İslam ülkelerinde yaşanan iç karışıklıklar Batının yeniden başlattığını en yetkili ağızlardan duyurduğu 3. BİN YIL HAÇLI SEFERİ uygulamasından başka bir şey değildir.

Demokrasi ihracı gibi komik bir gerekçe ile bütün İslam alemi yangın yerine dönmüş, son 20 yıldır milyonlarca Müslüman öldürülmüş, milyonlarcası sakat kalmış, İslam devletlerinin ellerindeki sanayi yok edilmiş, yer altı kaynaklarına el konulmuş olduğunu hala göremiyorsak ….
Bekleyin ölümlerden en kötü ölümleri gelmesi hiçte uzak değildir.
Allah Türk ve İslam âlemini uyandırsın, 3. Bin yıl Haçlı seferini başarısız kılarak, Dünyaya barış ve kardeşliğin tesis edilmesinde bizleri şuurlu nefer kılsın inşaallah.

ofhayrat.