DOLAR 7,5575
EURO 8,9826
ALTIN 473,903
BIST 1111,96
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 23°C
Rüzgarlı

Geçmişten ders almamız gerekmez mi?.

16.09.2020
A+
A-

Geçmişten ders almamız gerekmez mi?..

Sosyal medyanın karakterine uygun olmayan şekilde uzun yazıyorum, bu günlerde de yazma sıklığım arttı. Güncel buna zorluyor.

Burada yazdıklarımla kimseyle didişme gibi bir derdim yok, bu bilinsin öncelikle…

Bu güne kadar bilmediğim, fikrimin olmadığı hiç bir konuda da bir şeyler yazmadım, ukalalık etmedim; bunu özellikle belirtmiş olayım…

Gelelim, “devlette devamlılık esastır, devlet kişilerle kaim değildir” ifadesi hakkında düşündüklerime…
Bu söz devlet işleyişinin ve bürokrasisinin karşılığıdır. Karar verecek, muktedir organa tekabül etmez.

Şöyle düşünün..:
Yürütme henüz, yasama organımızın uhdesinde iken, Anayasa’yı değiştirecek bir çoğunluğa ulaşmış bir HDP’ni varsayalım. O şartlarda Türk devleti devam eder miydi?

Osmanlı Devleti ne zaman yıkıldı sizce?

17 Kasım 1922 mi,
23 Nisan 1920 mi,
29 Ekim 1923 mü? Hangisini kabul edelim?

Bakın Osmanlı Devleti’nin yıkılış günü İkinci Abdülhamit’in tahttan indirildiği gündür. Daha sonra gelenlerin başında bulunduğu yapı pratiği itibariyle bir devlet falan değildir.

Bumin Kağan’dan sonra han otağının sahibi olan kağanın basiretsizliği ve yeteneksizliği devleti yıkmıştır.

Yıkılan Türk devletlerinin tümünün yıkılış temelinde, devlete baş olan kişinin sağ duyu ve marifet(!) kuturu yatar.
Yani devletin varlığı ve devamı, başındaki kişinin niyet ve kabiliyeti ile doğrudan ilişkilidir.

O kişi, çok doğru kişi olmasa bile, konjonktür bazen o kişiyi “doğru kişi” yapar.

Dünya, yaşlandıkça evrelerin süresi de kısalıyor. Dijital çağda ise,devirleri neredeyse saatlerle tanımlayacak duruma geliyoruz. Bir düşünün, Yüz Yıl Savaşları, bu gün yaşanıyor olsaydı ne kadar devam ederdi acaba?

Konjonktürün ülkemizi sarmaladığı bu günkü halde, inkar edilemeyecek bir kuşatılmışlığımız, henüz üç yıl önce işgalimize teşebbüs edilmiş meşum bir gecemiz, iktidar hedefinde olan yapıların yarıya yakınının güzergahlarını vatan sevgisinden vareste tutmaları hatta düşmanlık vaziyetleri, kuşatılmışlığımıza içerden verilen omuz ve lojistik destek, boğuşmak zorunda kaldığımız yaman açmazlarımızdır.

Sayın Devlet Bahçeli’nin geçenlerdeki bir söyleşide, mevcut Cumhurbaşkanı’nın yıkılışının konjonktürümüz itibariyle oluşturacağı kaosa vurgu yapan sözlerini bu yönüyle değerlendirip, haklılığını teslim etmeliyiz.

Kuşkusuz Sayın Erdoğan, bu ülkede kendisinden başka kimsede bulunmayan fevkalede özelliklere sahip falan değildir.

Ama 2019 yılının gerçeklerine bir bakalım, hızla değişen coğrafyamız konjonktürünü göz önüne alalım ve koltuğu altından çektiğimizi düşünelim. Sandığın bu kişi yerine ikame edeceği kişiler belli, niyetleri belli, bu günkü Türk Devlet Sistemine şaşı bakışları belli, ülkemiz üzerinde manda hedefi olanlarla yaşadıkları halvet halleri belli…

O hal, devletin çözülme halidir…

Daracık bir devlet perspektif ve yaşanmışlığıyla, devlet felsefesi dersi vermeye kalkanların, Sayın Bahçeli’deki devlet birikimi ve algısına rüyalarında bile ulaşmaları mümkün değildir…

O iş, çap ve had meselesidir…

16.09.2019
Halil Kaya
Konya

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.