MHP’LI TANRIKULU: EKONOMI YÖNETIMI BAŞBAKANI MEMNUN EDECEĞIM DIYE…
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu; ülkemiz ekonomisinin Başbakan’ın moralinden daha önemli olduğunu dile getirdi.
Konu hakkında açıklama yapan Tanrıkulu; “Başbakan Erdoğan ekonomi ile ilgili rakamlar, kurumlar ve bürokratlar üzerinden siyaset yaparak, Cumhurbaşkanlığı adaylığını pekiştirmeye çalışmaktadır. Kendi sorumluluklarını göz ardı ederek, görmezden ve bilmezden geldiği ekonomimizin dile getirilmeyen rakamlarını her geçen gün istismar etmektedir.
Son günlerde bunların başında gelen faiz tartışması tamamen suni ve temelsiz bir tartışma olup, şirin bir Cumhurbaşkanı adayı görünmek için kullanılmaktadır. Daha yılın başında başarısız ekonomik öngörüler, politikalar nedeniyle faizler artırılmıştı. Dışarıda ve daha çok içeride gelişen ekonomik ve politik olaylar bu fiyatlamayı zorunlu hale getirmiştir.
Bu söylemlerin neden olduğu kur artışının etkilediği fiyat artışları ve son 2 yılın en yüksek rakamına çıkan enflasyon ortamında faizlerin indirilmesi söylemi ekonomi bilgisi yetersizliğini de beraberinde getirmiştir.
2003-2009 döneminde gerek Hazine borçlanma senetleri (DİBS), gerekse Merkez Bankası politika faizleri aracılığıyla yüksek reel faiz sunan bu AKP yönetimi değil miydi?
Başbakan Erdoğan’ın Merkez Bankası’nın faiz politikasını o günlerden bu yana sürekli eleştirmesi ve son günlerde “faiz indirimi” baskısı yapmasından sonra, kurlardaki yukarı doğru hareketin bedeli için Merkez Bankası’nın sığ net rezervleri, yani milletimizin birikimleri eritilmektedir.
Bugünkü küresel şartlarda Türkiye enflasyon ve cari açık rakamlarını düşünmeden faiz indirimini sırf Başbakan tatmin olsun diye yaparsa, bir ekonomik çalkantı içine girilebilecek, kur ile faizde tekrar hızlı bir yükseliş başlayacak ve sermaye çıkışları daha da hızlanabilecektir.
Faizlerin inmeme nedenini her zaman yürüttükleri suçu, başarısızlığı başkasına yükleme politikası çerçevesinde Merkez Bankası’na yükleyenler, bu konuda en az Banka kadar sorumludurlar.
Öngörüsüz bir tahminle doların 2013 yılı sonunda 1,92 TL olacağını iddia eden Merkez Bankası Başkanı’nın enflasyon hedefleri de görevde olduğu süre içinde tutmamıştır. Merkez Bankası son 8 yılda 5 kez hükümete, enflasyon hedefinden yukarı yönlü sapmalar için mektup yazmıştır. Bu öngörüsüz enflasyon hedefleri nedeniyle girişimcilerimiz de mağdur olmaktadır. Çünkü hedef yıl içinde sürekli yukarı yönde revize edilmekte, buna bağlı olarak diğer ekonomik rakamlar da etkilenmektedir.
Bu nedenle inandırıcılığını ve piyasaya güven telkin edemediğini düşündüğümüz Merkez Bankası Başkanı’nın Bakanlar Kurulu’na yaptığı sunum güvenilir bir öngörüden çok temenni niteliğindedir ve dualara çok ihtiyacı vardır.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) son açıkladığı Mayıs ayı enflasyon rakamları çift haneye dayanmış durumdadır. Yıllık TÜFE Mayıs ayında % 9,66’ya çıkarak son iki yılın en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Çekirdek enflasyon 2007 yılı Mart ayından bu yana en yüksek seviyeye çıkarak % 9,77 olarak gerçekleşmiştir. Böyle giderse Haziran ayında enflasyon çift haneli rakamlarda görülebilecektir.
Mayıs ayında yıllık bazda en yüksek fiyat artışları % 14,11 ile gıda, % 13,11 ile ulaştırma, % 9,57 ile eğitimde yani vatandaşlarımızın zaruri harcama kalemlerinde gerçekleşmiş ve son 5 aydır bu şekilde seyretmektedir. Enflasyon 5 aylık dönemde % 5,38 gerçekleşerek, yıllık hedefi daha şimdiden aşmıştır. Mayıs’ta TÜFE kapsamında 432 maddeden, 279’unun ortalama fiyatlarında artış gerçekleşmiştir.
Yıllardır dar gelirli vatandaşlarımızın yüksek enflasyon karşısında mağdur olmasına seyirci kalanların, bunun hesabını siyaseten milletimize vermeleri gerekmektedir.
Yolsuzlukları örtme, kapatma girişimleri yabancı kuruluşlar tarafından da yakından takip edilmektedir. Uluslararası Şeffaflık Örgütü (Transparency International) 2013 Dünya Yolsuzluk Algısı Endeksi’nde yer alan 176 ülkeden, Türkiye 53’üncü sırada yolsuzluk vakalarının bir önceki yıla göre artış gösterdiği ülkeler arasında yerini almıştır.
Yolsuzluk arttıkça, kamu borcu ve harcamalarının artmasını daha da körükleyen başta Kamu İhale Kanunu’nda yapılan değişiklikler olmak üzere, birçok uygulama AKP döneminde hız kazanmıştır. Ülkemizi Merkez Bankası’nın yetersiz net rezerviyle dış finansman ihtiyacını karşılayamayacak duruma getirenler, yap-işlet-devret projelerine Hazine garantisi vererek, esas amaçlarını da ortaya koymaktadırlar.
Dürüst bir şekilde vergisini ödeyen, cezalarını yatıran vatandaşımız bir kez daha iktidar eliyle cezalandırılacaktır. Kamuoyu gündeminde olan Torba olarak adlandırılan tasarıyla bir çok ceza, vergi, prim affı ve yapılandırması tekrar gündeme gelmiştir. Bugüne kadar neredeyse 3 yılda bir af ve yapılandırma uygulamasını hayata geçiren iktidar, hiçbirinde beklediği sonucu alamamıştır. Vergisini, primini, cezasını zamanında ödeyenin mükafatlandırılacağı, ödemeyenlerin ise cezalandırılacağı bir sistem hayata geçirilememiştir. Tüm bu beyhude çabalar Başbakan Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde fazla oy alabilmesine yetmeyecektir.
Tüm bu başarısız uygulamaların sonucunda yıllardır ülkemizin vergi gelirlerinde kaçaklar oluşmakta, vergiyi tabana yayamama başarısızlığını gösteren Maliye yönetimi ise çarpık vergi sistemini tamamen bordrolu çalışanlarımızın üzerine yüklemektedir.
Ülkemizdeki politik istikrarsızlık nedeniyle artan ekonomik tedirginlik ‘döviz kaçışlarına’ sebep olmakta ve ülke olarak, bizim kırılgan ülkeler arasında sürekli en ön sıralarda yer almamıza neden olmaktadır.
Devamında da ülkemiz ve milletimiz sefalet endeksinde (Misery Index) yüksek enflasyon, faiz, işsizlik, düşük büyüme ile en sefil ülkelerin 13’üncüsü olarak gösterilmektedir.
Faiz tartışmasında söylenenler faizlerin düşürülmesinde ısrar edenleri ikna edemiyorsa, düşük tasarruf sorunumuzu ve bunun enflasyonla ilişkisini düşünmeleri gerekmektedir.
Türkiye’nin tasarruf oranı 2002 yılından bu yana sürekli düşmüş ve yüzde 12-13 düzeyine gerilemiştir. Bu oran gelişmekte olan ülkelerde ortalama yüzde 33’tür. Düşük tasarruf oranı kalkınmamız için ihtiyacımız olan yatırımları yapmamıza engeldir. Yatırım yapılmayınca üretim de yerinde saymakta işsizlik oranları düşürülememektedir.
Açıklanan verilere baktığımızda ülkemizin son on yılının ortalama büyüme hızının yüzde 4,9 olduğunu görmekteyiz. Bu rakam tüm Cumhuriyet tarihimizin ortalamasına ancak ulaşabilmiştir. Oysa bu ortalama ülkemiz benzeri gelişmekte olan yükselen ekonomilerin söz konusu dönem boyunca sergilediği büyüme performansının çok altındadır.
Ekonomik ve sosyal alandaki başarısızlıklarını algı yönetimleriyle perdelemeye çalışanlara karşı, tüm sorumluluk sahibi kişi, kurum ve kuruluşları büyük bir görev beklemektedir. Artık bu rakamların düzeltilmesi için gereken yapısal reformlar, istikbal mücadelesinin önünde görülmeli ve ülke olarak daha fazla zarar görmemeliyiz.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak; milletimizin ipotekli hayatlar sürmesini ve geleceğinin karartılmasına karşı olduğumuzu bir kez daha vurgulamak istiyoruz. Amaç; ülkemizi büyük ekonomiler arasında ön sıralara getirmekse, bunun samimi ve somut adımlarının bir önce atılmasını bekliyoruz. Yoksa iktidarlarından sonra geriye Türkiye’ye bırakılacak büyük bir malî ve ekonomik enkazın vebali de büyük olacaktır.”