KIMDEN CUMHURBAŞKANI OLMAZ?
Yerel Seçimlerin sona ermesiyle olağan haldeki takvimden ötürü, dikkatler şimdi Cumhurbaşkanlığı seçimine kilitlenmeye başladı.
Yeni bir seçim atmosferi oluşturma algısı da günden güne artırılmaya çalışılıyor.
Hal böyle olunca televizyon ekranlarından, gazete köşelerinden pek çok kişi farklı yorumlarla yeni dönemim algı operasyonu işini yürütmeye koyuldular.
Sanki pazardan elma yada armut seçilecekmiş gibi atıp tutmayı da bir maharet sayıyorlar.
Erdoğan mı? Gül mü? Başka bir isim mi? Ahmet mi? Mehmet mi?…Türünden basit ve ucuz sorgulamalarla gündemi AKP’nin dümenine kilitlemeye gayret ediyorlar.
* * *
Asıl doğru olanın ve sorgulanması gerekenin “ölçü” olduğunu unutuyorlar.
Hoş, yandaş medyadan “ölçü” namına bir duruş beklemek elbette güç.
Ancak, Cumhurbaşkanlığı konusunda “Kim?” sorusu sorgulanmadan önce “Nasıl biri Cumhurbaşkanı olmalı?” sorusunun sorgulanması, meselenin aslını ve doğrusunu bulmak için konulacak ölçü olmalıdır.
Sonuçta Türk Milleti Cumhur’un başkanını seçecektir.
Devletinin en önemli, en yüksek, en hayati makamını tayin edecektir.
Dahası bu isim iki bin yılı aşan şanlı mazisi ise Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Başkomutanlığını yapacaktır!
Bu sebeple ölçünün doğru konulması Türkiye için hayatidir.
* * *
Yapılan sorgulamalarda da bu ölçünün dikkatlerde bulundurulması, işte bu sebepten ötürü mecburidir.
MHP Lideri Devlet Bahçeli, Salı günü mecliste yaptığı grup toplantısı konuşmasında bu duruma dikkat çekti.
Sunduğu gerçekler ve milletin vicdanının yaptığı asıl sorgulamayı sunarak, yaşanmışlıkların örneğini vererek ve en önemlisi gerçeklerin altını bir kez daha çizerek ölçüyü şu şekilde ortaya koydu:
“Önce özerkliğe, arkasından Kuzey Kürdistan’a açık kapı bırakandan Cumhurbaşkanı olmaz. Türkiye’yi birbirine düşürmeye azmedenden, toplumu kamplara ayırandan Cumhurbaşkanı olmaz.
Şehitlerin vebalini ve kanını taşıyan bebek katiliyle müzakere yapandan, teröristlere kucak açandan Cumhurbaşkanı olmaz. Vatanı bölme, milleti 36’ya ayırma hedefinde olandan Cumhurbaşkanı olmaz.
Twitter’i engelleyen, Youtube’u kapatan, kişisel hak ve hürriyetleri budayandan Cumhurbaşkanı olmaz. Hukuka saldırandan, adaletten kaçandan, rüşvetçilere ve hırsızlara kol kanat gerenden Cumhurbaşkanı olmaz.
Villalara balya balya dolar yığandan, kamu arazilerini zimmetine geçirenden, evdeki parayı sıfırlarken haysiyet ve inandırıcılığını da sıfıra düşürenden Cumhurbaşkanı olmaz.
TSK’ya kumpas kurandan başkomutan olmaz. Türklüğü reddeden, TC’yi silen, milliyetçiliği ayaklar altına alan bir inkârcıdan Türkiye’ye Cumhurbaşkanı olmaz, olamaz, olamayacaktır.”
Bu ifadelerinin sonunda da “Kısacası iki yanlıştan bir doğru çıkmaz, tekeden süt sağılmaz, balda tuz bulunmaz, suda ateş yanmaz, Recep Tayyip Erdoğan’dan da Cumhurbaşkanı olmaz. Siyasi görüşü, fikri aidiyeti, mezhebi ve yöresi ne olursa olsun, ister AKP’li, ister MHP’li, isterse de CHP’li olsun her vatan evladı Cumhurbaşkanı olabilir, ne var ki Recep Tayyip Erdoğan olamaz, milletin terazisi bu sıkleti çekmez.” diyerek açık bir şekilde “milletin vicdanının neyi kabul edip, neyi kabul etmeyeceğini, kaldıramayacağını” açıkladı.
* * *
İşin doğrusu da budur.
MHP Lideri Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili “isimler” üzerinden yürütülmek istenilen “basit, sonu belirsiz ve millete faydası dokunmayacak” söylemleri bir kenara iterek, olması gerekeni, millet adına söylenmesi gerekeni ifade etti.
Bana göre yine farkını ortaya koyarak, örnek devlet adamlığı tavrına bir başka yenisini daha ekledi.
Milletin aklını kısır tartışmalar ve ısmarlanmış yönlendirmeler ile bulandırmadı.
Nokta atışlı tespitleri ile meselenin gerçek yüzüne dikkatleri çekti.
Bu saatten sonra da eminim ki “isimler” üzerinden yürütülmek istenilen “fakir” yaklaşım tarzları, ölçüler üzerinden şekil bulacaktır, bulmalıdır.
Her çevredeki makam ve mevkiden, konum veya kalem sahibi kimseden beklenmesi gereken Sayın Bahçeli’nin çizdiği bu ölçüye uymak olmalıdır.
* * *
Hafta başında “Cumhurbaşkanlığı Seçimi İçin En Büyük Avantaj MHP’de” başlıklı yazımda, Yerel Seçimler sonrası oluşan tablo itibarı ile, MHP’nin belirleyici bir konuma sahip olduğunu ifade etmiştim.
Buna ilave olarak MHP’nin, şuan mecliste bulunan tüm siyasi partiler dikkate alındığında, Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda en tecrübeli ve en hassas siyasi parti olduğunu da eklemek gerekir.
Yaşanmış örnekler karşımızda bulunuyor.
10. ve 11. Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanılan kutuplaşmanın, buhranın ve demokrasinin tıkanmaya çalışılan önünün MHP tarafından nasıl açıldığını ve sükunetle salahiyetli bir sonuca ulaşıldığına tarih şahittir ve herkeste buna şahitlik etmiştir.
Bu örneklere bakarak MHP’nin önümüzdeki süreçten nemalanma niyetinde bulunan karanlık çevrelerin oyununu boşa çıkararak, millet adına en doğru kararı verip, uygulayacağını da belirtmek gerekir.
MHP var olduğu müddetçe Türkiye’nin ve milletin kazanmasına, devletin ayakta durmasına kimse mani olamayacaktır.
Demokrasi kültürümüz eminim ki MHP var olduğu müddetçe sağlıklı işleyişini sürdürecek ve bu dönemde de “belirleyici güç” yine MHP olacaktır.
İSMAİL ÖZDEMİR/ORTADOĞU
