Feti Yıldız ve Türk Modernleşmesi Üzerine Erol Güngör’ün Görüşleri
# Feti Yıldız ve Türk Modernleşmesi Üzerine Erol Güngör’ün Görüşleri
MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, sosyal medya platformunda yaptığı bir paylaşımda, Türk toplumunun modernleşme sürecini ve bu süreçte aydınların rolünü Erol Güngör’ün fikirleri üzerinden değerlendirdi. Yıldız, aydınların toplumların değişme, gelişme ve modernleşme süreçlerinde önemli bir yere sahip olduğunu belirtti.
Aydınların Rolü ve Etkisi
Feti Yıldız, paylaşımında aydınların tarihsel ve toplumsal dönüşüm süreçlerinde sadece yeni fikirlerin taşıyıcısı olmadığını, aynı zamanda bu fikirlerin kurumsallaşması ve toplumun farklı kesimlerine aktarılması sürecinde de kritik bir rol üstlendiklerini vurguladı. Bu bağlamda, modernleşme gibi karmaşık süreçlerin aydınların entelektüel yönlendirmeleriyle seyrettiğini ifade etti.
Türk modernleşme sürecinde aydınların, gelenek ve modernleşme arasında sıkışmış bir konumda bulunduklarını ve bu sancının zamanla yayıldığını belirten Yıldız, bu sürecin aydınlar için bir buhran dönemi olduğunu dile getirdi.
Erol Güngör’ün Görüşleri
Erol Güngör, Türk modernleşmesinin önemli mimarlarından biri olarak, modernleşmenin sadece siyasal bir değişim değil, aynı zamanda ideolojik ve kültürel bir mücadele olduğunu savunmuştur. Güngör’e göre aydınlar, demokratikleşmenin getirdiği özgürlük ve katılım imkânlarıyla birlikte toplumda henüz içselleştirilememiş değerler arasında köprü kurmaya çalışırken, çoğu zaman belirsizliklerle ve çelişkilerle karşılaşmışlardır.
Güngör’ün görüşleri, modernleşmenin Batılı normların aktarılmasıyla sınırlı kalmaması, yerel gerçekliklerle diyalog içinde yeniden inşa edilmesi gerektiğine işaret eder. Ancak bu hassas dengeyi kurmakta yaşanan zorluklar, Türkiye’de demokratikleşmenin uzun ve sancılı bir süreç olarak devam etmesine neden olmuştur.
Aydınların Karşılaştığı Zorluklar
Feti Yıldız, Erol Güngör’ün fikirlerinden hareketle, Türk aydınlarının modernleşme sürecinde karşılaştıkları zorlukları değerlendirdi. Yıldız’a göre, Türk aydını yüzünü tamamen Batı’ya dönerken, kendi toplumuna yabancı kalmış ve bu durum çeşitli çıkmazlara yol açmıştır. Türk aydınlarının Batı medeniyetine karşı geliştirdikleri yüzeysel hayranlık, ciddi bir kültürel yabancılaşmaya neden olmuştur.
Bu çerçevede Yıldız, modernleşme çalışmalarının gerekliliğini vurgularken, aydınların bu süreçte yeterli nitelik ve ehliyete sahip olmadıklarını dile getirdi. Güngör’ün de belirttiği gibi, Türkiye’nin iki yüz yıllık siyasi düşünce tarihinin şaşkınlıklar, hayal kırıklıkları ve ümitsizliklerle dolu olduğunu ifade etti.
Sonuç olarak, Feti Yıldız, Erol Güngör’ün düşüncelerine atıfta bulunarak, toplumların gelişmesi ve ilerlemesi için değişimin zaruri olduğuna dikkat çekti. Modernleşme çalışmalarının, yerel gerçekliklerle uyum içinde ve derin bir anlayışla şekillendirilmesi gerektiğini savundu.
MHP’li Feti Yıldız sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımında şu ifadelere yer verdi:
1–Toplumların değişme, gelişme ve modernleşme süreçlerinde en başat ve yönlendirici aktörler olarak genellikle aydınlar ön plana çıkar.
Bu tarihsel ve toplumsal dönüşüm evrelerinde, aydınlar sadece yeni fikirlerin taşıyıcısı olmakla kalmaz, aynı zamanda bu fikirlerin kurumsallaşması ve toplumun farklı kesimlerine aktarılması sürecinde de kritik bir rol üstlenirler.
Aydınların etkisiyle şekillenen bu sosyal ve siyasal değişimler, yalnızca yapısal reformlarla sınırlı kalmaz; aynı zamanda zihinsel dönüşümleri, değer sistemlerinde yaşanan kırılmaları ve kültürel kodların yeniden inşasını da kapsar.
Bu bağlamda, modernleşme gibi karmaşık süreçlerin toplumlarda aydınların liderliğinde ve onların entelektüel yönlendirmeleriyle seyrettiği görülür.
Türk toplumunda ise aydının tarihini modernleşme tarihiyle alanlar hayli çoktur.
Bu bağlamda aydınların problemi modernleşme probleminin bir parçası olarak değerlendirilir.
Dolayısıyla varlığını modernleşme sürecine borçlu olan Türk aydınının problemleri, modernleşme karşısındaki konumlanışı, duruşu ile çözülmeye çalışılmıştır.
Türk aydınlarının kahir ekseri kendi yaşadıkları buhranı maalesef topluma teşmil etmenin yanlışı içinde olmuşlardır.
Türk modernleşmesinin karmaşık ve sancılı sürecinde aydınlar gelenek ve modernleşme arasında, batı ve kendi toplumları arasında sıkışmış bir konumda bulunmuşlar ve bu sancı peyder pey yayılmıştır.
Söz konusu olgu önemli bir sosyolojik ve siyasal mesele olduğu için üzerine hem akademide hem de entelektüel çevrelerde çeşitli görüşler beyan ederek konuya farklı pencereler açanlar olmuştur.
Erol Güngör Türk modernleşme sürecini ve bu surecin mimarlarından biridir. Güngör’e göre modernleşme yalnızca siyasal bir değişim değil, aynı zamanda ideolojik ve kültürel bir mücadeledir. Aydınlar, demokratikleşmenin getirdiği özgürlük ve katılım imkânlarıyla birlikte, toplumun henüz tam anlamıyla hazır olmadığı veya tam içselleştiremediği değerler arasında bir köprü kurmaya çalışmış, ancak bu süreçte çoğu zaman belirsizliklerle ve çelişkilerle karşılaşmışlardır.
Güngör’ün fikirleri, modernleşmenin sadece Batılı normların aktarılması değil, yerel gerçekliklerle diyalog içinde yeniden inşa edilmesi gerektiğine işaret eder.
Ancak ne yazık ki, bu hassas dengeyi kurmakta yaşanan güçlükler, Türkiye’de demokratikleşmenin uzun soluklu ve sancılı bir süreç olarak devam etmesine neden olmuştur.
Nihayetinde Erol Güngör den hareketle şu okumayı çıkarıyoruz.
Toplumların gelişmesi ve ilerlemesi için değişmesi zaruridir.
Devletin içinde bulunduğu olumsuz durumlar göz önünde bulundurulduğunda modernleşme çalışmalarının gerekliliği elbette ki kaçınılmazdır.
Lakin kendine modernleşme çalışmalarının mimarı olma görevi verilen aydınlar maalesef bunu yapacak nitelikte, ehliyette değillerdir. Yüzünün tamamen batıya dönen Türk aydını kendi milletine de sırt çevirmiş, kendi toplumuna yabancı kalmıştır. Buna pek çok çıkmaza kapı aralamıştır. Güngör’ün “İki yüz yıllık siyasi düşünce tarihimiz tıpkı devletimizin iki yüz yıllık siyasi tarihi gibi şaşkınlıklar, hayal kırıklıkları, ümitsizlikler ve devamlı bir perişanlık halindedir.
Türkiye’nin kuruluşu hakkında fikir yürüten münevverlerimizi bugün okurken onların yüzme bilmeyen bir insanın kendisini ölüme daha çok yaklaştıran çırpınışlarına benzer fikirleri karşısında sempati duymamak elden gelmiyor Sözlerinden de hareketle aydınlarım hali muhtevasını algılayabiliyoruz.
Türk modernleşme sürecinde bu aydınların Batı medeniyetine karşı geliştirdikleri yüzeysel hayranlık, ciddi bir kültürel yabancılaşmaya yol açmıştır.
Bu aydınlar, Batı’da gördükleri mimari, sanat, yaşam tarzı gibi dışsal unsurları, Batı toplumunu şekillendiren derin tarihsel, ahlaki ve düşünsel temelleri analiz etmeden taklit etmeyi modernleşme zannetmişlerdir.
Kaynak: Türkgün