MHP Lideri Bahçeli: Gözümüz karadır Kılıcımız keskindir Yolumuz hak yoludur
MHP Siyaset ve Liderlik Okulu 23. Dönem Sertifika Töreni
MHP Siyaset ve Liderlik Okulu’nun 23. Dönem Sertifika Töreni, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin katılımıyla MHP Genel Merkezi’nde bulunan Gün Sazak Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Bu özel etkinlikte, Lider Bahçeli gündeme ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu ve güncel uluslararası konulara dair görüşlerini paylaştı.
Devlet Bahçeli, Zamanın hızlı akması başka, yönsüz ve hedefsiz akması bambaşka bir şeydir. Yön ve hedefin tayini hamasetten uzak değerlendirmelerin konusu kılınmalı, tarihte birçok defa başarıldığı gibi tekrar “Türkçe bir dünya kurumanın eşiğinde olduğumuz bilinmelidir”. Bunun adı “Türk ve Türkiye Yüzyılıdır” ve tarih ırmağı bu yatağa doğru akmaktadır. Unutulmamalıdır ki; bu coğrafyada gerçekleşen her olay sonuçları itibariyle sadece bölge ile sınırlı kalmayacak ve bütün dünyayı etkileyecektir. Bu coğrafya yüzlerce devletin beşiğini sallamış ve salasını vermiştir. Bu tarihin herkese tembihi, şüphe götürmez bir gerçekliğidir. Üzerinde yaşadığımız coğrafya büyük imparatorluklar coğrafyasıdır, anılar ve tarih burada çok güçlüdür. Bunun aksini iddia edenler, tarihle ve Türk ile kavga etmeyi göze almalıdır. İnancımız tamdır. Gözümüz karadır. Kılıcımız keskindir. Yolumuz hak yoludur. dedi
Devlet Bahçeli’nin Gündem Değerlendirmeleri
Bahçeli, törende yaptığı konuşmada İran-İsrail-ABD savaşında İran’dan sonra sıranın Türkiye’ye geleceği iddialarına sert tepki gösterdi. Bu tür açıklamaların tarih bilmez aktörler tarafından dile getirildiğini belirtti ve bu iddiaların asılsız olduğunu vurguladı.
Bahçeli’nin Mesajları
Bahçeli konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
-
“Yaşadığımız coğrafya tarihinin sırtımıza yüklediği sorumluluklarla olanlara çözümsüzlükle bakmıyoruz.”
-
“Akıl varsa bilgi varsa çözüm bulunacak diyenlerdeniz.”
-
“Bu coğrafyada gerçekleşen her olay dünyayı etkileyecektir. Üzerinde yaşadığımız coğrafya büyük imparator coğrafyasıdır.”
-
“İnanıcımız tamdır, gözümüz keskindir amacımız hak yoludur.”
Türkiye’nin Geleceği ve Terörle Mücadele
Bahçeli, konuşmasında Türkiye’nin geleceği ve terörle mücadele konularına da değindi. Terörsüz bir Türkiye’nin kardeşlik projesi olduğunu belirterek, bunun aynı zamanda huzur için tarihi bir sorumluluk taşıdığını ifade etti.
-
“Terörsüz Türkiye bölgesel çatışmalar, zamanın ruhunu okuyan bir devlet politikasıdır.”
-
“Bu düşünce ile kararlar almalı, milletimizin huzurunu rehber almalıyız.”
MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin açıklamalarının tamamı;
Değerli Dava Arkadaşlarım, Muhterem Hanımefendiler, Beyefendiler, Sertifika Almaya Hak Kazanmış Değerli Kardeşlerim, Sayın Basın Mensupları, Türkçe dünya inşa etmeyi yüksek ideal olarak benimseyen Milliyetçi Hareket Partisinin bu idealini gerçekleştirmek için bünyesinde kurmuş olduğu “Siyaset ve Liderlik Okulu” mezuniyet töreni münasebetiyle bir araya geldiğimiz bugünde hepinizi kemali hürmet ve muhabbetle selamlıyorum. Yurt içinden ve yurt dışından; televizyon ekranları, radyo kanalları, sosyal medya platformları üzerinden bugünkü toplantımızı takip eden aziz vatandaşlarımıza şükranlarımı sunuyorum. 10 Ekim 2009 tarihinde açılışını yaptığımız Siyaset ve Liderlik Okulu’muz, 17 yılı aşan uzun süre boyunca eğitim faaliyetlerini kesintisiz sürdürdü. Siyaset ve liderliğin kavramsal ve kuramsal incelikleri, müstesna bir müfredat kapsamında okulumuzun kapısından içeri giren pek çok kardeşimize özveriyle anlatıldı ve aktarıldı. Bizler birer mum yaktık, bundan sonra meşaleyi taşımak görevi sertifikasını almaya hak kazanan kardeşlerimizin gaye ve gayreti olmalıdır. Zamanlarından tasarruf edip müşfik ve muhterem gönülleriyle sahip oldukları bilgi ve tecrübeyi paylaşan öğretim üyesi arkadaşlarıma da müteşekkirim. 15 farklı dersin 80 saatlik zaman dilimi içinde anlatımı takdir ve tebrik edilmesi gereken bir kabiliyet ve kapasite meziyetidir. Parti İçi Eğitim, Siyaset ve Liderlik Okulu’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Sayın Prof. Dr. Zühal Topçu’ya, Siyaset ve Liderlik Okulu Koordinatörümüz Sayın Prof. Dr. Turan Şahin’e, ayrıca tüm öğretim üyesi arkadaşlarıma ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Siyaset ve Liderlik Okulu’muzun 23’üncü dönem programına katılan ve sertifika almaya hak kazanan kardeşlerimi huzurlarınızda gönülden kutluyor, başarılar diliyorum.
“17 yıl içinde 820 öğrenci”
Değerli Arkadaşlarım, Muhterem Misafirler Milliyetçi Hareket Partisi Siyaset ve Liderlik Okulu ortaya koyduğu faaliyetler açısından adından sıkça söz ettiren bir konumdadır. Yıllardan beri devam eden bu programlı eğitimler aracılığıyla gençlerimiz, siyasi sosyoloji bağlamında toplumu, uluslararası ilişkiler bağlamında dünya ve bölge gerçeklerini ve günümüzün iletişim süreçlerini sağlıklı ve sağduyulu bir şekilde kavramaktadırlar. Türk gençleri burada aldıkları eğitim faaliyetleri ile her şeyden önce Türk milletinin sahip olduğu derin tarih şuurunu ve bilincini idrak etmektedirler. Bu bilinç ve şuur içerisinde gençlerimiz önce bilgi, sonra değer ve nihayetinde tarihi sorumluluklarını taşımaya, içinde yaşadıkları topluma katma değer üretmeye başlamaktadırlar. Böylesi bir anlayış ve aydınlığın temerküzüyle mayalanmış Siyaset ve Liderlik Okulumuz, şimdiye kadar 23. dönemde eğitim alan 40 kişiyle birlikte 17 yıl içinde sayıları 820’ye ulaşan öğrencimize kapısını ardına kadar açmıştır.“Akılsız bir bilgi neredeyse bilgisizlik olarak düşünülür”
İsabetli ve ihtirama layık bir düşünceyle; 23. dönemin teması “Bilim-Bilgi-Kültür” olarak belirlenmiştir. Bilgi ancak ve ancak anlayış ile anlam kazanır ve anlayış, amel arasında kurulan ahengin en ayırt edici vasfıdır. Akılsız bir bilgi neredeyse bilgisizlik olarak düşünülür ve bunun akıl/idrak ile tedavi edilmesi gerektiği öğütlenir. Bilgi, akıl ve eylem arasındaki ahenkli bir birlikteliği ihtiva ederse ortaya ideal olan sonuçlar çıkar. Türk düşünür Yusuf Has Hacib’in ahlak anlayışında bu üç temel kavram birbirine perçinlenmiş olarak görülür, ancak bunları anlamlı fiillere dönüştürecek olanın da “bilgi” olduğu unutulmamalıdır.
Yani Yusuf Has Hacib’in ifadeleriyle;
Beğim! Bilgi edin,
Bilgi sana arkadaş olur.
Bilgisi olana
Bir gün devlet yoldaş olur.”
“Türk kültüründe bilgi ile kültürün kaynaştığı ana dayanak noktası Türk Töresi’dir”
Tabiatın karşısına bilginin ehemmiyetini koyan düşünürümüz, bizi hakiki özgürlüğe götürecek olanın da bilgi olduğunu savunmaktadır. Gerek “hars”, gerek kültür kelimelerinin, bize ekilen ve biçilen bir şey fikri verdiği bilinen gerçekliktir. Bir millet kültürünün millî sınır içinde serpilmesi, ekilip biçilmiş düşünce ürünlerinin o sınır içindekiler tarafından işlenmesi ve tüketilmesi olayına işaret eder. Bir milletin kültürü, gerçekten oturduğu coğrafya parçası üzerinde yaratmış olduğu her türlü insani eserlerin toplamıdır. Bir başka ifade ile kültür bir üründür ve birtakım aşamaların neticesinde meydana gelir. Kültür zannedildiğinin aksine taklit ve ezber ile ürüne dönüşmez veya bu, kültür olarak ifade edilemez. Toprak, tohum ve ürün arasındaki ilişki gibi kültürde de zihin, kavram ve fikirler söz konusudur. Elma çekirdeği nasıl elma değilse, zihne ekilen şeyler de aynı olduğu hal üzerine kalmazlar. Kalırlarsa bu taklit ve ezbercilik olur Toplumsal ve düşünsel tecrübeyle şekillenen her şeyin zihin tarafından işlenmesi, içselleştirilmesi, elenmesi, bir başka ifade ile insanın şahsına münhasır düşünme süreçlerinden geçerek süzülmüş olması gerekir ve biz buna kültür adını verebiliriz. Türklerde bilgi ve kültür ilişkisi, salt teorik bir bilgi birikiminden ziyade, hayatın her alanına sirayet eden ve “Türk Bilgeliği” olarak adlandırılan pratik bir erdem ve yaşam tarzı üzerine inşa edilmiştir. Türklerin binlerce yılı aşkın bir süredir farklı coğrafyalarda, çeşitli din ve alfabe değişikliklerine rağmen kimliklerini koruyarak varlıklarını sürdürebilmelerinin temelinde bu köklü bilgelik geleneği yatmaktadır. Türk kültüründe bilgi ile kültürün kaynaştığı ana dayanak noktası Türk Töresi’dir. Töre, sadece yazılı olmayan yasalar değil; Türk milletinin genel kabul görmüş hayat tarzını, insan anlayışını ve evren algısını temsil eden ortak bir bilgi yekûnudur.“bilgi Türklerin belirleyici kültürel özelliği olarak öne çıkar”
Bu bağlamda bilgi, toplumun ortak tecrübesiyle şekillenir ve töreye bağlılık, Türklerin belirleyici kültürel özelliği olarak öne çıkar. Töre bir bilgi kalıbını temsil ederken, bilgelik bu bilginin yeni durumlara dinamik bir şekilde uygulanmasıdır. Türk düşünce geleneğinde “bilgi sahibi” ile “bilge” arasında önemli bir ayrım vardır. Bilgi, ancak kişisel sezgi ve milletin irfanıyla bilgeliğe dönüşür. Bilgi sahibi, sadece dış dünyaya ait bilgilere sahip olan kişiyken; bilge, bu bilgileri kendi varlığıyla ilişkilendiren, “kendini bilen” ve bilgisini erdemli eylemlere dönüştüren kişidir. Dolayısıyla bilgi, ancak kültürel değerlerle ve erdemle birleştiğinde “hikmet” seviyesine ulaşır ve toplumda saygı görür. Orhun Yazıtlarında devlet adamlarının adlarının önünde “bilge” sıfatının bulunması, bilginin yönetim ve kültürle ne kadar iç içe olduğunun önemli bir göstergesidir. Bilgi ve kültür arasındaki bu ilişkiyi pekiştiren en önemli unsurlardan biri de dildir. Dil, bir toplumu topluluk olmaktan kurtarıp millet haline getiren duygu ve düşünce birliğinin taşıyıcısıdır. Bu durumun en belirgin örneği Bilge Hoca Ahmed Yesevî’dir; Hoca Ahmed Yesevî, İslamî bilgiyi Türk dili ve töresiyle yoğurarak Divan-ı Hikmet’ini inşa etmiştir. O’nun bu yaklaşımı, bilginin sadece zihinsel bir süreç olmadığını, aynı zamanda kültürel bir kimlik inşa etme aracı olduğunu kanıtlamıştır.
“bilgelik geleneği, Türk kültürünün “bağımsızlık iksiri”DİR”
Türklerde bilgi; bağımsızlık ülküsü, devlet-millet bütünlüğü ve töreye uygunluk gibi temel kültürel değerlerle harmanlanmış rasyonel bir tutum ve strateji bütünüdür. Bu bilgelik geleneği, bilgiyi sadece bilmek için değil, toplumun yararına kullanmak ve kriz dönemlerini aşmak için bir rehber olarak kabul eder. Türklerin binlerce yılı aşkın süredir, geniş bir coğrafyaya yayılmalarına, farklı dinler ve alfabeler benimsemelerine rağmen milli benliklerini koruyabilmelerinin sırrı “Türk Bilgeliğin”dedir. Bu bağlamda bilgi, sadece teorik bir öğrenme değil; bir milletin zorlu şartlara uyum sağlama, kimliğini koruma ve krizleri aşma gücüdür. Bu bilgelik geleneği, Türk kültürünün “bağımsızlık iksiri” olarak görülür. Türklerde bilginin ana dayanağı Türk Töresi’dir. Töre, bir toplumun kolektif tecrübesiyle şekillenen; hayat tarzı, insan anlayışı ve evren algısının toplamını temsil eden bilgelik manzumesidir. Bilgece kararlar alabilmek için bir meşruluk zemini gerekir ve Türk Töresi bu zemini sağlar. Türk düşünce mirasında bilgi, ancak erdem ve ahlakla birleştiğinde gerçek değerini bulur. Bilgelik bir kibir değil, aksine bir tevazu pratiğidir. Bilge kişi, bilgisini toplumun yararına kullanan ve olaylar karşısında dirayetli davranan bir rehberdir. Diyebiliriz ki Türklerde bilgi, hayattan kopuk bir malumat yığını değil; töre ile şekillenen, bilgelik ile uygulanan ve dil ile kuşaktan kuşağa aktarılan canlı bir kültürel mirastır.“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın”
Sevgili Genç Kardeşlerim, İşte bu bilgi temelinde şekillenen düşünce dünyamızda bize göre siyaset, toplumsal sorunlarla dertlenme, onlara gerçekçi ve rasyonel çözümler üretme sanatıdır. Şu anda olduğundan daha iyi yaşayabilmemizi sağlayacak amaçlı bir eylem alanıdır. Hep söylediğim gibi, bizim için siyaset, kısa vadeli ve ucuz kişisel çıkarların dirsek dirseğe yarıştığı bir koşu parkuru değildir. Siyaset, mazisini inkâr ederek popülist söylemlere kapılmışların, dünyayı onlar gibi okuyanların, Türkçe düşünemeyenlerin, meselelere Türkçe bakamayanların, gelişmeleri Türk milletinin yüksek menfaatleri açısından değerlendiremeyenlerin mola yeri ise hiç değildir. Biz; millete hizmet anlayışımızda ilhamımızı Bilge Şeyh Edebali’nin Osman Bey’e söylediği “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” ifadesinden almakta, siyaset felsefemizi bu düsturun üzerine kurmaktayız. Sosyal bir devlet anlayışı ile adalet temelli siyaseti öncelerken gücümüzü köklü tarihimizden alıyor, milletimizin geleceği için doğru yerde duruyoruz. Bütün politikalarımızı; güçlü devlet, huzurlu millet anlayışı çerçevesinde şekillendiriyoruz. Elbette ki zihin ve değer dünyası karışık olanların, fikrî tutarlılıktan yoksun bulunanların, ilkeleri belirsiz siyaset cambazlarının bizi anlayabilmelerine imkân yoktur. Milletin derdiyle dertlenmeyen, menfaatiyle sevinmeyen, acısıyla kederlenmeyenlerin bizimle olmaları mümkün değildir. Devletin temel yapısını hedef alanların, devlet ile kavgaya tutuşanların, yaptıkları siyaset değil, olsa olsa faydacı bir etkinlik, anlamsız bir meşguliyettir.“Tump’ın İsrail’i kayıtsız şartsız desteklemesi dünyayı istikrarsızlaştırmışTIR”
Kıymetli Gençler 21. yüzyılda dünya farklı bir yöne gitmekte, dünya düzeni yeniden şekillenmektedir. Dünya düzeni yeniden şekillenirken Batı ve Doğu’nun değerler sistemi çatışmakta, bu gidişat bütün milletleri büyük bir öngörülemezliğin içine doğru sürüklemektedir. Bugün teknolojik ve bilimsel bağlamda geliştiği somut olan batılı sistemin çöküşünden bahsedilmektedir. Bu çöküşün belli nedenlerle ve belirli koşullarda gerçekleştiği kesindir. Rusya-Ukrayna çatışması ve Donald Trump’ın Amerika Birleşik Devletleri başkanı olması, İsrail’i kayıtsız şartsız desteklemesi ve ortaklaşa katliamlara imza atmaları, dünyayı istikrarsızlaştırmış ve güvensizliğin parantezine almıştır. Bütün bu olanlarla birlikte Batı’nın yüzlerce yıldır inşa ettiği değer dünyası; reel dünyada karşılığı olmayan, kendi çıkarları söz konusu olduğunda hiçbir anlam ve önem ihtiva etmeyen bir boşluğa düşmüştür. Modern dünyanın değerlerini kendi toplumlarının refahı ve ötekileri sömürmenin aracı olarak kullanmaları, Batılı ülkelerin ikiyüzlülüğünü açık bir şekilde ortaya koymuştur.“Batı “kültürel ve moral değerler” ile oynamıştır”
Bugünkü dünya sisteminin aktörlerinin, idealize ederek batı dışı dünyaya dayatmaya çalıştıkları değerleri sömürü düzenlerini devam ettirmenin bir aracı olarak kullanmaları, bu değerleri içi boş, sadece kavramsal gerçekliği olan ama ameli karşılığı bulunmayan retoriğe dönüştürmüştür. Batı, “ötekisi” olarak gördüğü bütün toplumları daha fazla sömürmek için “kültürel ve moral değerler” ile oynamıştır. Onları tarihsel bağlarından koparmış ve kendi zenginliklerini devam ettirmeye hizmet edecek bir yaşam biçimine mahkûm etmiştir. Batı, batı dışı milletleri kendi çıkarları doğrultusunda kategorize etmekten, tanımlamaktan da geri kalmamıştır. Bugün, az gelişmiş ya da gelişmekte olan devletler şeklinde kalıplaşan tanımlamalar tam anlamıyla batılı akılla yapılan sınıflandırmanın ürünüdür. Az gelişmiş ya da gelişmekte olan devletler yoktur. Gelişmesi emperyalist, sömürgeci politikalarla engellenmiş, geride bırakılmış ve tarih dışına itilmeye çalışılmış toplumlar ve devletler vardır. Soğuk savaş döneminde bu tanımlamalar Batı açısından oldukça düşük maliyetle sürdürülebilen bir düzen üretmiş iken bugün astarı yüzünden pahalı gelmiş ve çok maliyetli bir sürece dönüşmüştür. 21. yüzyılın belirsizliğe tutsak olmuş dünya durumu, henüz çökmese de derin bir krizde olduğu aşikar olan Batı hegemonyasının eski alışkanlıklarını devam ettirme çabasının bir sonucu olarak değerlendirilmelidir. Günümüzde Batı Avrupa ve ABD’nin temsil ettiği klasik sanayileşmiş ülkelerin küresel sermayeden aldığı pay düşmekte, dolayısıyla bu durum dünyanın ekonomik pastasından alınan payı da batı dışı dünya lehine değiştirmektedir. Batının halen özellikle “düşünce ve dil” üretimi noktasında hegemonyasını devam ettirme çabaları görülse de iktisadi gelişmelerin bu dil ve düşünceyi havada bırakacağı muhakkaktır.“Bizim siyaset anlayışımızda “imkânsızlığın diline teslim olmak” yoktur”
Bugün küresel hegemonik güçlerin İran’a karşı sarf ettiği sözler yarın Türkiye’ye yönelecektir. Nitekim bazı platformlar ve tarih bilmez aktörler aracılığıyla İran’dan sonraki hedefin Türkiye olduğu beyan edilmektedir. Kuşkusuz söz önce zihne, sonra dile ve son olarak eyleme dönüşür. Bu beyanlar derin bir yanılgı, rasyonel olmayan bir tutum, denenmemesi gereken bir hamle, boşa düşürülecek bir çabadır. Unutulmamalıdır ki burada var olan milli irade modern bir inşa değildir. Bu irade tarihin derinliklerinden gelmektedir. İlhamını köklerinden almakta, nerede ve hangi şartlarda olursa olsun varoluş bilincini gelecek kuşaklara aktarma amaç ve gayretindedir. Dünyanın medeniyet kuşağı ve milletlerin tarihsel hikâyesi buradadır. İnsanlığın ortak kaderi buraya bağlıdır, bu coğrafya dünyanın kalbidir. Yaşadığımız coğrafya ve tarihimizin sırtımıza yüklediği sorumlulukla biz; dünya, bölge ve ülkemizde cereyan eden hadiselere, “çözümsüz”, “imkânsız”, gibi kavramlarla bakmıyoruz. Bizim siyaset anlayışımızda “imkânsızlığın diline teslim olmak” yoktur.Biz, iman varsa imkân da vardır diyenleriz.
İman varsa her engelin aşılacağına inananlarız.
Akıl varsa, bilgi varsa çözüm bulanacağını bilenleriz.
“Gözümüz karadır. Kılıcımız keskindir. Yolumuz hak yoludur”
Kendilerini çıkmaz içinde görenler, sürekli olarak içinde bulunduğumuz çağda zamanın hızla aktığından ve böylesi koşullarda çeşitli sorunlara kalıcı çözümler üretilemeyeceğinden bahsediyorlar. Zamanın hızlı aktığı kuşkusuz bir gerçekliktir. Lakin zamanın hızlı akması başka, yönsüz ve hedefsiz akması bambaşka bir şeydir. Yön ve hedefin tayini hamasetten uzak değerlendirmelerin konusu kılınmalı, tarihte birçok defa başarıldığı gibi tekrar “Türkçe bir dünya kurumanın eşiğinde olduğumuz bilinmelidir”. Bunun adı “Türk ve Türkiye Yüzyılıdır” ve tarih ırmağı bu yatağa doğru akmaktadır. Unutulmamalıdır ki; bu coğrafyada gerçekleşen her olay sonuçları itibariyle sadece bölge ile sınırlı kalmayacak ve bütün dünyayı etkileyecektir. Bu coğrafya yüzlerce devletin beşiğini sallamış ve salasını vermiştir. Bu tarihin herkese tembihi, şüphe götürmez bir gerçekliğidir. Üzerinde yaşadığımız coğrafya büyük imparatorluklar coğrafyasıdır, anılar ve tarih burada çok güçlüdür. Bunun aksini iddia edenler, tarihle ve Türk ile kavga etmeyi göze almalıdır. İnancımız tamdır. Gözümüz karadır. Kılıcımız keskindir. Yolumuz hak yoludur. Bu coğrafyada var olmak, varoluş iradesi göstermek ve varoluş iradesinden kaynaklı tasavvur sahibi olmak kuşkusuz köklerinizin ve kültürünüzün derinliği ile doğru orantılıdır. Türkler bu coğrafyada “Beylikler”, “İmparatorluklar” ve “Milli Devlet” olarak varlık göstermişlerdir ve bu ebediyen devam edecek bir durumdur. Tarihsel açıdan Anadolu’da bin yıldır millet aynı millet, devlet aynı devlettir. Değişen sadece yönetim biçimleridir. Bu da tarihi gerçekliğe ve zamanın ruhuna uygun ve tarih içinde olmanın doğal sonucudur.Çağları aşarak gelen Kültigin Anıtının üslubuyla ifade etmek gerekirse;
Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe
Türk milletinin ilini, töresini kim bozabilir?
Kim, Türk milletini lider ülke olma ülküsünden alıkoyabilir?
“yeni bir değerler dünyasına ihtiyaç duyulmaktadır”
Muhterem Gençler Tarihimizin bize yüklediği misyonu gerçekleştirmek için yapmış olduğumuz değerlendirmeleri çok iyi anlamalı ve geleceğimizi bu doğrultuda planlamalıyız. Yaşadığımız tarih aralığında batının çıkarlarını önceleyen değerler dünyasının insanlığı daha mutlu bir geleceğe taşıyacağı mümkün görünmemekte ve yeni bir değerler dünyasına ihtiyaç duyulmaktadır.Hep birlikte tanıklık edilmiştir ki;
Kendine adil, başkasına zalim olanlar,
Kendine mutluluğu, başkasına acıyı hak görenler,
Daha fazla sömürgenin daha fazla zenginlik olduğuna inananlar için yolun sonu görünmüştür.
“bölgemizde kaos, çatışma ya da savaş istemiyoruz”
Bu kuşku duyulmayacak bir hakikattir. 19. yüzyılda ortaya çıkan gelişmeler 20. yüzyılı şekillendirdiği gibi, 20. yüzyılda yaşanan gelişmeler de içerisinde bulunduğumuz 21. yüzyılın meselelerinin temelini oluşturmaktadır. Tarih, kırılmalar ve kopuşlarla günümüze kadar gelmiş ve bundan sonra da bu şekilde devam edecek gibi görünmektedir. 21. yüzyılın ilk çeyreğinde Irak’ın ABD tarafından işgali, Rusya-Ukrayna Savaşı, Suriye’deki iç çatışmalar, Arap baharı, Kardeş Azerbaycan’ın Ermenistan’ın işgalinden Karabağ’ı kurtardığı 44 Gün Savaşı, İran’ın ABD ve İsrail tarafından saldırıya uğraması, bölgesel istikrarsızlık, jeopolitik çatallaşma, küresel kırılganlık göstermiştir ki Türkiye her daim güçlü olmalıdır. Elbette ki Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözüne derin anlam atfediyor, bölgemizde kaos, çatışma ya da savaş istemiyoruz.“Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakının iradesiyle gelecek bizim OLACAKTIR”
Ancak bizim dışımızdaki gelişmeler bu süreçleri tetikliyor, bu durum bize daha fazla çalışma, ortak bir irade ile var olma zorunluluğunu telkin ve tembih ediyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulacak yenidünya düzeninde hem düşünce hem de meta üretiminde söz sahibi olmasını zorunlu kılıyor. Bu zeminin hazırlanması için her türlü fedakârlıkta bulunulması ve buna uygun politika geliştirilmesi kaçınılmaz bir zorunluluk olarak karşımızda duruyor. Zaman, stratejik bir hedefe doğru ilerlediği sürece anlamlıdır. Dolayısıyla 21. yüzyılı “Türk ve Türkiye Yüzyılı” olarak değerlendiren Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakının iradesiyle gelecek bizim olacaktır. Gayret bizden tevfik Allah’tandır.Muhterem Gençler Dünya durumu, bölgesel süreçler ve iç politik gelişmeler bugün tam olarak çöl metaforunu çağrıştırmakta ve hatta yaşatmaktadır. Çöl, belirsizlik ve güvensizlik mekânıdır. Her zaman değişimin hızlı olduğu bu mekânda istikrarsızlık ve öngörülemezlik hâkimdir. Hedefinize ulaşacak yönü tayin etme ve doğru yolu bulma oldukça zordur. Bu mekânda yol bulmak ancak tecrübeyle mümkündür ve ataların sesine, tarihin tecrübesine kulak vermeyi gerekli değil zorunlu kılmaktadır. Bunun için stratejik akla, dünya ve bölge denklemindeki jeopolitik oyunlara odaklanmak gerekir. İşte bu nedenlerden dolayı şu tespitler oldukça önemlidir. Bugünün içinde dün vardır, yarının içinde de bugün olacaktır. Bu nedenle bugün ne yaptığınız, hangi tercihlerde bulunduğunuz yarın ne olacağının, nesillerinizin ne yaşayacağının kararıdır.
“Terörsüz Türkiye devlet politikasıdır”
Terörsüz Türkiye, gelecek nesillerimizin huzuru ve refahı adına alınmış tarihi bir sorumluluktur. 21. yüzyılın “Türk ve Türkiye Yüzyılı” olabilmesinin en temel şartı elbette ki kendi içimizde bir ve bütün olmayı başarmaktır. Bunun için ortaya koyduğumuz öncelikli hedef de Terörsüz Türkiye’dir. Terörsüz Türkiye; öngörülemezlik, güvensizlik ve belirsizlikle malul ve çöl metaforu ile tanımlayabileceğimiz dünya durumunda, tarihsel tecrübeye, atalarının sesine kulak vererek yönünü tayin etmek isteyen Türk milletinin kardeşlik projesidir. Terörsüz Türkiye, emperyalist politikaların kurmuş olduğu düzeneği bozmak, bölgede vekil güçler üzerinden yürütülen istikrarsızlaştırma sürecini sona erdirmek ve çatışma dinamiklerini sonlandırmaktır. Terörsüz Türkiye, dünya dengeler sisteminde Türkiye’yi en sağlıklı, en sağlam pozisyona yerleştirmek Türk milleti ve devletinin tarihsel varlığını, birliğini, bütünlüğünü gelecek bin yıla taşımaktır. Terörsüz Türkiye, bölgesel çatışmalar ve zamanın ruhunu okuyan bir devlet politikasıdır. Bu politika hem siyasi hem ahlaki hem de gelecek nesillerimize karşı tarihi bir sorumluluktur. Bu düşünce ile kararlar almalı, kendimizi değil, milletimizin huzurunu, refahını rehber edinmeliyiz.
“Basit siyasi çıkarları adına iç dünyası yoksullaşmış olanların bunu idrak etmeleri itiraf etmeleri çok zor”
Şu bir hakikattir; Kendi köklerinden, kardeşlik hukukundan, bin yıllık geçmişinden alacağı ilhamla, kendi hikâyesinin efendisi olmayı başaramayanlar, başkalarının aklı ile tutsak ve hatta köle olmaya mecburdur. Bunun için zamanında atılmamış bir adımın kuşaklar boyunca kambur olarak taşınacağı gerçeğinin idrakinde olmalıyız. Terörsüz Türkiye politikasının bin yıllık kardeşlikten ilham aldığını, Cumhur İttifakı olarak devlet ve millet adına bu taşın altına el değil, beden konulduğunun bilincinde olmalıyız. Basit siyasi çıkarları adına iç dünyası yoksullaşmış olanların bunu idrak etmeleri mümkün olsa da itiraf etmeleri çok zor hatta gayri mümkündür. Nefsine teslim olmuşların, hakikate gözünü kapatanların, kulaklarını tıkayanların devlet ve millete vereceği hiçbir şey yoktur. Terörsüz Türkiye politikasının hem bölge hem ülkemiz açısından ne kadar makul bir stratejik konumlanma olduğu gören gözler için ayan beyandır. Görmeyenler içinse zaten hayat bir çöldür.
“Düzen ve refah için mücadele eder, Adalet ve hak için kavga ederiz”
Kıymetli Misafirler, Muhterem Gençler; Bizim töremizde devlet işleyişinde bilimin, bilginin, kültürün ve kısaca tarihsel aklın öncelenmesi vardır. Töreye bağlı olarak bilginin ve aklın öncelenmesi ile devlet ve toplumda düzen, huzur ve refah sağlanacaktır. Devlet’in, topluma karşı temel vazifesi de zaten budur. Bunun içindir ki bizler; Düzen ve refah için mücadele eder, Adalet ve hak için kavga ederiz. Din, devlet ve millet için kılıç çekeriz. İlhamımızı tarihin tecrübesinden ve kültürel aklımızdan alırız. Milliyetçi/Ülkücü geleneğin rehberi, Milliyetçi Hareket Partisi’nin politik çizgisi, Türk milletinin pusulası, tarihinin derinliklerinden yankılanan tembihtir. Pusulası şaşmış olanların, ilhamını bu derin tecrübeden alamayanların durumu ise kamuoyunun takdirinedir.Büyük Türk düşünür Yusuf Has Hacib’in şu mısraları şüphesiz çok şey söylemektedir;
“Allah kime akıl, bilgi verirse;
Onun eli uzanır birçok iyiliğe
Bilgiyi büyük bil, anlayışı ulu;
Bu ikisi yüceltir seçkin kulu”
“Kurban Bayramını şimdiden tebrik ediyorum”
Sertifika Almaya Hak Kazanan Değerli Kardeşlerim, Şimdi sözüm yalnızca sizleredir. Bilimsel düşünce; anlama ve açıklama yönteminiz; Bilgi yegâne rehberiniz; doğru ve yanlışta tek ölçünüz olsun. Kültürel aklınız dayanağınız, ufkunuz açık; Düşünceleriniz berrak, bilgi yolunuz olsun. Sizler bir medeniyet milletinin tarihi sorumluluklarını omuzunuzda taşıyorsunuz. İşiniz zor, yolunuz uzun, mücadeleniz çetindir. Ama elinizde her karanlığı aydınlığa çıkaracak bir meşaleniz, bir anahtarınız var. Bunlar; bilim, bilgi ve kültürdür. Ben de bu tavsiyeye uyacağınızı düşünüyor ve inanıyorum. Siyaset ve Liderlik Okulu’nun 23’üncü dönemini tamamlamış arkadaşlarıma bundan sonraki hayatlarında başarılar diliyorum. Sizlerin, aziz milletimizin, Türk-İslam âleminin Kurban Bayramını şimdiden tebrik ediyorum. Bu vesileyle, Siyaset ve Liderlik Okulu’nun değerli yöneticilerine, eğitim dönemi boyunca katkılarını esirgemeyen saygıdeğer misafir öğretim üyesi arkadaşlarıma ve emeği geçenlere teşekkürlerimi sunuyorum. Konuşmama son verirken hepinizi hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun…Kaynak: Türkgün