Dolar 45,0522
Euro 52,7141
Altın 6.711,05
BİST 14.594,01
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 17°C
Açık
İstanbul
17°C
Açık
Çar 19°C
Per 16°C
Cum 12°C
Cts 14°C

MHP Lideri Devlet Bahçeli:3 Mayıs Türk Milliyetçiliğinin Karakter Mayasıdır

MHP Lideri Devlet Bahçeli:3 Mayıs Türk Milliyetçiliğinin Karakter Mayasıdır
28/04/2026 11:07
A+
A-

MHP Lideri Devlet Bahçeli, 3 Mayıs Milliyetçiler Günü’ne ilişkin, “Türk milletinin gönlünde sönmeyen meşaledir3 Mayıs Türk Milliyetçiliğinin Karakter Mayasıdır. ” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda Türkiye’nin iç ve dış gündemine ilişkin açıklamalarda bulunuyor…

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin konuşmasından satırbaşları:

Değerli milletvekillerim, hanımefendiler, beyefendiler, basınımızın kıymetli temsilcileri, sözlerimin hemen başında hepinizi en derin kardeşlik duygularımla, hürmetle, muhabbetle ve hasretle selamlıyorum. Cenab-ı Allah’tan hayırlarla, bereketle, sıhhatle, metanetle ve huzurla dolu bir hafta geçirmenizi niyaz ediyorum. Bugünkü toplantımızı yurt içinden ve yurt dışından televizyon ekranları, radyo kanalları ve sosyal medya mecraları vasıtasıyla takip eden aziz vatandaşlarımıza, gönül ve kültür coğrafyalarımızda onurlu bir hayatın, asil bir yürüyüşün, sabırlı bir varoluşun mücadelesini veren bütün kardeşlerimize en iyi dileklerimi iletiyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi grup toplantımız vesilesiyle bir kez daha siz kıymetli dava arkadaşlarımla aynı çatı altında bulunmaktan bahtiyar olduğumu ifade ediyor, her birinizi gönülden selamlıyorum.

“SİYASAL FAY HATTI DAHA DA SERTLEŞMEKTEDİR”
Dünya sıkıntılı bir imtihandan geçmektedir. Küresel sistemin sütunlarında çatlaklar belirginleşmekte, jeopolitik zemin kaymakta, ekonomik gerilimler ve siyasal fay hatları daha da sertleşmektedir. Devletler irade, milletler metanet, toplumlar ise sabır testine zorlanmaktadır. Haritalar yerinde dursa bile anlamlar yer değiştirmektedir. Sınırlar sabit görünse bile tehditlerin mahiyeti değişmektedir.

İşte böylesi zamanlarda millet olmanın manası da daha da derinleşir. İşte böylesi zamanlarda birbirimize daha sıkı sarılmak tarihi bir zaruret halini alır. İşte böylesi zamanlarda ayrılığı büyüten her dil, gevşekliği çoğaltan her tavır, hafızayı aşındıran her müdahale geleceğe kurulmuş bir tuzak olarak karşımıza çıkar. Onun içindir ki bizler bugünlerde yalnız bugünü konuşamayız. Maziyi de konuşmak zorundayız. İstikbali de konuşmak zorundayız. Yalnız hadiseleri sıralamakla yetinemeyiz. O hadiselerin hangi devlet aklı içinde anlam kazandığını, hangi millet vicdanında yer ettiğini, hangi tarihi yürüyüşün parçası olduğunu da izah etmek mecburiyetindeyiz.

“TÜRK MİLLETİ, BÜYÜK BİR TARİH ÖZNESİDİR”
Bu mübarek topraklarda hayat daima müşterek kader içinde yoğrulmuştur. Bu vatanda sevinç tek başına yaşanmamış, keder müferrit bir duygunun içine hapsedilmemiştir. Türküler birlikte söylenmiş, ağıtlar birlikte yakılmış, zaferler birlikte kutlanmış, yenilgiler birlikte göğüslenmiştir. Bu bakımdan millet dediğimiz hakikat, bazen bir marşla, bazen bir mezar taşında, bazen de sofradaki aşta göstermiştir derinliğini. Çünkü Türk milleti, mazisini geleceğe yön veren bir kudret kaynağına dönüştüren büyük bir tarih öznesidir.

Önümüzdeki günlerde idrak edeceğimiz 3 Mayıs Milliyetçiler Günü, Türk milliyetçiliğinin varoluş tarihinde mümtaz bir mevki, mücadele hafızasında müstesna bir merhale, gönüllerde ise sönmeyen bir meşaledir. Türk milletine mensubiyet duygusunun ne kadar derin, ülküyle aydınlanan zihinlerin ne kadar diri, dava uğruna ölümü göze almış yüreklerin ne kadar dayanıklı olduğu 3 Mayıs’ın çilesinde, 3 Mayıs’ın iradesinde, 3 Mayıs’ın mertliğinde açıkça görülmüştür. O gün ayağa kalkanlar yalnız bir itiraz yükseltmediler. Aynı zamanda Türk milliyetçiliğinin hangi ruha, hangi ahlaka, hangi sadakate dayandığını da tarihe kazıdılar. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir sözü, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün millet tasavvurunu en vecih şekilde ortaya koyan tariflerden biridir. Millet, yalnızca aynı hudutlar içinde yaşayan insanların toplamı olarak anlaşılmamalıdır. Millet, aynı kaderi yüklenmiş, aynı vatanda yan yana durmayı tarih önünde iradeye dönüştürmüş, zaman içinde birbirinin acısına alışmış, sevincine iştirak etmiş, hafızasını müşterek hatıralarla beslemiş, beşerî ve siyasi bir terkiptir.

“MİLLET OLMAK, BERABER YÜRÜME AHDİDİR”
Millet, aynı göğe bakan, aynı toprağa emek veren, aynı bayrak altında vakar bulan, cenazede omuz omuza yürüyen, düğünde aynı sevinçle ayağa kalkan, tasada ve kıvançta birbirine yönelen büyük bir kader ortaklığıdır. Bir sazın telinde içi titreyen merhum Neşet Ertaş’ın “Kalpten kalbe bir yol vardır” deyişinde ifadesini bulan o görünmez muhabbet hattını hisseden, gönülden gönüle kurulan bağı kültür köprüsüne, vicdan hattına ve sadakat zeminine dönüştüren topluluğun adıdır millet. Merhum Barış Manço’nun “Buyurun dostlar buyurun” çağrısında yankılanan dostluk, paylaşma ve muhabbet duygusuyla birbirine yer açabilen, çoğalabilen ve kaynaşabilen büyük bir sentezdir millet. Çünkü millet dediğimiz hakikat sadece acıyla tahkim olunmaz, sevinci paylaşma ahlakıyla da olgunlaşır. Millet yasla yoğurulur, neşeyle tamamlanır. Hatıra ile kök salar, ülkü ile yükselir. Millet olmak, beraber yaşama arzusunun ötesinde beraber yürüme ahdidir. Beraber yürümenin üstünde ise beraberce tarih yapmak kudretidir. İşte 3 Mayıs’ı anlamlı, müstesna ve tarihi kılan esas ruh da burada saklıdır. 3 Mayıs, ülküleşmiş bir iradenin, şahsiyet kazanmış bir dava ahlakının tarih içinde görünür hale geldiği kutlu bir yolun kanla yıkanmış taşlarıdır.

1944 yılının buhranlı ve karanlık ikliminde dünyanın üzerine savaşın sinsi sinsi gölgesi düşmüştü. Her renk ve her çeşitten millet yol ayrımlarında savruluyor, her devlet kendi istikametini koruyacak direnci arıyordu. İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna yaklaşıldığı o günlerde Türkiye, çok yönlü baskıların, ideolojik gerilimlerin, yön tayinli buhranların ve siyasi sancıların tam ortasında ağır bir tehdit altındaydı. Böylesi bir dönemde komünizm tehlikesinin kapımıza dayandığını gösterip devrin başbakanını açıkça uyaran mektuplarla başlayan süreç, 3 Mayıs’ta mahkeme salonlarına taşınmıştır. Türk milliyetçiliğini yargılamaya cüret edenlere karşı mahkeme salonlarına sığmayan, Sovyet emperyalizmi karşısında boyun eğmeyen bir irade milletimizin sinesinde yer bulmuştur. Ankara Adliyesini dolduran Türk gençliği, Türk kimliğini sosyalizme ezdirmemek, İslam’ı komünizme çiğnetmemek için tek yürek olmuştur. Milli bir ruhun önderliğinde başlayan protestolar, vatan için çarpan yürekleri söndürmek isteyenlerin üzerine kabus gibi çökmüştür. Merhum başbuğumuz Alparslan Türkeş, Hüseyin Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan, Orhan Şahik Gökyay, Nejdet Sancar, Reha Oğuz Türkkan, Fethi Tevetoğlu, Cemal Oğuz Öcal ve nice Türk milliyetçisinin vatan ve millet sevdası yargılanmıştır.

İnsan onurunun derinden yaralandığı, insan haklarının esamesinin okunmadığı, hukuk devleti ilkesinin hiçe sayıldığı, ceza muhakemesinin esaslarının çiğnendiği bu soruşturma süreci tarihimize kara bir facia olarak kazınmıştır. Vicdanı hür, zihni pür, alnı pak Türk gençleri, “tabutluk” adı verilen dar ve bunaltıcı hücrelere kapatılmıştır. Türk milliyetçileri açlıkla, susuzlukla, yalnızlıkla işkenceye, hizaya çekilmek istenmiştir. Türk milliyetçileri, suyu akmayan, hastalıkların kol gezdiği dört duvar arasında dize getirilmek istenmiştir. Fakat biliyoruz ki o tabutluklarda tahakküm vardı, teslimiyet yoktu. Tehdit vardı, tereddüt yoktu. Tahrik vardı, taviz yoktu. Bedel vardı, dönüş yoktu. Baş vermek vardı, baş eğmek yoktu. Merhum Hüseyin Nihal Atsız, çağ aşan bir seslenişle şöyle haykırıyordu. “Delinse yer, gökse gök, yansa kül olsa dört yan, yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan. Yıldırımdan, tipiden, kasırgadan yılmayan, ölümlerle eğlenen tunç yürekli Türkleriz.” İşte bu haykırış, Türk milliyetçilerinin çileyle yoğrulmuş, imtihanlarla sınanmış karakterleridir. Zulümlere aldırış etmeyen, fikrini mahkûm etmeyen yiğitlerin hikâyesidir. Demir parmaklıkları kırıp geçen, tabutluklara sığmayan yağızların sesidir. Budandıkça serpilen, bilendikçe keskinleşen dava adamlarının destanıdır. Çünkü Türk milliyetçiliği geçici heveslerin değil, ülküye adanmışların davasıdır. Türk milliyetçiliği, günü kurtarmaya memur dar kadroların değil, asırları inşa etmeye namzet olan insanların mirasıdır. Tarihine yaslanan, töresiyle yaşayan, terbiyesini köklerinde bulanların yegâne sancağıdır.

“3 MAYIS, TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN KARAKTER MAYASIDIR”
İşte bu nedenle 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin şerefli bir hatırası olmanın da üstünde bir manaya sahiptir. 3 Mayıs, Milliyetçi Hareket Partisi’ni bugüne taşıyan iradenin hangi ateşlerle sınandığının, hangi zincirlerle kuşatıldığının, hangi tertiplerle yolundan koparılmak istendiğinin başlıca timsalidir. 3 Mayıs, millet şuurunun taviz kabul etmeyen bir iradeye dönüşmesidir. 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin yalnız bir fikir cereyanı olarak kalmayıp, bir ahlak, bir şahsiyet, bir mücadele disiplini halinde tecelli etmesidir. 3 Mayıs, devrin karanlığı karşısında sinmeyenlerin, tehdit karşısında eğilmeyenlerin, baskı karşısında susmayanların vakur duruşudur. 3 Mayıs, Türk milletinin kendi kimliğine, kendi tarihine, kendi istikbaline ve kendi manevi, millî varlığına sahip çıkma iradesinin billurlaşmış halidir. 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin Türk gençliğinin omuzlarında yükseldiği gündür. 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin karakter mayasıdır. 3 Mayıs, şahsiyet ve aidiyet iradesinin tarihi ilanıdır.

Kaynak: Türkgün

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.