Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan: Türkiye Barışın ve Diyaloğun Tarafında
# Türkiye Barışın ve Diyaloğun Tarafında
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM’de düzenlenen “Milletvekilleri ile İftar” programında yaptığı konuşmada, Türkiye’nin uluslararası arenada barış ve diyalog ilkelerine bağlı kaldığını vurguladı. Erdoğan, ABD, İsrail ve İran arasında yaşanan çatışmalara değinerek, Türkiye’nin barışın, huzurun ve istikrarın tarafında olduğunu belirtti.
Türkiye’nin Barışa Yönelik Tavrı
Erdoğan, konuşmasında Türkiye’nin uluslararası sorunlarda tarafsız olmadığını, aksine sulh ve sükunun, evrensel değerlerin, adaletin ve kalkınmanın yanında yer aldığını ifade etti. Sorunların diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesi gerektiğini savunan Erdoğan, çatışma ve savaş yerine müzakere ve barışı önceliklendirdiklerini dile getirdi.
Tarihten Gelen Güç ve Dayanışma
Cumhurbaşkanı, İstiklal Harbi’ni veren kadronun Türkiye’nin bugünkü duruşuna ilham verdiğini belirtti. 23 Nisan 1920’den bu yana milletine hizmet eden tüm vekilleri anarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bu süreçteki önemli rolünü hatırlattı. Erdoğan, “Dünya, en küçük kıvılcımda tutuşacak derecede ısınıyor, ısıtılıyor” diyerek, küresel adaletsizliklerin derinleştiğine dikkat çekti.
Türkiye Yüzyılı Vizyonu ve Terörsüz Türkiye Mesajı
Türkiye Yüzyılı vizyonu çerçevesinde terörsüz bir Türkiye hedeflediklerini belirten Erdoğan, milli birlik ve beraberliği güçlendirerek, altyapı, ekonomi, diplomasi ve savunma sanayisini geliştirmeye devam edeceklerini ifade etti. Mecliste kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmalarının önemine değinen Erdoğan, komisyonun terörsüz Türkiye hedefine katkı sağladığını belirtti.
Erdoğan, Türkiye’nin bu duruşunu sürdüreceğini, her türlü adaletsizlik ve hukuksuzluğa karşı dik duracaklarını vurguladı. 86 milyon vatandaşın güvenliği için dikkatli ve sabırlı bir politika izleyeceklerini, ancak haksızlıklar karşısında dirayetli olacaklarını ifade etti.
Erdoğan’ın konuşması şu şekilde:
Sizlerin, ailelerinizin ve elbette sizlerin şahsında vekili bulunduğunuz aziz milletimizin Ramazan-ı Şerif’ini tebrik ediyor; rahmet, mağfiret ve bereket kapılarının açıldığı bu mübarek ayın başta mazlum coğrafyalar olmak üzere İslam coğrafyasına ve insanlığa hayırlar getirmesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.
Konuşmamın hemen başında, İstiklal Harbi’ni veren adanmış kadroyla birlikte 23 Nisan 1920’den beri, tam 106 yıldır milletine, devletine, vatanına samimiyetle hizmet eden bütün vekillerimizi şükranla anıyor; Gazi Meclisimizde milletin emanetine layıkıyla sahip çıkmış ancak artık aramızda olmayan milletvekillerimize Yüce Allah’tan rahmet diliyorum.
Bizleri de bu güzel iftar sofrası etrafında buluşturduğu için Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımıza ve organizasyonda emeği geçen her bir kardeşime yürekten teşekkür ediyorum. Milli Mücadele’nin en sancılı günlerinde İstiklal Harbimizin Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal’in Yüce Meclisimizin kürsüsünden okuduğu, ‘Ölmez bu vatan farz-ı muhal ölse de hatta / Çekmez kürenin sırtı bu tabut-u cesimi’ mısralarında vücut bulan ya istiklal ya ölüm inancını, müstevli illere meydan okuyan yiğitlerin mukaddes davasını bir kez daha kemal-i hürmetle selamlıyorum.
“DÜNYA, EN KÜÇÜK KIVILCIMDA TUTUŞACAK DERECEDE ISINIYOR, ISITILIYOR”
‘Türkiye, Türkiye’den büyüktür’ cümlesi sıradan bir söz, hamasi bir söylem asla değildir. Bu ifade, Gazi Meclisimizin isminde de zikredildiği gibi kendi varlığının farkında olan bir milletin inancının, iradesinin, bakışının tespit ve tescilidir. Asil ve asıl olan milletin vekilleri olarak bugün o inancı sizler temsil ediyorsunuz, o aşkı sizler temsil ediyorsunuz, o iradeyi sizler temsil ediyorsunuz. Şahsım, ülkem ve milletim adına her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. İstiklalimiz adına, Cumhuriyetimiz adına, milletçe yaşadığımız onurlu hayat adına minnettar olduğumuz Türkiye Büyük Millet Meclisimizin mensupları olarak sizler de çok iyi biliyorsunuz ki sadece bölgemiz değil, sadece içinde bulunduğumuz coğrafya değil, topyekun dünya kritik dönemlerden geçiyor. Uluslararası kurum ve kuruluşların etkisizleştiği, güç dengesinin giderek bozulduğu, uluslararası anlaşmaların yamalı bohçaya döndüğü, uluslararası hukukun büyük ölçüde rafa kaldırıldığı ve geleneksel diplomasi anlayışının terk edildiği bir eksen kaymasını küresel düzeyde hep beraber tecrübe ediyoruz. İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan dünya sistemi tabiri caizse çatır çatır çatırdıyor, temelinden sarsılıyor.
Dünya, en küçük kıvılcımda tutuşacak derecede ısınıyor, ısıtılıyor. Küresel adaletsizlik gittikçe daha da derinleşiyor, kronikleşiyor. Eski düzen yıkılırken yerine neyin konacağı henüz tam olarak bilinmiyor. Dünyamız hızla kaba kuvvetin ve güçlünün hukukunun işletildiği kaotik bir döneme doğru sürükleniyor. Komşumuz İran’a yönelik saldırılarla başlayan süreç vesilesiyle bunlara bir kez daha şahitlik ediyoruz. Birleşmiş Milletler sisteminin sembolize ettiği çok taraflılık, egemen eşitlik ve anlaşmazlıkların diplomasiyle çözümü gibi prensipler, bizzat bu sistemin kurucuları tarafından acıkınca yenilen putlara dönüştürülmüş durumda. Yıllardır bize hukuktan, insan hak ve hürriyetlerinden bahsedenlerin bizzat kendileri bugün bu değerleri yok sayıyor, çiğnemekte hiçbir beis görmüyorlar. Belirsizliğin, gerilimin, çatışmanın ve hukuksuzluğun norm haline geldiği böyle hassas bir konjonktürde Türkiye’nin tavrı bellidir. Biz bölgemizi ve insanlığı ilgilendiren meselelerde asla tarafsız değiliz.
“TÜRKİYE OLARAK barışın TARAFINDAYIZ”
Kardeşlerimizin ve komşularımızın huzurunu bozan hadiselerde tarafsız değiliz. Biz, tüm dünyanın geleceğini tehdit eden konularda tarafsız değiliz. Tam tersine Türkiye olarak sulh ve sükunun tarafındayız, huzurun ve istikrarın tarafındayız. Dayanışmanın ve işbirliğinin tarafındayız. Evrensel değerlerin, adaletin ve kalkınmanın tarafındayız. Sorunların diyalog ve diplomasiyle çözülmesinin tarafındayız.
Çatışma yerine müzakerenin, savaş yerine barışın tarafındayız. Öldürmenin, katletmenin, haydutluğun ve soykırımların değil; hakkın, hakikatin ve nerede olursa olsun insanı yaşatmanın tarafındayız. Mazlumların gözyaşını dindirmenin, zulmü engellemenin tarafındayız. Bu çizgimizi, bu duruşumuzu her daim koruyacağız. Nasıl bugünlere oyunları bozarak geldiysek; nasıl bize demokrasi ve insan hakları dersi verenler susarken, zulmün olduğu her yerde cesaretle hakkı haykırdıysak, nasıl zalimlere hiçbir zaman boyun eğmediysek; Allah’ın izni, aziz milletimizin güçlü desteğiyle adaletsizlikler karşısında dik durmaya devam edeceğiz.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE MESAJI
Basiretli düşünmeye, soğukkanlı olmaya, sağduyulu davranmaya devam edeceğiz. Bilhassa yakın çevremizde füzeler havada uçuşurken, 86 milyonun tek bir ferdinin dahi kılına zarar gelmemesi için dikkatli, temkinli, sabırlı; fakat haksızlıklar ve haydutluklar karşısında da bir o kadar dirayetli olmaya devam edeceğiz. Dünyanın fırtınalı sularda seyrettiği günümüzde altyapımızı, ekonomimizi, diplomasimizi, ordumuzu ve savunma sanayimizi güçlendirerek, milli birliğimizi tahkim ederek hep beraber Türkiye Yüzyılı’na hazırlanıyoruz.
Burada şunu önemle ifade etmek istiyorum: Türkiye Yüzyılı vizyonumuzun köşe taşlarından biri, terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedefiyle yürüttüğümüz çalışmalardır. 23 Nisan 1920’den bugüne Meclisimiz, milli dertlere milli reçeteler yazma konusundaki maharetini farklı vesilelerle göstermiştir. Bu Gazi Meclis; ne kadar komplike olursa olsun, ülkenin ve milletin canını yakan her türlü soruna çözüm üretecek kapasiteye, dirayete ve demokratik olgunluğa hamdolsun bugün de ziyadesiyle sahiptir. Meclisimiz bünyesinde kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarihi misyonunu başarıyla yerine getirmiştir.
Komisyon, siyasi parti gruplarının mutabakatıyla nihai raporunu kabul etmiş; böylece sürece olan inancı güçlendirmiş, terörsüz Türkiye hedefine giden yolda ufuk açıcı bir rol üstlenmiştir. Başta Meclis Başkanımız Numan Kurtulmuş olmak üzere komisyonda görev alan tüm milletvekillerine kalpten teşekkür ediyorum.
Kaynak: Türkgün /
