MHP’LI ADAN: BU KADARI ALÇAKLAR IÇIN BILE AYIPTIR
MHP’li Celal Adan “Başbakan ve çalışma arkadaşları topyekün Abdullah Öcalan’ın devletin iradesini yerlerde süründüren beyanlarına övgüler düzmüşlerdir” dedi.
MHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Celal Adan TBMM’de bir basın toplantısı düzenledi.
Adan’ın konuşmasının tam metni şu şekilde:
Değerli Basın Mensupları;
Türk Devleti ve Türk Milleti tarihi içerisinde hiç bu kadar tehdit ve tehlikelere açık hale gelmemişti.
Bu topraklarda özgürce yaşayan herkes büyük acı duymalıdır ki:
Türk milletinden bugün Allah’ın nasip ettiği kendi adını, zafer ve kahramanlıklarla dolu kendi tarihini, şehit kanlarıyla kazanılmış ve bütün dünyaya tescil ettirilmiş kendi egemenlik hakkını tiksindirici bir pazarlıkla, gizlice, darmadağınık hale getirilmek istenmektedir.
Milli haysiyetimizi, milli şerefimizi oluşturan ne kadar değer varsa bu hükümet tarafından masaya konulmuştur.
Genel Başkanımızın yüzbinlerin iştirakiyle yapılmış bursa mitinginde söylediklerini herkes tekrar tekrar okumalıdır.
Bursa’da sadece Sayın Devlet Bahçeli konuşmadı…
Bursa’da Türk milletinin öfkesi konuştu…
İncinen şehitlerin ruhları dile geldi…
Ve Bursa’da Milliyetçi Hareket konuştu…
Bu ülkeye kafayı takmış olanlar, gaflet ve dalalet uykusunda gittikleri yolun kötü bir yol olduğunun farkında olmayanlar, Hatta ihanet içinde olanlar bursa mitinginde yükselen sese, orada dile gelen ruha dikkat etmeliler, orada söylenenleri iyi anlamalılar.
Milliyetçi Hareketi hafife alanlara, milliyetçi ülkücü hareketin ağırlığı behemehâl gösterilecektir.
Değerli Basın Mensupları;
Gerçekten utanç vericidir.
Bu millet ar ve hayâ damarlarının sağlamlığı ile bilinir.
Ama bu milletin seçtiği iktidarda, bu ülkenin bir kısım medyasında, bu ülkenin bazı aydınlarında artık ar ve hayâ duygusu kalmamış.
Bu çevreler günlerdir Diyarbakır meydanında sergilenen o utanç tablosuna alkış tutar hale gelmişler.
Yine bu çevreler PKK terör örgütü liderinin mektup ve mesajlarına neredeyse ilahi bir anlam yüklediler.
21 Mart günü ise o malum, o meş’um metin okunurken ve okunduktan sonra o teröristi adeta bir mesih haline getirdiler.
Ayıptır, bu kadarı alçaklar için bile ayıptır.
Türk Devletinin bütün devlet olma vasıfları bir teröristin iradesine ve insiyatifine bırakılmıştır.
Sayın Başbakan günlerdir PKK’lı hainlere “güvenlik garantisi” vermekle meşguldür.
Aynı Sayın Başbakan ve çalışma arkadaşları topyekün Abdullah Öcalan’ın devletin iradesini yerlerde süründüren beyanlarına övgüler düzmüşlerdir.
Çok beğenmişler eşkiyabaşının mesajlarını…
Sormak gerekir bu arkadaşlara…
Bu milletin kanla kurduğu Türkiye Cumhuriyetinin tarihine küfür etmesi mi hoşunuza giden?
Bugüne kadar şehit ettiğimiz Türk Askerleri, Türk Devletine verdiğimiz zararlar, hiçbiri boşuna değildi anlamında söylediği sözler mi alkışladığınız sözler?
Milli devletlerin ölümünü ilan eden bölücü başını bir milli devlet olan Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ve onun arkadaşları niye bu kadar hararetle övüyorlar?
AKP ulus devlete karşıysa bunu bir hainin ardına saklanarak belli etmesin…
Çıksın açıkça ifade etsin.
Millet bu iktidarın ikiyüzlülüğünden olayların gerçek yanını göremez hale gelmiştir.
Çünkü giderek demokrasiden uzaklaşıyoruz.
Bugünün Türkiye’sinde hiçbir şey şeffaf değildir.
“ terörist başıyla neyin pazarlığını yaptınız” diye soruyoruz…
Hükümet üyeleri bön bön yüzümüze bakıyor.
İyi polis kötü polis oyununda bu günlerde söz kandil in karayılan’ın da.
Karayılan’ın ağzından çıkan sözlerinin neresinde barış var.
Milleti bu derece cesurca kandıranlar bunun bir gün hesabını millete verecekler.
Değerli Basın Mensupları;
Bildiğiniz gibi 31 Mayıs 2010 tarihinde Gazze’ye insani yardım malzemesi götüren Mavi Marmara gemisine İsrail askerleri tarafından bir saldırı düzenlendi ve 9 Türk vatandaşı şehit edildi.
Bu olay akabinde AKP hükümeti bizim de desteklediğimiz biçimde ilişkilerin normalleşme şartlarını deklere etti.
Aradan 3 yıl geçti, bir gün ABD Başkanı Obama’dan Sayın Tayyip Erdoğan’a bir telefon geliyor ve “telefonu Netanyahu’ya veriyorum” diyor.
Telefonun öbür ucundaki İsrail Başbakanı söylendiğine göre Sayın Tayyip Erdoğan’dan özür dilemiş.
Yine söylendiğine göre Sayın Erdoğan’da bu özrü kabul ettiğini söylemiş.
Değerli Basın Mensupları;
Burada bir tuhaflık yok mu?
Medyanın buradaki tuhaflığı, hatta komikliği yakalaması gerekmez miydi?
Nedir bu tuhaflıklar?
Bir:
Ülkelerin birbirinden özür dilemesi uluslararası hukukta yeri olan bir kavramdır.
Devletler bu kararlarını tarihe bir kanıt olarak yazılı olarak yaparlar.
Oysa İsrail devleti:
1- Ayrıntılarını bilmediğimiz bir telefonla Sayın Erdoğan’dan özür dilemiştir.
2- İsrail Devleti gerçek bir özür dileyecekse bunu Türk Milleti’nin, vatandaşlarına ve bayrağına saldırdığı için Türk Devletinden dilemeliydi.
3- Üstelik bu özür yazılı bir metinle açıklanmalıydı.
İsrail Dışişleri Bakanlığının konuya ilişkin metni bir özür metni değil, durumu idare etme metnidir.
Diğer taraftan,
Türkiye’nin tavrı bu özür dileme olayının bir geçiştirme ve Türk kamuoyunu açıkça yanıltma girişimi olduğunu gösteriyor.
22 Mart ta başbakanlıktan yapılan açıklamada:
“Can kaybı ve yaralanmaya yol açan her türlü operasyonel hatadan dolayı Netanyahu’nun İsrail adına Türk halkından özür dilediği ve Erdoğan’ın da bu özrü kabul ettiği” belirtiliyor.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi;
1- Netanyahu’nun İsrail milleti adına Türk milletinden özür dilediğine dair ifadelerin açıkça yer aldığı uluslararası hukukun “devletin özür dilemesi” kavramına uygun yazılı bir metni biz niçin göremiyoruz?
2- Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığından yapılan açıklamada “her türlü operasyonel hatadan dolayı” ifadesi kullanılmıştır.
Oysa;
Türkiye’nin başından beri iddiası bu saldırının uluslararası sularda yapılmış ve “taammüden, yani öldürmeyi planlayarak” yapılmış olduğuydu.
Türkiye bu iddiasını geri çekmiş, adeta İsrail’i aklamıştır.
Ve asıl yapılanı burada milletimizle paylaşıyorum:
Sayın Başbakan ve AKP iktidarı Mavi Marmara şehitlerinin davasını açıkça İsrail’e satmıştır.
Zira Türkiye’nin kullandığı argümanlar İsrail’i uluslararası hukuk nezdinde aklama amacı taşımaktadır.
Çünkü uluslararası hukukta özür dileme kavramı kullanıldığı vakit, özrü dileyen ülkenin o suçu işlediği resmen kabul edilmiş sayılır.
Oysa bu durum şimdi AKP Hükümeti tarafından; İsrail operasyonda sadece “ hata yapmış” sayılmıştır.
AKP hükümetinin İsrail’e verdiği “âdem-i mesuliyet” yani “sorumlu tutulmama” tavizidir.
Değerli Basın Mensupları;
Bu ülkenin İslamcıları,
Muhafazakarları,
Buradan açıkça ifade ediyorum ve herkesin duymasını istiyorum:
AKP Hükümeti Mavi Marmara gemisi davasını İsrail’e satmıştır.
Ne uğruna satmıştır?
Niçin böyle bir sahte özür oyununa bilerek, isteyerek, taammüden alet olmuştur?
Bunu henüz kimse bilmiyor.
Değerli Basın Mensupları;
Tarihe tanıklık eden herkes Milliyetçi Hareketin mitinglerini dikkatle izlemelidir.
Tarihin ve milletin nabzı milliyetçi hareketin mitinglerinde atmaktadır.
Bu mitingler Türk Milletinin uyanıklığının ifadesidir, kendini koruma reflekslerinin ne kadar güçlü olduğunun ifadesidir.
Geçen hafta Bursa’daydık, yüzbinler Türk Milletinin ideallerine bağlılığını haykırdı.
20 Nisan’da İzmir’de “bayrak mitingi” yapacağız. Ardından Adana’da “vatan mitingi”. Sonra Erzurum’da “birlik mitingi”, Konya’da “Türkçe mitingi”, Elazığ’da “kardeşlik mitingi”, İstanbul’da “demokrasi mitingi”, Samsun’da “kurtuluş mitingi” ve Ankara’da “Türkiye mitingi” düzenleyeceğiz.
Meydanlarda;
Tarihin ve milletin huzurunda milletimizin temeline parça tesirli bombalar koyanları teşhir edeceğiz.
Hepinize saygılar sunarım.