Dolar 44,5811
Euro 51,4630
Altın 6.704,43
BİST 12.936,35
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 18°C
Parçalı Bulutlu
İstanbul
18°C
Parçalı Bulutlu
Pts 19°C
Sal 17°C
Çar 15°C
Per 14°C

VATAN KAYGISI

VATAN KAYGISI
18/08/2016 17:45
A+
A-

Türkiye’de solun yaptığı en başarılı iş, solun kusurlarını gizlemektir.

Önceleri bunun şarka mahsus bir kurnazlık olduğunu düşünürdüm. Oysa zamanla bunun “dibi bulanık” olmaktan kaynaklanan enternasyonal bir karakter özelliği olduğunu fark ettim.

Ana Sosyalist Sovyetler Birliği bile 1990’da Kapitalizmi ihya ederek havlu atarken ortaya nur topu gibi bir kapitalist süper güç çıkmıştı.

Deneyimli solcuların 15 Temmuz Darbe girişimine yüzlerce ölü ve binlerce yaralıya rağmen “tiyatro” diyebilmeleri, solun bol ölümlü oyunlara aşina olmasından ileri geliyor!

Türkiye’de aynen 15 Temmuz’daki gibi “devleti ele geçirmeye yönelik” ilk ideolojik cunta faaliyeti, “9 Mart Darbe Girişimi”dir.

Başarısızlıkla sonuçlanmış ve 12 Mart karşı darbesiyle yeni bir intikam evresine girmiştir.

70’lerdeki silahlı devrimci gençlik hareketleri, PKK, TKP-ML, Acilciler, TİİKP ve bugünkü Perinçek çevresi, 9 Mart’ta uç veren “Milli Demokratik Devrim” hareketinin sapkın uzantılarıdır.

Vatan Partisindeki emekli asker yoğunluğu da kendileri bilmese bile Perinçek’in 1970’lerin başındaki cuntacı mazisinden kaynaklanır.

Bu Jakobenler “iktidarı namlunun ucunda gördükleri” için ideolojik yüklerini daima terörist kafasıyla kurmay aklı arasında bir yerlerde muhafaza ederler.

Perinçek’in 80’lerdeki Apo ziyaretinin temel esprisi de budur.

Onlar için askerlerin, sivillerin, gençlerin, yaşlıların, çocukların hatta bebeklerin ölmesinin fazla bir ehemmiyeti yoktur. Çünkü “kutsanmış amaç” vasıtayı meşru kılmaktadır!

Türkiye’de merkez sağ, Sosyalist sola “azınlık” hatta “ideolojik bir çıkıntı” olduğunu DP’nin 50’lerde kazandığı üç seçim boyunca hissettirmiş, Adalet Partisi de 1965 ve 1969’da bu “acı gerçeği” hatırlatmaktan geri durmamıştır.

Devrimci sola bir tek iktidar yolu kalmıştır; o da: “Milli Demokratik Devrim”le ulaşılacak BAAS tarzı bir azınlık diktatörlüğüdür.

Bunun için ordunun kullanılabileceğini 27 Mayıs Darbesi göstermiştir. Yani yapılacak iş, subayları davaya inandırmak, üniversite gençliğini hareketlendirmek ve devrimi gerçekleştirmektir.

9 Mart Cuntasının, tepedeki komutanların son anda karar değiştirmeleri yüzünden başarısız olmasıyla gerçekleşen 12 Mart Muhtırasının tutuklama, sansür ve takibat süreci, bugünkü 15 Temmuz’un başarısız olmasıyla içine girilen OHAL sürecine benzemektedir.

O zaman da bugünkü gibi ava giden avlanmıştır. TİİKP kurucusu Doğu Perinçek, 12 Mart’ta 20 yıl hüküm giymiş ve 1974’te Ecevit affıyla çıkarak karanlık yolculuğunu sürdürmüştür.

Sola dönük bir devrim için askeri veya sivil gençlik gücü kullanma hevesindeki bir devrimcinin, hızla taban bulan Ülkücü dinamizmi hayati bir engel olarak görmesinde şaşılacak bir şey yoktur.

70’lerde Maocu Aydınlık’ın iki hedefi vardı. “Moskovacı solu” frenlemek ve “Milliyetçi sağ”ı kırdırmak!

Perinçek, böylece “Ulusalcı sol”un önündeki engelleri kaldıracağını düşünüyordu.

1972’de Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu yöneticileri Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Arslan kimisine göre ağır sayılabilecek kararlarla idam edildiler.

Kararlar adi suç ölçeğinde belki ağırdı; ama bu “orduların” 9 Martçı Cuntasının sivil ayağı olduğu düşünüldüğünde karar en azından tutarlıydı.

Bugün de darbeciler içine idam istenmesi aynı makul sebebe dayanmaktadır.

Anarşist gençleri bu denli önemli bir tehdit haline getiren faktör, gençlik enerjileri veya “kitlesel cazibeleri” değildi. Sistem onların derin ve provokatif cunta bağlantılarıyla ilgileniyordu.

Bugün, FETÖ’nün orduya sızma operasyonunun o yılların havasından etkilenerek başladığı ve 80’den sonra hızlandığı anlaşılmaktadır.

Bu konuları hatırlatmamızın tabii ki tek sebebi bu değil…

15 Temmuz’dan sonra bazı fırsatçıların gizli tanık gibi sıfatlarla soruşturmalara ve yargılamalara müdahale ettikleri duyumunu alıyoruz.

Bu vatani meselenin içine kırk yıllık ideolojik hesaplar asla karıştırılmamalıdır!

Bu süreçte bir tek Ülkücünün bile sicilinin lekelenmesine, burnunun kanamasına razı değiliz.

Hele hele son 14 yılın siyasi sorumluları ve kırk yıllık cemaat dostları yerli yerinde dururken, darbeyle, vukuatla hiç bir alakası olmayan Ülkücülerin aynen 1970’lerdeki gibi dibi kızıl muhbirler tarafından hedef gösterilmesine kayıtsız kalamayız!

Her türlü bel altı vuruşun, Yenikapı’da hep birlikte teneffüs ettiğimiz kardeşlik havasını zehirleyeceğinden kimsenin şüphesi olmamalıdır.

Ajanların, muhbirlerin maksadı bellidir; ama Ülkücüler de sahipsiz değildir.

Ajan kafası, kurmay aklı, ideolojik beyin, hukukçu mantığı…

Bunlar, farklı derinliklerde kendi usulleriyle çalışırlar.

Cuntacı aklıyla darbe bastıramaz, olsa olsa kalıcı kırılmalara ve yeni darbelere zemin hazırlarsınız!

Eğer “önce vatan” dediyseniz; ilk önce Ülkücülere güvenmeniz gerekir.

Çünkü Ülkücülerin ideolojik önceliği, vatan, millet ve devlettir!

Şükrü ALNIAÇIK

ortadoğugazetesi